Ausente (2011): Apres Moi

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
19 Ocak 2012

            Geçtiğimiz yılın en çok konuşulan filmlerinden biriydi “Yok”.1987 yılından itibaren Berlin Film Festivali kapsamında dağıtılmaya başlanan ve LGBT sinemasının en dikkat çekici ödüllerinden sayılan “Teddy” ödüllerinde 2011 yılının en iyi filmi ödülünü alan Arjantin yapımı bağımsız film, geçtiğimiz aylarda Kuir Fest kapsamında ülkemizde de gösterim şansı buldu.

Film, yüzme hocası Sebastian’la öğrencisi Martin’in gerilim ve çıkmazlarla dolu hikâyesini anlatıyor. Martin 16 yaşında bir lise öğrencisidir. Çevresini ve kendini tanıma süreci içerisindeki genç adam, tehlikeli ve “kural dışı” bir oyun oynar. Ancak bu oyun ilgi duyduğu hocasıyla ilişkisinin toplumsal tabular ve ön yargılarla sınanmasına neden olacaktır.

Filmin ilk sahnesi doktor muayenesindeki Martin’in vücudunun bölümlerinden oluşan birbirinden farklı yakın planlarla başlar. Bu aynı zamanda Martin’in bedenini fark etmeye başlamasının habercisidir. Birlikte yüzdüğü sınıf arkadaşları ve çevresindeki diğer erkeklere başka türlü bakmaya başladığını fark eder daha sonraki sahnelerde Martin. Bunlar bize yine ayrıntı planlarla sezdirilmeye çalışılır. Bu sahnede Martin’in baktığı duvardaki mavi kelebek resmi filmin sonuna doğru anlam bulmaya başlayacak ve zorlama da olsa kelebeğe cinsel bir figür yüklenip, bu tanıma süreci tamamlanacaktır.

Martin, birlikte yüzdüğü arkadaşlarının vücutlarını seyreder. Ancak onun aklından çıkmayan tek kişi; yüzme hocası Sebastian’dır. Sebastian’a gözünde bir sorun olduğu yalanını uydurarak onun kendisiyle bir polikliniğe gelmesini sağlar. Martin’in gözünde sorun bulamayan doktor bu durumu strese bağlar ve Martin’i evine gönderir. Ancak Martin’in gidecek yeri yoktur. Sebastian yardımcı olmaya çalışır ve Martin’i büyükannesinin evine götürür. Büyükannesi evde yoktur. Birkaç adrese daha gidilir ama o adresler de sonuçsuz kalır. Sebastian, Martin’i sokakta bırakamaz ve onu bir geceliğine evinde misafir eder. Durumu telefonda kız arkadaşına anlatırken, telefondaki kadın sadece eve gelen çocuğun eşya çalmasından endişe etmektedir. İkilinin evdeki durumunun gerilimi müzikle çizilmeye çalışılır ancak ne yazık ki bu, evdeki sahneleri kötü bir Amerikan gerilim filminden alınmış havasına sokmaktan öteye gidemez. Sebastian eve getirdiği çocuğun yaşından ötürü endişe duymaktadır, bu durumun yakın çevresi ya da okulda duyulması onu müşkül bir duruma sokabilir. Ancak gerilim bundan ibaret değildir. Martin duşa girmek için soyunduğunda Sebastian tedirginleşir, onu daha önce de çıplak görmüştür ancak şimdi yalnızlardır. Martin’e giymesi için kendi tişörtünü verir, parfümünü kullanabileceğini söyler. Ancak Martin banyoda duran ve kullanılmayan başka bir parfümü kullanır. O sırada kapıyı çalan komşusuyla konuşan Sebastian, Martin’in havluyla duştan çıkmasıyla ne yapacağını bilemez. Kapıdaki kadın müsaade ister ve gider. Sebastian, Martin’e durumun yanlış anlaşılabileceği için bir daha böyle bir şey yapmamasını ve artık giyinmesini söyler. Martin bir kez daha “kıyafet”le kapatıp, toplumsal normların içine sıkıştırmaya çalışır yani. Ancak ikisi o evde yalnızdır ve bu durum için yapabileceği hiçbir şey yoktur Sebastian’ın. Martin tekrar soyunur ve iç çamaşırıyla uyur. Martin’in tekrar Sebastian’ın yanına gidip ona dokunmaya çalıştığını görürüz ancak bu Sebastian’ın uyanmasıyla son bulur. Odada kimse yoktur. Yönetmen Marco Berger, bunun aynı zamanda bir rüya olabileceğini sezdirmeye çalışır. Ertesi sabah birlikte kahvaltı yaparlar. Martin hocasının onu okula bırakmasına razı olmaz, okuldaki homofobiden çekinir. Evden birlikte çıkarlarken bahçeyi sulayan adam manidar bir şekilde bakar ikiliye. Sebastian bu bakışların altında ezilir. Martin’in sürdüğü parfüm ona erkek kardeşinin verdiği bir parfümdür, belki bu şekilde Sebastian’ın bastırdığı cinsel duyguların uyarıldığı ve gün yüzüne çıktığı düşünülebilir ama bu bir çıkmazı anlatmak için çok yetersiz bir durum ve ne yazık ki karakterin inandırıcılığını yitirmesine neden olmuş. Okulda Martin’in yalan söylediğini anlar Sebastian. Aslında babaannesinde kalmıyordur. Ve ailesi o gece eve gitmediği için çok telaşlanmıştır. Başına ne kadar büyük bir dert olabileceğinin farkına varır. Belki bundan sonra çocukla iletişim kurmaması ya da dersi bırakması gerekecektir. Ancak çok daha farklı bir şekilde gelişir olaylar. Martin yüzme derslerine gelmemeye başlar. Sebastian yoklama listesini her okuduğunda sıra Martin’e gelince “Yok” cevabını alır. Bir gün dersten sonra Sebastian’ın arabasının camına bir not bırakıp kaçar. Notta ona yalan söylediği, bu yüzden ondan özür dilediği yazmaktadır. Karakterleri bir türlü benimsememize izin vermeyen yönetmen, Martin hakkında daha detaylı bilgiler vermeye başlar, Martin’in erkek kardeşini ve çocukluk arkadaşını görürüz. Ancak bu sahneler de film için zorlama ve gereksiz gibi duran sahnelerdir. Çünkü Martin’i tanımamızı sağlamaz, sadece bilindik sorunlu eşcinsel genç klişelerinde boğulurlar. Martin ve çocukluk arkadaşı kız sinemaya gideceklerdir bir film hakkında konuşmaya başlarlar. Filmin ismi “Amarte”dir ve uzun süren bu kelime oyununu kör gözüne parmak göndermelerle izleriz. Kıza bu kelime aşkı (Amor: İspanyolca’da aşk), Martin’eyse Mars gezegenini çağrıştırır. Gittikleri sinemada çok büyük bir rastlantı sonucu Sebastian ve kız arkadaşıyla yan yana otururlar. Ertesi günkü derse yine gelmez Martin. Yine “Yok”tur. Sebastian dersten sonra arabasına binerken onu görür ve ne olduğunu sorar. Martin yalan söylediği için özür diler, o gece o eve kendisiyle yakınlaşmak için gittiğini itiraf eder. Bu Sebastian’ın sürekli kaçtığı bir gerçektir, Martin’e bu sözü yüzünden tokat atar. Martin o geceyi başkalarına söylemekle tehdit eder hocasını ve gider.

