Demirkubuz’un Parmaklıkları

Demirkubuz sineması denilince zihinlere gelen ilk kelime kuşkusuz kötülük olacaktır. Kendisinin “hiç çekmeseydim” dediği C Blok’tan başlayıp bizlerin hiç çekmeseydi dediğimiz Kıskanmak’a dek hakim olan yegane kavram kötülük. Demirkubuz, kötülüğü en belirgin şekilde konu ve konu işleyiş biçemiyle belirtmiş birkaç defa da metaforlar ve sinema hileleriyle zihinlere iyice kazımıştır. Bunun son örneği “Kıskanmak” filmindeki köz metaforudur. İnsanlığın başından beri kötülük, suç vb. kavramların varolduğu gerçeğini “üç bin yıl önce de Mezopotamya’da savaş vardı, şimdi de var, beş yüz yıl sonra da olacak” diye dillendiren Demirkubuz’un suç-suçluluk-cezalandırma ekseriyetinde filmler yapmasına şaşırmamak gerekir.

Gerçek anlamda ilkin Masumiyet’te gösterir düşündüklerini usta yönetmen. Üstelik henüz “Karanlık Üstüne Öyküler” ismini verdiği seriye başlamamıştır ama bu filmden görünür karanlığın hakimiyeti. Yusuf’un (Güven Kıraç) hapishaneden çıkması, üstelik yaşının genç, görünümününse tertemiz olması sanatın en yetkin kozu olan tezatlığın ifadesidir belki de. Masumiyet’te açığa vurulmuş bir tutsaklık hakimdir, bizler parmaklığı görmeyiz ancak yönetmenin tüm filmlerinde olan o karabasanın etkisindeyizdir. Bekir en başından tutsaktır, yirmi yıllık tutsaklık. Hatta öyle ki Masumiyet’i değerlendirirken Kader’i, Kader’i değerlendirirken Masumiyet’i ayrı tutmak yanlış olur. Zagor yokluğuyla Uğur’un tutsaklığıyken aynı zamanda Bekir de Uğur’a gaipten tutsaklığını açığa vurur bir potkal gibi açıklarda kaybolmuşken.

1998 yılına geldiğimizde saklı kalmış bir öykü karşımızdadır. Üçüncü Sayfa. Öyle ki yönetmen bunu en başından gösterir. Zemin kat hatta bodrum katında yaşanır onca şey. Karanlık, izbe, su seslerinin sürekli kulak dövdüğü köhne ve daha nice sıfat sahibi bodrum katı hapishanedir en başında. İsa, Masumiyet’teki hem Bekir hem Yusuf’tur. Ne masum ne suçlu (belki daha fazla suçlu) ancak her Demirkubuz filmindeki gibi kendi halindedir. Hapishaneye girmek her üçüncü sayfa haberinde olan olağan bir olgudur. Filmin ismini bilerek izleyen seyirci sonucu başından görebilir bile. İsa’nın “senin için her şeyi yaparım” demesine Meryem’in “biliyorum” demesi, suçlunun hakime “pişmanım özgür olmak istiyorum” demesini bile çağrıştırabilir. Kabullenmişliğin filmidir “Üçüncü Sayfa”, anlık bir cinnetin ceremesinin değil.

Öyle ki bu kabullenmişlik, suçlu-suçsuz çelişkisiyle “Yazgı”da verilir. Musa, Türk sineması hatta Dünya sineması için en anti karakterlerdendir. Sessizliği kabullenmek…Suçlanmışlığa tepkisizlik…Suçsuzken suçlu gösterilmesi…Dostoyevski’ye bir selam niteliğindedir hepsi. Aynı şekilde L’êtranger uyarlaması olması zaten parmaklık olgusunun zirvesini gösterir bizlere. Yabancı’da, kitaptaki papazın yerini bu kez savcı ve toplum almıştır. Tanrı’ya inanmaması, idam edilirken de böyle sakin kalacağını düşünüyor musunuz diyen savcı, Demirkubuz filmindeki en yoğun ölüm sekanslarındandır. İzleyici karakterle bağdaşmaz ve işte burada Demirkubuz’un bahsettiği kötülük, o bin yıllardır gelen kötülük görünür. Herkes Musa’nın facia-ı katlini ister. Biliriz ki aynı insanlar giyotinin avını yakalamasını da yüzyıllar boyu merak ve korkuyla beraber izlemişlerdir.

