Zenne (2011): Karanlıkta Dans

Kaan Karsan
Kaan Karsan
11 Ocak 2012

Gerek festivallerde gerekse vizyonda, tam anlamıyla bir ilk film bombardımanına tutulduk son dönemde. Birçok sinema heveslisinin ilk filmlerini kotaracak ortamı yaratabiliyor olması, sinema sektörüne dahil olmanın artık biraz daha kolaylaştığını hissettiriyor ve yüz güldürüyor belki de; ancak eserlerin nitelik bakımından incelenmesi sonucunda çizdiğimiz bu iyimser tabloyabirazcık zarar geliyor. Zira yapımında verilen verilen onca emeğe rağmen, izlediğimiz ilk filmlerin çoğu henüz salonu terk etmeden hafızamızdan kaybolmaya başlıyorlar maalesef. Sinemamızın bir ilk film çöplüğü olma yönünde direksiyon kırdığı bir dönemde Mehmet Binay ve Caner Alper ikilisi, yine bir ilk film olan Zenne ile karşımızdalar. Zenne, birkaç sene önce eşcinsel olduğu için tüyler ürperten bir töre cinayetine kurban giden Ahmet Yıldız’ın öyküsünü beyazperdeye taşıyor.

Mehmet Binay ve Caner Alper ikilisi, bir yandan yakından tanıdıkları Ahmet Yıldız’ın gerçek ve acı hikayesini ele alırken diğer yandan da ek karakterlerle işin kurmaca dozajını yükseltiyorlar. Kısacası, izlediğimiz film direkt olarak Ahmet Yıldız’ın hayatına odaklı değil; hatta Ahmet Yıldız filmin odak noktalarından yalnızca biri.  Cinselyönelimleri nedeniyle sürekli olarak toplum baskısını üzerinde hisseden ‘zenne’ Can karakteri ve geçmişi acılarla dolu, fotoğrafçı Daniel karakteriyle filmin meselesi dallanıp budaklanıyor ve “Zenne” sözde zenginleşiyor.

İlk saniyesinde iyi bir görsellikle, görüntü yönetimindeki başarıyla ve müziklerin filme olan uyumuyla Zenne seyircisinin dikkatini cezbetmeyi başarıyor. Fakat görsellikle yaratılan bu kısa vadeli illüzyon, karakter yaratımındaki başarısızlıkla ve senaryodaki boşluklarla yerini kör topal ilerleyen bir olay örgüsüne bırakıyor. Fikir babında etkileyici ve çarpıcı duran film, klasik film anlatısı kalıbının dışına çıkmaktan kaçınan bir hikaye anlatıcılığıyla ve tekdüze kurgusuyla meselenin rahatsız ediciliğini yansıtmaktan uzak bir seyirliğe dönüşüyor, ülkemizdeki derin cehaleti karikatürize ediyor ve yüzeysel kalıyor.

“Zenne”nin karakterlerin geliştirilmesi konusunda yaşadığı sıkıntılar da fazlaca dikkat çekiyor. Geçmişi acılarla dolu, hayatında yeni bir başlangıç arayan Alman fotoğrafçı karakteri ile birlikte film plastik bir ‘batı görüşü’ kazanıyor. Daniel karakterliğinin film içerisindeki bu misyonerliğini görünce, seyirci eşcinsellik konusundaki Avrupai, modern düşünceyi sunmak için daha doğal bir yol bulunamaz mıydı diye düşünecektir. Zennelik yapan Can’ın öyküsü ise asker ve tavizsiz baba ile anlayışlı anne çelişkisini öteki eldeki töre karanlığıyla bir arada tartıp karşılaştırmak için filme eklenmiş, virajsız bir geçinip gitme anlatısı… Basitçe formülize edilmiş bu üç karakterin arasında gelişen ve gelişim süreci sağlıklı bir biçimde anlatılamayan karakter ilişkileri de, filmin ikna ediciliğinden maalesef çok şey götürüyor. Bu karakterlerin birbirlerini ne vakit bu kadar sevdikleri, ne vakit birbirlerine bu denli güvendikleri konusu filmin zaman akışı içerisinde anlamlı bir yere oturtulamıyor.

Şahsen cesur çıkış noktası nedeniyle izleyene kadar büyük bir merakla beklediğim Zenne’nin bana yaşattığı hayal kırıklığının yanında bir de “yiğidi öldür hakkını yeme” kısmı var tabii. Özellikle Can’ın annesi rolünde oynayan ve çok kısa sürede karakterini gerçek kılmayı başaran Tilbe Saran, büyük bir övgüyü hak ediyor. Bunun yanı sıra Erkan Avcı ve Kerem Can’ın tutarlı performansları da filmin övgü hanesine yazılabilir. Filmin, görsel yapısı nedeniyle başka bir filmden alınmış gibi duran Afganistan sahnelerindeki görüntü yönetmenliği özellikle çok iyi, bunun dışında da görsellik anlamında yetkin bir dokunuluşu var Zenne’nin.  Filmin ortasına, filmden bağımsız birkaç klip gibi yerleştirilen dans sahneleri tekrarlar ile etkileyiciliğinden biraz kaybetse de filmin övgüyle bahsedilebilecek sekanslarından bir kaçına denk geliyorlar.  Mehmet Binay ve Caner Alper’in -bunu özel bir sinemayla yapamasalar da- henüz ilk filmlerinde cesur bir tutum sergileyip ‘birilerini’ rahatsız edebilecek ve ihtiyaç duyduğumuz bir işe kalkışabilmeleri takdire şayan.

Son tahlilde, Zenne bir ilk film… Hem de son dönemde vasıfsız birçok örneğini izlediğimiz ilk filmlerden çok daha ayrı bir yere sahip, çok daha özenli ve duygusal yapısıyla seyirci dostu bir ilk film. Seyredip de pişman olabileceğiniz, paranızın hakkını alamayacağınız bir iş kesinlikle değil. Fakat maalesef filmin her anında hissedebildiğimiz “iyi” sinema yapma hevesi Zenne’yi iyi bir film yapmaya etmiyor; film senaryosunda ve karakterlerinde fazlasıyla tökezliyor. Filmin ana iskeletini oluştururken yaşanılan sıkıntılar ise şatafatlı görsellikle örtbas edilemiyor. Bu da ortaya, her şeye rağmen bir sonraki filmlerini merak edeceğimiz bir yönetmen ikilinin, vasat sularda gezinen ilk filmini ortaya çıkarıyor.

 

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5