Sebastian’ın içine düştüğü durum daha karmaşıktır artık. Kız arkadaşı, yakın çevresi ve çalıştığı okuldaki arkadaşları tarafından dışlanmaktan, işini kaybetmekten, on altı yaşındaki bir çocukla birlikte olduğu iddia edildiği için ceza almaktan korkar. Baştan beri içinde biriktirdiği tüm korkuların gerçek olmasına çok az kalmıştır artık.

Martin hikâyenin bu kısmında garip bir şekilde hayatını kaybeder. Bir kelebek gibi “Yok” olup terk eder hikayeyi. Ancak bu durum Sebastian’ın korkularıyla içine gömdüğü bütün duyguların gün yüzüne çıkmasına neden olacaktır. Toplumsal normlar ve yaşadığı ülkenin sözde ahlak anlayışı yüzünden içinde çok derinlere hapsettiği duygular gün yüzüne çıkar. O yoklama listesini her gün tekrar tekrar okumaya devam eder, Martin için “yok” denir. Her “yok” yüzüne çarpan yeni bir tokattır. Martin’e söylemek isteyip söyleyemediği şeyleri Martin’in hayaline söylerken görürüz. Başka türlü yaşansaydı nasıl olurdu sorusunu sordurur Marco Berger, Martin’in ölümünden sonra. Regina Spektor’un “Apres Moi” (Benden Sonra) şarkısının nakaratında söylediği gibi devam eder hikâye. Martin gitmiştir, ondan sonrası göz yaşı ve pişmanlıktır sadece. Sebastian bir gece gizlice okulun kapalı havuzuna girer, Martin’in hayaliyle konulur. Ondan özür diler, her şeye çok daha farklı olabilirdi. Onu affetmesini ister ve Martin’i öper. Film boyunca Martin’le istemli bir şekilde kurduğu tek tensel ve duygusal yakınlaşmadır bu. Martin gülümser ve Sebastian’ı bırakıp çeker gider.

“Yok” toplumsal normlar, homofobi ve pedofilinin ekseninde gezinerek çizdiği gerilimli havayı hikayesindeki tutarsızlık ve inandırıcılık zaafları yüzünden iyi kullanamıyor ne yazık ki. Özellikle doksanlı yıllarda Avrupa Sineması’nda sıkça gördüğümüz eşcinsel olduğunu yeni fark eden genç eşcinsellerin sorunlarını anlatan filmlerin klişelerinde çok fazla takılıp kalıyor. Sebastian’ın yaşadığı gerilim ve çekincelerin nedenlerinin altı yeterince çizilmiyor, Martin yaşamını yitirdikten sonra bir anda Martin’i düşünmeye başlayan Sebastian’ın durumuna anlam veremiyoruz. Hiçbir karakteri bedensel uzuvlarına yaptığı yakın planlardan öte tanımamıza izin vermeyen yönetmen Marco Berger bu durumla gerilim unsurunu filme katıyor ancak hikaye bir süre sonra kim olduğunu tam olarak anlayamadığımız insanların çekinceleri, korkuları ve pişmanlıklarından öteye gitmiyor.

Yine de filmin sinemaya kazandığı en iyi şey; filmdeki rolüyle en iyi genç oyuncu ödülü için Arjantin’de akademi tarafından aday gösterilen Javier De Pietro. Martin rolünü başarıyla canlandıran oyuncuyu umarım ileriki günlerde Arjantin Sineması için önemli filmlerde izlemeye devam ederiz.

 

Alican Yıldırım

https://twitter.com/yildirim1895

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5