Karanlık Üstüne Öyküler’in ikinci filmi İtiraf’tır. Daha çok “C Blok”a benzetebiliriz bu filmi. Belirgin bir hapishane görünürlüğü yokken, kadın-erkek ilişkisinin sosa bulanmamış yalın örneğidir “İtiraf”. Öyle ki tutsaklık bu filmde en yoğun görülür. Nilgün’den şüphelenen Harun’un durumu akıl hastası olmasına ramak kalacak düzeydedir. Günümüz ilişkilerinin en net işlendiği filmi olan “İtiraf” bir aynadır izleyiciye. Burada Kader-Masumiyet timsali gizli kalmış taverna ilişkisi yoktur ve görünür olanın izahı vardır, “İtiraf” ismi de izleyicinin toplumun hadi artık bunu kabul edelim, bizim küçük gerçeğimizi, deyişini çağrıştırmaktadır.

Sonraki filminde usta yönetmen İtiraf’ın kalıntısını ya da öncesini işlemiştir. Arasında direk bir bağıntı olmayan Bekleme Odası-İtiraf için tek yakınlık, karanlık çağrışımı. Her zamanki iç çekişme-kötülüğün yüzeye çıkışı başlıca bir hal alır. Gizem yine bakidir, Ahmet ve kadınları arasında. İtiraf’ta olan Nilgün’ün müphemliğini burada Ahmet üstlenir. Dostoyevski’nin portrelerde yer aldığı filmde Raskolnikov karakteri için oyuncu aranıyor olması ve aranan oyuncunun da suçla içli dışlı olması ve hatta hapishaneyle arkadaş olması ironinin en güzide örneği olsa gerek. Suçluluğun Yazgı’nın aksine resmi olduğu filmde kötülük, tutsaklık olarak görünmez bunun yerine parmaklığın sadece engelleyici yönü görünürdedir.

Haset isminin daha uygun olduğu “Kıskanmak” Demirkubuz’un baktığımızda bu Demirkubuz filmidir diyemeyeceğimiz tek filmi. Üzerine psikanalitik değerlendirmelerin sayfalarca yapıldığı film konu yönüyle ayrılan Demirkubuz ilişki filmlerinde bu kez görsel zenginliği ve bütçesiyle ekranda gri tonaj hakimiyetiyle gösteriyor kendini. Belki de görsel zenginlik, ustanın, bu filmin içeriğini diğer filmlerinden yetkin yapmasına mani olmuştur. Bizim esas konumuz olan hapishane ve parmaklıklarsa kendine gayet tabi yer bulmuştur. Kimi zaman kadının kimi zaman erkeğin, kötülüğe kapılıp filmi oluşturduğu filmlerinde sayıca fazla olan kadın kötülüğüyse Kıskanmak’ta görünüyor. Mükerrem İtiraf’taki Nilgün’ün gizliliğine benzer şekilde kocasını aldatıyorken aralarındaki farkı belirleyici nokta izleyicinin bu aldatışları İtiraf’ta göremiyorken, Kıskanmak’ta alenen görüyor olmasıdır. Yazıda zaruri olarak kullandığımız üzere, eylemlerin sonuçlarının öyle ya da böyle parmaklık olduğu Demirkubuz sinemasında şu anki son merhale Kıskanmak’la atlanmış durumdadır.

Nasıl ki Zeki Demirkubuz kapıları, farklı alt metinleri, psikolojik tahlilleriyle bir inceleme alanıysa şahsi görüşüm de bu tutsaklık, hapishane olgusunun da benzer bir inceleme sınıfında değerlendirilebileceği gerçeğini gözetmemiz gerektiğidir.

 

Not: Yazı, nihilistim nihilim demez herkes kaka yapar tarafından kaleme alınmıştır.