Tepenin Ardı (2012): Dosta, Düşmana…

Kaan Karsan
Kaan Karsan
12 Aralık 2012

Son yılların en popüler kelimelerinden bir tanesi ülkenin girdaplı politik vaziyetiyle birlikte yükselişe geçen ‘öteki’ kelimesi elbette ki… Tepenin Ardı da ‘öteki’ üzerine bir film. Tüm öyküsü, yargısı ve akışı ‘öteki’ kelimesinin anlamının ve varlığının nasıl oluştuğunu, ‘öteki’nin nasıl yollardan geçip de ‘öteki’ olduğunu ve ötekinin, öteki olabilmek adına nelere ihtiyaç duyduğunu anlatıyor. Ancak ‘Tepenin Ardı’nın bütün bunları anlatmak için ‘öteki’ye hiç ama hiç ihtiyacı yok. Çünkü Emin Alper, bir öteki hikâyesi anlatmak için ‘öteki’ye ihtiyacının olmadığının ve kimi zaman tüm meselenin de bu olduğunun farkında. Kısacası filmin merkezinde ‘öteki’ var; ancak bu ‘öteki’, mezkûr ‘Tepenin Ardı’nda. Hâkim düşüncenin ‘düşman’ olarak addettiği safı irdelemek yerine, yine aynı hâkim düşüncenin ‘dost’ olarak netlediği tarafı masaya yatıran ve bunun üzerinden ayakları yere basan tespitler yapan, alabildiğine sarsıcı bir film Tepenin Ardı’nda. Dosta düşmana…

Tepenin Ardı, kişisel yaşam algısının ve hayal kırıklıklarının içerisine hapsolmuş birkaç karakterin ‘bir arada bulunma’ öyküsünden yola çıkıyor. Dededen toruna üç nesli içine alan bir karakterler sarmalı ve ‘kadınıyla’, oğluyla ve kızıyla, onlara bir kader yadigârı olarak eşlik eden bir adam daha… Bu insanların bir arada bulunması, tıpkı varoluşun kısmi açıklaması gibi, hem tesadüfî hem de kaçınılmaz. Bir yokluğun ortasında, geleneğin aktarımıyla, tepelerin arasında izole birkaç gün geçiriyorlar. Dedenin aksine baba ve oğullar, tabiatın içinde birkaç gün geçirmek adına buraya varmışlar. Oğlanlardan birisi silaha meraklı… Diğeri ise onun psikolojik olarak tezat simetrisini taşır bir vaziyette, askerdeyken zihni dengesini yitirmiş ve kayıp. Babaları, umduğunu bulamamış, bulamayacağını anlayınca ise daha fazla aramamış birisi. Dedeleri ise bu toprakları ‘vatanı’ gibi benimsemiş, kendi mahsulüne zarar veren ‘Tepenin Ardı’ndaki Yörük halkı konusunda endişeli ve genel olarak hayata karşı temkinli…

Aslında Tepenin Ardı’nın güç bulduğu ilk tezat insanlar arasındaki çatışmadan ileri gelmiyor. Zira filmin elinde bir katalizör etkisi görebilecek bir kozu var. Bu insanlar, aslında her şeyin ve herkesin efendisi olarak kabul edebileceğimiz tabiatın tam ortasındalar. Ne kadar esip gürleseler de, ne kadar isteseler de, kendi benlikleri dışında hiçbir şeye tam anlamıyla hâkim olamayacakları meydanda. Lakin insana özgü burnu büyüklük ile bunun farkında değiller. Bu farkında olamama mevzusu, başlarına gelecek işlerin de tetikleyicisi… Belki de insana dair birçok şeyi, insanın zayıflığını, fakirliğini ve sıradanlığını anlayabilmeleri için tüm imkânları ellerine veren bir çevrede, hak etmedikleri kadar güçlü hissediyorlar kendilerini.

Filmin yönetmeni Emin Alper, bu sayede izleyicisine olacaklara dair kayda değer bir ipucu veriyor. İnsan, sahip ve egemen olma güdüsüyle kendi varlığını çetrefilli hale getiriyor. Hem tesadüflere dayalı hem de kaçınılmaz varlığının asıl müjdesine varamıyor. Küçük endişelerin büyük eylemlere dönüşmesi de, tam olarak bundan dolayı, yani, insanın kendisini gerektiğinden fazla ciddiye almasından ileri geliyor. İnsan, kendisini bireysel olarak ciddiye alırken, kendi hâkimiyetini haklı çıkarabilmek adına kendisini inanmayacağı yalanlarla kandırabiliyor. Tepenin Ardı’nın birbirine düşman karakterlerinin kolektif bir biçimde hareket edebilmesinin sebebi bu… Bu birkaç kişilik sürünün içerisinde birbirinin riyakârlığından haberdar olan; ancak bunu o sürü içerisindeki konumlanmaları nedeniyle itiraf edemeyen insanlar var. Bu da temelde birbirlerine karşı edindikleri öfkenin içlerinde var olan suçluyu işaret etme hevesiyle birleşip bir ‘günah keçisi’ yaratma çabasından peyda oluyor.

Bu birkaç kişinin ‘düşman yaratma’ öyküsünü sadece birkaç kişiye bağlı olarak sonuca vardırmak elbette ki anlamsız olur. Zira Tepenin Ardı’nın asıl derdi ve başarısı bir günlük hayat sorununu oldukça geniş bir açıdan peliküle dökmek… Yani, Tepenin Ardı, izleyenine kapalı ve öfke dolu bir toplumun alegorisini sunuyor birkaç kişi üzerinden. Bu denklem, çok bilinmeyenli birçok coğrafya üzerinde geçerli olduğu gibi ait olduğu ülkenin politik sisteminin ana damarını oluşturuyor. ‘Öteki’ mevzusunun tüm girintileri, kabaca değil, kibarca bir okumayla belirgin bir hale bürünüyorlar. Emin Alper, karakterlerinin ‘düşmanlaştırdığı’ kişileri hiç göstermeyerek ve kimi detayları belli belirsiz takdim ederek öyküsünü paranoyanın hâkim olduğu sulara çekiyor ve bunun neticesinde de film, hiçbir nedenin, hiçbir duygunun, kısacası, hiçbir şeyin açıklayamayacağı bir savaşa mahal veriyor. Film, bu nedeni saptırılmış bu savaşın tüm nedenlerini dürüst bir şekilde gün yüzüne çıkarırken, ‘yargı’yı ise izleyenine bırakıyor.

Emin Alper’in özellikle fikirsel anlamda olağanüstü bir yetkinlikle kotardığı filmi, toplumun bir kısmına yeni bir tahammül eşiği bahşedebilecek derecede dürüst ve ikna edici. Kaba tabirle Tepenin Ardı’nın ihtiyaç duyulan türden bir ‘ibretlik’ olduğunu söylesek çok da yanlış olmayacaktır. İlk sahnesinden son sahnesine kadar, ne yaptığının ve ne söylediğinin farkında olan film toplumun farkındalık yoksunluğu için yakılmış bir ağıt. Tepenin Ardı,  içinde yaşadığı toplumun hakirliğine hâkim, öfkesiz, gözlemci ve tam da ihtiyaç duyduğumuz bakışın filmi; bir vicdan dersi…

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 5