Yeraltı (2012): Demirkubuz Sinemasına Veda Ederken

Arda Gulyan
Arda Gulyan
02 Haziran 2012

Demirkubuz sinemasına veda etmemden, ondan ümidi tümüyle kesmiş olduğum gibi bir anlam çıksın istemem. Sinemadan gayrı hiçbir şeyle ilgilenmeyeceğine yemin etmiş birinin böylesine dik ve inançlı duruşuna sırt çevirmek yakışık almaz doğrusu. Söylemek istediğim daha çok, artık merakla beklenmeyen bir sinemaya adım adım gelip dayanmış oluşumuzla ilgili.

Esasen Demirkubuz sineması her ne kadar gişeye oynamıyorsa da, ki burada daha en başından bir çeşit sanatsal sinema olarak yaftalanmasının da payı var muhakkak, izleyicide direkt karşılığı olan, kolayca dillendirilip paylaşılabilen, her ne kadar sert işlediği söylense de, özünde gayet düz ve tanıdık hikayeler anlatageldi. Filmografisinin  bu açıdan istisnalarından biri Yazgı’ysa bir diğeri de Yeraltı. Bu iki film çıkış noktaları itibariyle senaryoyu zorlayan daha didaktik yapıtlardı ve nihayetinde ortaya daha sığ filmler çıktı.

Benim açımdan İtiraf’tan beri kayıplara karışmış olan Demirkubuz, filmlerinde hikayenin gücü ve kendi başına çekiciliğine duyduğu büyük güvenle, hikayeyi anlatış biçimi ve ondan yeni anlamlar yaratmak konusunda pek de gayretli davranmadı sanki. Derinliği olmayan, yüzeysel filmler yaptı. Buna genel olarak iyi bir film olsa da, seyirci tarafından teatral sahneleri anlamsızca yüceltilmiş Masumiyet’i ve Masumiyet’in efsununa hiç yoktan halel getirmiş olan Kader’i de üzülerek dahil ederken, müthiş bir film olan İtiraf’ı hepsinin üzerinde tutarak ayrı bir yere koyuyorum. Eğer hep söylendiği gibi bir itiraf sinemasıysa gerçekten Demirkubuz sineması, şu saatten sonra İtiraf’ı da aşamayacağına inanıyorum.

Bir Dostoyevski uyarlaması olan Yeraltı’nda Demirkubuz, kendini bir kez daha insan doğasının tuhaflığına, dahası bu kez açıktan açığa kötü olmak isteğine teslim ediyor. Dostoyevski’de bu daha teolojik bir göndermeye sahipken, Demirkubuz’da anlaşılmaz bir şekilde temelsiz kalıyor. Ana karakterle kurulabilecek herhangi bir empatik bağ kesilip atılıyor. Bugüne dek ahlaki yönden belirli bir söylemi sürdüren yönetmen, özellikle kadın karakterlerini her filmde biraz daha aşağılık resmedip, insandan ümidi her seferinde biraz daha keserek büyük bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor belki. Kendi etiğini dayanaksızlaştırıyor.

İtirafını, ardına aldığı bu büyük romanın rüzgarıyla daha güçlü kusabileceğine inanmış gibi Demirkubuz, ancak film dakika dakika çözülüp dağılan, kurgu fakiri bir düzlemde devam ediyor. Her şeyiyle orasından burasından tutup kaldırılarak daha etkili kılınabilecek bir karakter bu düzensizliğin kurbanı olup, sonunda derdini anlatamayan, örneğine defalarca rastladığımız bir kopuştan başka hiçbir şey bırakmıyor bizde. Yeraltı’nın dramatik yapısını daha dirençli kılacağına inandığım ve Sırrı Süreyya’nın oynadığı diğer anti kahramanı ‘omuz atan adam’ da Demirkubuz’un hışmına uğramıştı malumunuz. Bu hiç yoktan sakil, bir boşlukta sallanıp duran ana karakter yaratmak kaygısından ileri geliyor olmalı, bunu anlayabiliyorum ancak Muharrem’in bu iç çatışmasının da tüm filmi sırtlayacak denli iyi yansıtılamadığı aşikar. İyiliğe her adım atışında kötü bir dünyayla karşılaşan ve intikamını katıksız bir kötülükle -bu Demirkubuz’a göre bir çeşit açık sözlülük olabilir- almaya kalkışan Muharrem, Demirkubuz’a sorarsanız çaresiz, dahası haklı bile sayılabilir.

Tüm bunların yanında televizyonun Engin Günaydın’a yaptığı korkunç kötülükten de bahsetmek gerekiyor. ‘Kötü adamı oynayan Muharrem’ olarak Günaydın, Yazgı’daki yardımcı erkek performansının kıyısından dahi geçemiyor. Daha da önemlisi şaşırtmıyor bizi; ne bu role seçilmiş olması ne de roldeki performansı. Filmin kendisi gibi Engin Günaydın da inandırıcı değil.

Bitirirken, Demirkubuz’un anlaşılmaz bir şekilde kafaya taktığı kimi kişiler gibi ve belki de daha fanatik bir biçimde, eleştirilmez bir zırhla kuşatıldığını gördüğümü belirtmek isterim. Bu hiç şüphesiz beceriksizce sürdürülen bir kariyerden daha tehlikeli, hele de söz konusu olan Bekleme Odası gibi büyük bir ukalalığa imza atmış Demirkubuz ise.

Yeraltı, bireyin dünyasının çok uzağına düşmüş bir film..

 

Arda Gülyan

ardagulyan@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
3 votes, average: 2,67 out of 53 votes, average: 2,67 out of 53 votes, average: 2,67 out of 53 votes, average: 2,67 out of 53 votes, average: 2,67 out of 5