Kader (2006): Kader’in Masumiyet’i

Kaan Karsan
Kaan Karsan
31 Mayıs 2011

“Bekir Uğur’a, Uğur Zagor’a, Zagor da serseliğe aşıktır.”

“Aşk” diye bir şey var, bilmem duydunuz mu? Çok tanımlı, bir o kadar da acılı bir kelime kimileri için. O kişiler için çok tanımlı iken, bazıları için ise tamamen tanımsız, bazıları için anlamsız, bazıları içinse dünyada var olan tüm anlamları yok edip tek başına onların yerine geçebilecek kadar güçlüdür “aşk”. Mesela Bekir için öyledir işte. Bekir’i hiç beklemediği bir anda vurmuştur. Bekir, dükkanına gelen, ona halıların fiyatını soran ve daha sonra da onunla inceden dalga geçen Uğur’a, bir anda, o anda, bir köpek gibi aşık olmuştur. Bu bazı şeylerin başlangıcı olurken, neredeyse her şeyin sonu olacaktır Bekir için. Aşk, tüm var ediciliğiyle, tüm yok ediciliğiyle, Bekir’in aldığı her nefeste ciğerlerine dolmaktadır.

Peki ya Uğur? Ölünce arkasında bırakabildiği tek iz işlediği suçlar olabilecek, hapishane hapishane gezmiş ve gezecek bir serseriye vurulmuş, onun peşine takılmış ve yarı yarıya yok olmuştur. Uğur’un Zagor’a duyduğu aşk uçsuzdur, bucaksızdır. Şehir şehir takip etmektedir Uğur Zagor’u. Zagor nereye sürülürse, sürülsün Uğur peşinden sürüklenmekte ve Bekir’i peşinden sürüklemektedir. Birbirlerine tutunsa ayakta kalabilecek olan üç kayıp ruh, bozuk bir döngü içerisinde, tahammül sınırlarının çok ötesinde bir ölüm-kalım mücadelesi vermektedirler.

Bekir’in Uğur’a duyduğu o aşk, aşk olduğu kadar bir saplantıdır. Bekir’i canlı canlı yiyen bir hastalık, bir nevi ruhsal kanserdir. Bir araftır bu aşk. Bekir’in hem gidememesi, hem kalamamasıdır. “Kaç sefer yemin ettim” demesi, ve sonra tekrar Uğur’un peşine takılıp gitmesidir. Bekir’in karısını, çocuğunu tanıyamamasıdır bu aşk. Hem eşini, hem kendini hem de tüm dünyayı aldatması, benliğinin büyük belasıdır bu aşk. Bu aşk Uğur’un umursamazlığıdır. Bekir’den güç alıp Zagor’a daha çok bağlanması ve Zagor hapisteyken, kendini hapsetmesidir. Çözümü olmayan bir kördüğüm, yazdıkça bitmeyen yaralayıcı bir şiirdir.

Bazen ölüm, siz yaşadığınızı sanırken çoktan gelmiş, sizi almış ve bilinmeyenin orta yerine götürüp orada yapayalnız bırakmıştır. Bazen siz, teslim olmaktan korkarken, çoktan en dipsiz kuyuya hapis edilmişsinizdir. Bazen, geride bıraktığınız yıllarda, hiçbir zaman kendiniz olamadığınız anlamışsınızdır.Bekir kişiliğini hiçe saymıştır artık. Geçmişi hatırladıkça “Efendi çocuktuk tabii o zaman.” demekte ve yaşadığı değişimin sonsuzluğunda kaybolmaktadır Bekir. Kendisini, aşık olduğu kadın olan Uğur’un pezevengi gibi hissetmesinden dolayı içerisinde bulunduğu o psikolojik buhran onu günden güne bitirmekteyken, her şeye rağmen Uğur’un yanında bulunabilmekten; ona dokunamasa bile uzaktan Uğur’u koklayabilmekten tarifsiz bir zevk almakta ve psikolojik bir mastürbasyon ile kendini tatmin edip akıl-fikir ömrünü uzatmaktadır. Arada bir kendini tutamayıp Uğur’a cinsel bir saldırıda bulunmak istese de ona duyduğu korkunç aşk tarafından engellenmekte ve ciğerci dükkanındaki kediyi andırmakta, hatta bizzat o kedi olmaktadır. Bekir, kim olduğunu, nerden geldiğini unutmuş; kişiliğini tamamen hiçe saymış; bir sonraki adımdan bihaber bir boşluğa dönüşmüş ve karşı koyamadığı bu aşka tüm benliğiyle boyun eğmiştir.

Bekir, Uğur ve Zagor ayaklarına bağlı zincirlerle, birbirlerine karşı hem tahammülsüz, hem de birbirlerine muhtaç hallerde, hiçbir zaman yaşamamışlardır belki de. Bu kesinliğin tam ortasında, aşk denen kavramın hakimiyetinde, bir üçüncü sayfa haberinde, gerçek üstü rollerde, her gün daha çok yok olan bu insanlar, aşk kadar ölümü de tanımlamaktadırlar. Çünkü ölüm de bazıları için çok tanımlı ve içi asla boşalmayacak şekilde anlamlıdır. Ve hiçbir şey değişmeyecektir.

Çünkü, “Bekir Uğur’a, Uğur Zagor’a, Zagor da serseliğe aşıktır. ”

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com