Hotel Transylvania (2012): Dracula’nın Bilinmeyenleri

Kaan Karsan
Kaan Karsan
23 Kasım 2012

‘Eski’ çocuklar artık büyüdüler. Şimdi ‘yeni’ çocukların ve onların beklentilerini karşılamanın zamanı… Bunun ispatlarından bir tanesi ve en tazesi de hiç şüphe yok ki bu hafta sinema salonlarımıza teşrif eden Hotel Transylvania… Pixar’ın animasyon sektörüne yaptığı ve ortalama zekâyı yükselttiğinden dahi dem vurabileceğimiz devasa katkının ardından dönüşen animasyon kültürü, artık yavaş yavaş korkutucu ve çocuklar söz konusu olduğunda ötelenen mitlerin yoluna da sapmaya başladı. Geçtiğimiz hafta Burton’ın Frankenweenie’si ile karşılaştırdığımız çocuksu ancak bir o kadar da korkutucu Frankenstein uyarlamasının ardından bu hafta da Hotel Transylvania ile Dracula mitiyle kavruluyor olmamız bu bakımdan fazlasıyla manidar.

Hotel Transylvania’nın, çıkış noktasında sarıldığı oldukça dikkat çekici ve duygusal bir fikri var. İnsanların ucube olarak nitelediği tüm yaratıklar, kendilerine karşı takınılan düşmanca tavrın ardından insanlardan uzaklaşıp barış içerisinde yaşayabilecekleri ‘uzaklara’ çekiliyorlar. Bu ‘ucube’ ekibin kolektif bir biçimde saygı duyduğu Dracula ise herkesin çeşitli emeller uğruna bir araya gelebileceği bir otel inşa ediyor. İnsandan ve insanilikten tamamen arındırılmış olan bu oteli, tamamen tesadüfî bir şekilde cereyan eden olaylar silsilesi sebebiyetiyle bir insan ziyaret edince de tüm proje bir anda sarpa sarıyor elbette ki. Hele ki Dracula’nın dışarıdaki dünyaya ve insan ırkına olan merakı oldukça yüksek düzeyde olan kızının ‘arzuları’ da eklenince, Dracula ne yapacağını şaşırıyor.

Dökülelim, Hotel Transylvania, Pixar ile Dreamworks rekabetindeki herhangi bir noktadan, yarışa bir ‘rekabetçi’ olarak katılabilecek bir film değil. Lakin oldukça iyi referanslara sahip senaristlerinin büyük katkılarıyla kayda değer ölçüde zeki ve keyifli olmayı başarıyor. Son dönemde animasyon türünün ‘hazır’ bir gişesinin olduğu ve sinemayla yaşayan her ülkede ebeveynlerin çocuklarını ‘herhangi’ bir animasyon filmine götürebilmek için can attıkları aşikâr. Bilindiği üzere bu ‘garantili gişe’ mevzusu ortaya birçok çöp-animasyonun çıkmasına yol açmıştı. Hotel Transylvania, ana-iskeleti oluşturan öyküsünü hiçbir şekilde yaratıcı boyutlara taşıyamıyor olsa da anı ve seyirciyi yakalamış olan mizahıyla kesinlikle güldürmeyi başarıyor. Kurgusal olarak sahneleri birbirine güzelce eklemleyip de akılda kalıcı bir genel akış oluşturamasa da, skeçleri dizen; ancak skeçlerine özen gösteren yapısıyla verdiğiniz bilet parasını fazlasıyla hak ettiğini müjdeliyor.

Asıl ürkütücü ve ucube olanın insan olduğu söyleminden yola çıkan film, kendi oluşturduğu özeleştirel boyutunun üzerine gitmek yerine onu belli bir noktada bir kenara bırakıyor. Bunun ne kendini ne de karakterlerini ciddiye alan bir filmin genel izleğine koşut gittiğini söyleyebiliriz. Lakin elbette ki bu filmin tümüyle hafiflemesine ve sinemasal olarak değer kaybetmesine yol açıyor. Bu bakımdan, Hotel Transylvania’nın genelde romantik-komedi ve aksiyon türü için kullanılan ‘izle ve unut’ kalıbına bir animasyon filmi olarak uyum sağladığını dile getirmemiz gerekiyor.

Çoğu animasyon filminin yazısında olduğu gibi bu noktaya gelmemiz kaçınılmaz. Öyle ki Hotel Transylvania da ‘hem büyüklere hem de küçüklere’ hitap eden bir animasyon filmi… Hatta içerdiği bazı esprileriyle daha çok büyüklere hitap ettiğini dahi söyleyebiliriz.

Not: Hazır başka bir ‘vampirize’ serinin üzerinden geçmişken ekleyelim, Hotel Transylvania, izleyicisini Twilight’tan çok daha fazla ciddiye alan bir film. Öyle ki, amaçsız olmak için çabalarken bile Twilight’dan daha amaçlı ve özenli…

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5