Açlığa Doymak (2012): Yanmayan Kibrit

Kaan Karsan
Kaan Karsan
07 Aralık 2012

Kasvete, karamsarlığa ‘hazır olmayan’ ve sinemadan beklentilerini gerçek hayattan beklemediği mevzular üzerine kuran sinema seyircisi, günlük hayatında o kasvetin ve karamsarlığın tam içerisinde yaşıyor. Bu sebeple sinemamızın meselesinin etrafından dolaşmayan, gerektiğinde tavizsiz ve sert olmayı başarabilen yönetmenlere ve filmlere elbette ki ihtiyacı var. Sözde gerçeği merkez alan ancak genel çerçevede her daim hafifletilmiş, yumuşatılmış bir gerçek sunan; önünde bomboş bir alan varken ileriye doğru adım atmaktan geri duran filmler izlemekten sıkıldık. Yazımızın konusu olan “Açlığa Doymak” ilk bakışta bu ihtiyacın bir kısmını karşılayacakmış gibi görünüyor. Ancak sadece “ilk bakışta”… Zira film sert ve tavizsiz; ancak ‘gerçeği’ yansıtmayı değil; bükmeyi tercih ediyor.

Açlığa Doymak modern tabirle bir ‘kesişen’ öyküler filmi. Birbirine uzaktan ya da yakından bir şekilde temas eden üç insanın hikâyesini peliküle döküyor. Filmin merkezinde kaba deyişle üç adet ‘kaybeden’ var. Bu üç karakter de senaryonun ilk dakikasından son dakikasına değin sürekli olarak yan öykülerle derinleştirilmeye çalışılan ve sırtlarına ‘hayat gerçeği’ yüklenilen karakterler. Bu tipik öykü kurma metoduna bakınca şekilsel herhangi bir sıkıntı göze çarpmıyor. Zira karşımızda her zamanki gibi, hayatın fırtınasında birbiriyle çarpışan ‘kayıp insanlar’ var. Lakin asıl mesele tam olarak da bu çarpışmaların neticesinde ortaya çıkan enerjiye bağımlı olarak cereyan ediyor. Zira bu karakterler, ‘değişiyorlar’.

‘Açlığa Doymak’ın tüm kayda değer çatışmalarının nedeni olan mevzu da bu dönüşüm meselesi. Sonuçlar, her zaman belli başlı nedenlerin ürünüdür. Kısacası nedenler de en az sonuçlar kadar önemlidir. Zübeyr Şaşmaz’ın anlatısal olarak kurmayı başardığı ‘gerçekçi’ yapı, gerçeği bükerek bir illüzyon yaratmaya çabalıyor. Kimi zaman bir filmin ne kadar iyi olduğunun başlıca belirleyicisi olan ‘nedensellik’ meselesi, tüm gerçekliğini ‘dönüşüm’ üzerine kurmuş bir filmin sonu oluyor. Yönetmen, kimi anlarda bu ‘nedenselliği’ canlı tutabilmek adına oldukça spekülatif noktalara varıyor. Bu esnada filmin bireyle kuracağı kişisel ilişki oldukça önemli hale geliyor. Zübeyr Şaşmaz, herkese değil, kendi politik safına oynuyor.

Filmin vardığı kimi noktalar da hassas bir seyircinin tepkiselliğini sınayacakmış gibi görünüyor. Zira film, ‘devrimci, devrimin değil; öfkenin mahsulüdür’ gibi laflar ederken tüm karakterlerini son celsede bıraktığı noktada hem ahlakçı hem de muhafazakâr bir tavır takınıyor. Bu esnada ‘ana karakter’ olmayı başarmasına rağmen ‘güçlü’ olmayı başaramayan ve ataerkil sistemin egemenliğine mahkûm vaziyette yaşayan kadın karakterler de İslam hoşgörüsünün altını çizmeye yarıyorlar sadece. Filmde sadece Ağabeyi öldürüldüğü için ‘devrimci’ olmaya karar vereninden tutun da erkek arkadaşından ayrılınca kendine dair tüm umudunu kaybeden bir kadın karakter bile var.

Mete Horozoğlu’nun canlandırdığı Eyüp karakteri aslında filmin rengini belli eden başlıca şahsiyet. Çünkü tüm film Eyüp karakteri için yapılmış bir günah çıkarma seansı gibi aslında. Eyüp’ün yakamadığı ‘meşhur’ kibrit ise, çok basit bir inanç çatışmasının simgeselliğini taşıyor. Dışarıdaki hayat onu halvete zaten almışken bunu inanç boyutuna indirgemenin nesi sakıncalı olabilir ki? Eyüp’ün günahı bile ona yol göstermek için ortaya çıkıyor. Hal böyle olunca da, Eyüp karakteri ve onun öyküsüne noktalama işareti olmak dışında meseleye pek bir katkısı olmayan diğer karakterlerin nitelikleri Açlığa Doymak’ın genel duruşunu anlamamız konusunda bizlere yardım ediyor.

Açıkça dile getirmek gerek, son zamanlarda -kitlesine göre seyredenini ‘doğru ya da yanlış’ bir politik duruşla karşı karşıya getirecek olsa da- kendisini bu kadar iyi öykülemeyi başarmış bir Türkiye Sineması örneği görmemiştik. Açlığa Doymak atmosfer kurma başarısıyla dikkat çekiyor; ancak bu atmosferi yanlış söylemler üzerine kuruyor. Zübeyr Şaşmaz’ın öyküyü görselleştirirken başvurduğu rahatsız edici doku, muhtemelen izleyicisinin aklına kazınarak meyvelerini toplayacaktır. Ancak umuyoruz ki, bundan sonra kendisi kendi safı kadar karşıt safını da iyi tanımaya çalışır.

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 5