You Were Never Really Here (2017): Dile Veda

You Were Never Really Here’in başkarakteri Joe, birbirinin metaforu iki figürün, baba ve devletin, doğumundan bu yana karnına attığı yumruklardan midesi bulanan bir adam. Kelimelerle, sözlerle, duygularla ferahlatıcı bir temsil haline indirgenebilen dünyada yaşamıyor. Nefes aldığı yer başka bir yer; odasına gecenin bir körü giren canavardan saklanmak için telaşla kapısını açtığı dolabından karanlığın uçurumuna doğru savrulmuş ve asla geri dönememiş. Joe’nun yere çakılınca paramparça olan zihnine gölgeler, hayaletler musallat olmuş durumda. Algıyı, zamanı, mekânı, varlığına tutunma güdüsünü hırpalayan cinsten, sembolize edilemez yaratıklar bunlar. Hayatın geri kalanında zihnin bütün köşelerini fetheden bir karabasana mahkûm olmak gibi.

Türkçe adıyla “Hiçbir Zaman Burada Değildin”, gerçekten de orada olamayan bir karakter hakkında. Bu karakter orada değil; zira temsilden kaçan bir yerde, mantıkla, kronolojiyle, matematikle ferahlayan insan aklına zıt bir dehlizde yaşıyor. “Delidir ne yapsa yeridir” demek bile mümkün; ancak yetersiz. Belli düzenlere, düzeneklere bağlanmış şekilde işlediğini sandığımız sözüm ona algoritmik dünyanın açıklarını görüyor. Bildiğimiz dünyayla kurduğu etkileşimin tekinsizlik duygusu da buradan doğuyor. Joe, doğası gereği güvenilmez bir anlatıcı. Elindeki çekicin kudretine güvenilmeyecek türden. Bize içinde yaşadığı evrenin kapılarını açarken bir simülasyon gibi işleyen/işlediğini sandığımız dünyanın kapılarını kapatıyor. You Were Never Really Here’a tanık olmak, boşluklarla dolu, aritmik, katastrofik bir dünyaya dahil olmak, dile gelemeyecek bir ‘tecrübeyi tecrübe etmek’.

Filmin yönetmeni Lynne Ramsay, mezkûr deneyimi deneyimleme halini vurgulamak için film dilini de aritmik, katastrofik, detone bir şekilde kullanıyor. Başkarakter üzerinden izleyiciye sirayet eder bir biçimde, olan biten üzerinde tahakküm kuramama, bir nesneleşme hali var ortada. Örneğin karakterin travmaları bir flashback gibi değil, hafızadan başkaldıran bir kabuslar kolajı gibi, mesafesiz ve tekrarcı bir şekilde ortaya çıkıp anlatıyı tarumar ediyorlar.  İzleyici olarak bu denli nesneleşip Joe’nun zihninin kuytusu haline gelirken, filmin dünyasından yaşadığımız dünyaya kırık dökük olmayan bir şey çıkarma şansımız yok. Zira bu filmde algılayışları, mekanları, zaman dilimlerini sinemasal ezberlere hitap eder şekilde birbirine bağlayan hiçbir şey yok.

Ramsay’nin filminde yaratılan bu tekinsizlik hissini ve paramparçalığı katmerlendiren bir diğer film unsuru da ‘kadraj dışı’. Filmde –tıpkı otel odasındaki sahnede olduğu gibi- şiddet genelde kadraj dışında –ve kadrajı tehdit eder şekilde- vuku buluyor. Bu tehdit eyleme dönüştüğü anlarda, yönetmen kadrajın sınırları içine bir aracı yerleştirerek (kırık bir ayna ya da gözlem kameraları örneğin) şiddeti bir filtreden geçirerek, temsile mahkûm olma haline vurgu yapar biçimlerde gösteriyor. Filmin kadraj dışıyla, çerçeveyi ele geçiren başka çerçevelerle, paralel ve ek bir narratif gibi kendi yolunu çizen ses tasarımıyla ve her şeyin ortasında çırpınan güvenilmez anlatıcısıyla etraflandırılan eliptik anlatısı cam parçaları gibi dağılan bir zihnin içinde geçme iddiasının altını dolduruyor. You Were Never Really Here, temsilden kaçan bir yerin sinemasal temsilini çizmek, belki de Lacan’ın “Le Reel” diye kavramlaştırıp bir hayli zorlu bir kavram olarak bahsettiği, sembollerle uzlaşamayan, dile gelmeyen “öte”nin güvenilmez, sabitlenemez bir portresini yapmak amacıyla yola çıkmış bir film.

Lynne Ramsay’nin filmi hakkında yazılıp çizilirken sıklıkla filmin ne kadar stilize olduğundan bahsediliyor. Eğer bir filmin stilize olması, bir üslup mimarlığına dikkat çekiyorsa buna itiraz etmek mümkün değil. Ancak mesele estetiğe indirgeniyorsa bir itirazımız olabilir. Zira filmin hem öyküsel hem teknik kurgusundan başlayıp Jonny Greenwood’un müziklerine varan geniş bir skalada, sürekli olarak kurduğu estetiği yapıbozumuna uğratan, bu bağlamda epey refleksif bir filmle karşı karşıyayız.

Joe’nun dünyayı kavrayışı dakikadan dakikaya nasıl bozuluyorsa, filmin anlatısal estetiği, hatta yekpareliği de öyle bozuluyor. Kurgu, çok riskli, abartılı elipsislerle irrasyonel boşluklar yaratıyor, sekans içi kronoloji dahi bir soru işareti taşıyor perdeye; buna paralel olarak Greenwood’un müzikleri ritmini kaybediyor, detoneleşiyor. Bu nedenle bize kalırsa You Were Never Really Here’a, ‘estetik’ bir film demek eksik olur. Zaten bir zihnin formunu kaybedişinin –dolaylı olarak da bir anlatının forumunu kaybedişinin- hikayesini anlatan, küçük kızı kurtaran erkek mitinin altını oyan bir filmden estetik tatminlerle ayrılmak ne mümkün… Bizce sinemada estetik üzerine akıl yürüten, estetiği tartışmaya açan bir film karşımızdaki. Yapmak değil, bozmak üzerine bir film.

Kaan Karsan
twitter

***

Yönetmen: Lynne Ramsay
Senaryo: Lynne Ramsay, Jonathan Ames (roman)
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Ekaterina Samsonov, Judith Roberts, 
Yapım: İngiltere, Fransa, 2017
Süre: 89′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5