Yönetmenlik Harikası Sahneler: Bölüm 14

Kaan Karsan
Kaan Karsan
06 Eylül 2012

Bu yazı dizisinde, telif hakları el verdiğince, sinemanın büyüsünü hakkıyla ortaya koyan film sahnelerini hatırlatmak istiyorum. Her yazıda üç farklı filmden alınmış üç iyi çekilmiş sahneyi paylaşacağım. Bu yazıda Terry Jones’un Life of Brian’ından, Robert Zemeckis’in Contact‘inden ve Reha Erdem’in Kosmos‘undan birer sahne olacak. Sahneler filmler hakkında sürpriz bozan içerik taşıyor olabilirler.

Yazı dizisinin diğer bölümlerine ulaşmak için tıklayın.

***

37) Terry Jones – Life of Brian (1979)

Sinemaya hakim birisine izlediği en iyi komedi filmini sorsanız alacağınız bir Life of Brian cevabı kafanızı pek kurcalamayacaktır. Monty Python ekibinin komedi başyapıtı, mizahi açıdan halen çağının ötesinde olduğu gibi metinsel açıdan da oldukça tatmin edici ve cesur bir film. Hiç kimsenin girmek dahi istemeyeceği sularda rahatlıkla yüzen ve ‘din’ gibi bir tabunun üzerine acımasızca yürüyen filmin en çok hatırlanan sahnelerinden biri de hiç şüphe yok ki az sonra izleyeceğiniz taşlama sahnesi. Üç adet ‘taşla idam’ mahkumun içinden geçmek durumunda kaldığı ‘prosedür gereği’ sahne, kalıplaşan ve hükmeden dinin yanlışlarını diline doluyor adeta. Enfes diyalogları, slapstick mizahı da içerisine alan komedi metotları ve skeçler silsilesi olma hüviyetini tüm filmin içerisine yedirmeyi başaran tavrı ile Life of Brian, lezzetli bir klasik.

38) Contact – Robert Zemeckis (1997)

Robert Zemeckis’in Contact’i, uyarlandığı Carl Sagan kitabına borçlu olduğu hayalgücünü, kendine has steril ve yalın anlatım gücüyle bir güzel yoğurup unutulması zor sahnelere ev sahipliği yapıyor; yönetmenin her anını büyük bir özgüvenle oluşturduğu kareler, yaratıcısını haksız çıkarmayarak hikayeye maksimum düzeyde yardımcı oluyorlardı. Bunlardan biri ise sıradan bir açılışla başlangıcını yapıp son anında bizleri beklenmedik bir finale kavuşturarak, hiç de sürpriz beklemediğimiz bir anda tüm algı kapılarımızla oynuyordu. Küçük Ellie’nin kaygılı silüeti, babasının soğumaya yüz tutan bedeninin bulunduğu alt katta başladığı ve sonrasında merdivenleri tırmanarak devam ettiği slow-motion yolculuğun son durağında hiç de beklenmedik bir şekilde aynada beliriveriyor. (Gülçin Kaya)

39) Kosmos – Reha Erdem (2010)

Reha Erdem’in 2009’da çevirdiği tuhaf filmi Kosmos, ‘yasak bölge’sinden de hareketle olsa gerek sıkça Stalker ile karşılaştırıldı. Film, ‘bu dünyadan’ olmadığını o kadar açık bir şekilde hissettiriyordu ki açık açık bir distopyayla karşı karşıya olduğumuzdan bile söz edebilirdik belki de. Kosmos’daki ‘akıllara kazınan’ anlar muhtemelen saymakla bitmez; ancak bu anlardan bir tanesi çok daha ayrı, çok daha stilize… Hem yerelliğinden hem de evrenselliğinden aynı anda bahsedebileceğimiz filmin ‘hayvansal’ içgüdülerimizin dışavurumunu görsel bir şekilde resmetmesi, çoğumuzun aklını alabilecek düzeyde farklıydı. Ojeler, uçan insanlar, kağıtlar ve insandan gelen yansımalar. Reha Erdem, algımızı genişletmeye devam ediyordu.

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter