Killing Them Softly (2012): Kibarca Anlatmak

Kaan Karsan
Kaan Karsan
17 Aralık 2012

İlk filmi “Chopper” ve akabinde çektiği “The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford” ile bir anda kendini spot ışıklarının altında bulan Andrew Dominik’ten bahsederken ‘meziyetli’ ve ‘gösterişçi’ kelimelerini aynı cümle içerisinde kullanabiliriz. ‘Gösterişçi’ olmasının sebebini meziyetlerine bağlayarak da bu ikilemden mantıklı bir nedensellik ile ayrılabiliriz. Fazlasıyla merak uyandırıcı olan bu Yeni Zelandalı sinemacının ilk olarak Cannes’da görücüye çıkan, tuhaf mı tuhaf yeni filmi ‘Killing Them Softly’yi anlatmaya nereden başlarsak başlayalım, varacağımız nokta aynı olacaktır. Zira ‘Killing Them Softly’, bir tür sineması örneğiymiş gibi yaparak türünü büken, etrafına mecazlar savuran ve daha önce görmediğiniz türden bir deneyim olmayı başaran bir film.

Tipik suç filmi kalıbıyla yola çıkıp, ‘suç’ kavramını çatışma düzeyinde yeniden ‘suç’ kavramıyla burun buruna getirerek henüz fikir aşamasında kök prototipinden ayrılan bir film var karşımızda. “Killing Them Softly” 2009’dan itibaren dünyanın içine girdiği ve bir türlü çıkamadığı ekonomik erimeyi ele almak için oldukça minimal bir odak belirliyor kendisine. Ekonominin kök hücrelerinden olan kumarhanelerden birinin kontrolsüz soygunu, buna bağımlı işleyen maddi mekanizmanın aldığı üst düzey hasar ve otorite nezdinde başlayan bir temizleme operasyonu, Killing Them Softly’nin çizmek için çabaladığı yakın dönem Amerika portresinin ana hatlarını oluşturuyorlar.

killing-them-softly-brad-pitt-poster-header

Killing Them Softly amacını ve meselesini izleyeninden hiçbir şekilde gizlemeyen bir film. Hatta o kadar açık ve net ki, kimi anlarında seyircisini fazla hafife aldığını düşündürtüyor. Radyo ve televizyonların gevezeliği, içinde yaşadığımız dünyanın distopik tonunu veren, uçuruma yürüyen insanlık zihniyeti ve dönemin politik yansımalarını bağıra bağıra derleyen yapısı ilk aşamada fazla konuşkan duruyor. Ancak aslında bunların hepsi filmin asıl emeline hizmet ediyor. Zira Andrew Dominik, belli ki seyircisini ‘kibarca’ dürtmek istiyor. Bu oldukça amaca yönelik ve dürüst bir tercih. Zira Dominik, tüm mecazını bir makine gibi işleyen, yaptıklarının yanlış ya da doğru olduğu bunalımının üzerine gitmeyi uzun süre önce bırakmış ve tek amacı düzenle birlikte var olmak olan karakterler üzerine kuruyor.

Filmin bir sorun çözücü olarak belirlediği Jackie Coogan karakterinin giriftlikten uzak ve makine prensibini yürürlüğe koymuş karakteri de tam olarak bu mevzunun destekleyicisi. Jackie Coogan, oluşan bu ekonomik rezaleti temizlemesi için tutulmuş bir tetikçi. Bir yandan neye hizmet ettiğinin farkında, öte yandan bunu ahlaki girdabına kapılmayacak kadar bireyci ve aklı başında. Bu karakter, yek ve komple bir beden olarak tasvir edebileceğimiz bir ‘ülke’nin bağırsaklarındaki bir ‘dost’ bakteri… Evet, bedene yararlı; ancak sadece bedene yararlı… Jackie Coogan, tüm karakterlerin hiyerarşik diziliminde üst sıralarda görünen biri. Görevini, sadece kendisi için yapan, düzenden yarar sağlayan sıradan bir memur hüviyetinde.

killing them

Amerikan Rüyası ise oldukça karanlı bir kâbusun alt katmanı. Zira tepedeki egemen otorite, yalnızca suçun varlığıyla birlikte kuvvetlenip korku salabiliyor; suçu bir enstrüman gibi kullanarak kendi portföyünde legalize ediyor; tükenim ve tüketimin koşut gittiği bir coğrafyaya bu sayede hakim olabiliyor. Filmin final sahnesinde her şeyin ve herkesin özeti olarak takdim edilen bir diyalog, ‘toplum gibi yaşamak’ tabirini nihayete erdiriyor ve bu samimiyetsiz çabaya samimi bir şekilde dokunuyor. Zahmet edip ve demokrasiye güvenip sandığa giden halka Amerikan politikası dışında herhangi bir seçim şansı tanınmıyor. Amerika, sadece mirasını devrediyor.

Killing Them Softly’nin karakter kişiliklerinden güç depolayan ve zekice yazılmış diyaloglarıyla akan bir yapısı var. Meselesini derinleştirmeden, faili meçhul bir topluma bir ağıt yakıyor. Bu nedenle tüm fikirsel dünyasını bağırırcasına sunması, filmin asıl amacını gün yüzüne çıkarıyor. Killing Them Softly, izleyicisini neredeyse aptal yerine koyarak oldukça cüretkâr bir tavır takınıyor. Amerika’nın politik ve ekonomik işleyişini, global erimeyi, akli bir çıta koymadan, çocuğa anlatırcasına anlatıyor. Hiçbir zaman kapatılmayan televizyonlar, dünyanın kapıldığı ekonomik girdabı didiklerken, Dominik’in kamerası net bir nedenselliğin peşinden gidiyor.

Son celsede yüzeyde Killing Them Softly’den geriye ölen, öldüren adamlardan, patlayan silahlardan başka hiçbir şey kalmıyor. Ancak asıl olan, bu görünür yüzeyin altında yatıyor. Andrew Dominik üçüncü şaheserinde oldukça sert bir ton ile laf arasındaki gerçekleri masaya yatırıyor. Killing Them Softly, düzen eleştirisini, seyircisini infaz ederek, idrak mekanizmamızı titreştirerek yapıyor. Bu da senenin en cesur ve en iyi filmlerinden bir tanesini izlememizi sağlıyor.

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
2 votes, average: 3,50 out of 52 votes, average: 3,50 out of 52 votes, average: 3,50 out of 52 votes, average: 3,50 out of 52 votes, average: 3,50 out of 5