Yönetmenlik Harikası Sahneler: Bölüm 13

Kaan Karsan
Kaan Karsan
05 Haziran 2012

Bu yazı dizisinde, telif hakları el verdiğince, sinemanın büyüsünü hakkıyla ortaya koyan film sahnelerini hatırlatmak istiyorum. Her yazıda üç farklı filmden alınmış üç iyi çekilmiş sahneyi paylaşacağım. Bu yazıda Jacques Tati’nin Mon Oncle’ından, Bob Fosse’un All That Jazz‘inden ve Terrence Malick’in The Tree of Life‘ından birer sahne olacak. Sahneler filmler hakkında sürpriz bozan içerik taşıyor olabilirler.

Yazı dizisinin diğer bölümlerine ulaşmak için tıklayın.

***

 

37) Jacques Tati – Mon oncle (1958)

Mon oncle’da pre-modernizm, modernizm ve post-modernizm karşı karşıya ve neşesini kat’iyen bir kenara bırakmak istemeyen yönetmenimiz Jacques Tati’nin elinde seyirciye atmak istediği onlarca taş var. Perdede ise sessiz sinema dokusundan güç alıp da siyah-beyaz estetiğine atıfta bulunan; ancak öte yandan da fazlasıyla gürültülü ve kesinlikle rengârenk bir film var. Üzerinden elliden fazla sene geçtikten sonra bile hâlen fütüristik kalan o ‘distopik’ evi kim unutabilir ki? Ya da yanı başındaki yozlaşmaya karşı direnişinden bihaber direnen hayalci dayıyı… İzleyeceğimiz sahne ise filmin başından sona süregelen taşlamasının kısa bir özeti niteliğinde sadece. Tati’nin mizahının, Şarlo’nun sinema tarihinde gelecek istikametinde akıp giden uzantılarının ve Mon oncle’ın neşesinin ise dikkate değer bir yansıması…

38) Bob Fosse – All That Jazz (1979)

“Öfke, inkar, pazarlık, depresyon ve kabullenme…” ve genel tabloda seyircisine parmak ısırtan bir ölüm tasviri… All That Jazz’in tüm zamanların en önemli müzikallerinden biri olduğu ifadesi ise elbette ki su götürmez. Filmin bütününe sinen coşkudan hareketle tüm eserin ‘unutulmaz’ anlardan bütünlenmiş bir şaheser olduğunu da kabul edebiliriz; ancak All That Jazz’in final sahnesindeki “Bye, Bye Life” yorumunun yerinin ayrı olduğu da söylemeliyiz. Zira bu sahne harika bir filmin bitişine işaret ettiği gibi filmin içerisindeki en harika koreografilerden birini de ihtiva ediyor.  Sonuç olarak “Bye, Bye Life”, All That Jazz’i baştan sona izleyecek vaktimiz olmadığında, filmi hatırlamak için başvurduğumuz başlıca kaynak.

http://www.youtube.com/watch?v=5aOkIw0uSR0

 

39) Terrence Malick – The Tree of Life (2011)

Klişe tabirleri sevmesek de bazen onlara fazlaca ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de ‘seyirciyi ikiye bölen’ filmlerle karşılaştığımızda. Terrence Malick’in sadece seyircinin beğenisini değil algısını da ikiye, beşe, yediye bölen modern başyapıtı hem film kurgusu hem de görüntü yönetimi anlamında yenilikçi bazı hamleler takdim ettiği gibi hiç şüphe yok ki genel anlamda yapıbozucu ve kışkırtıcı bir görsel akışı takip ediyor. Filmin kışkırtıcılığının en iyi sezilebildiği sahnelerden biri ise elbette ki dünyanın oluşumuna ışık tutan ve çoğu izleyiciyi bütünüyle filmden uzaklaştıran biçimlenme sahnesi. Preisner’in Lacrimosa’sı ile başlayan ve sessizliğin gürültüsü ile sonlanan sahne hem alışkanlıklarımızı bozuyor hem de -iyi ya da kötü yönde- seyredenini büyülüyor.

 

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***