The Howling (2011): Vahşetin Kabul Görmeyen Çağrısı

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
11 Mayıs 2012

Vampirlerin evlenip çoluk çocuğa karışmasını fırsat bilen kurt adamlar sinemalarımıza Yeniden Doğuş (The Howling) filminin tekrar çekimiyle arz-ı endam ettiler. Korku sinemasının en eski alt türü olan kurt adam filmleri, tıpkı insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini ve yaşlanma korkusunu, yarattığı aristokrat, ölümsüz karakterlerle alt etmeye çalışan vampir filmleri gibi, hem yöneticiler karşısında konumlanışıyla alt sınıfı, hem de varoluşlarıyla insanın bünyesinde taşıdığı en ilkel, hayvansı yönleri dışa vuran özellikleriyle birçok mit gibi nasıl bir ihtiyaç üzerinden yaratıldıklarını açığa çıkartıyor.

Gerçekten de insanlara güzelliğiyle ilham veren dolunayın birçok tarihsel dönem ve farklı bölgede büyülü bir gücü ve etkisi olduğu düşünülmüş. Pagan ve pre-katolik dönem büyü ayinlerinde bir takvim olarak da kullanılan dolunay, bu yönüyle kurt adam mitinde önemli bir motif olarak karşımıza çıkıyor.

Kurt adamların cinsellik, kan dökme ve beslenme şekilleri göz önünde bulundurulduğunda, neden genç kurt adam filmlerinin bu denli yaygın olduğu anlaşılabilir. Cinselliğin ilk keşfi, vücudun ve ruh halinin hızlı değişimler geçirdiği ve umutsuzca kendini ifade etme çabası içeren ergenlik dönemi,– özellikle  aile ve sevgiliye- öfkelenildiğinde alt edilemeyen bir güç ve gücün getirdiği hareket serbestisi yetisine kavuşan kurt adam için biçilmiş kaftandır.

Bir roman uyarlaması olan Yeniden Doğuş filminde henüz gerçek kimliğinden haberdar olmayan Will karakteri bahsi geçen tüm olumsuzluklardan dem vuran anlatıcı olarak çıkar karşımıza. Annesi ona hamileyken bir saldırıda ölmüş, fazlasıyla üzerine titreyen hassas bir baba tarafından yetiştirilmiştir. Tüm lise hayatı boyunca uzaktan hayranlıkla izlediği kız bir başkasıyla çıkmakta, derslerdeki başarılarına rağmen okul müdürü tarafından fazlaca bir özelliğe sahip olmadığı yönünde değerlendirilmektedir. Will yaptığı tüm felsefi değerlendirmelere karşın, küçük bir “gerçek hayat” modeli olan lisede kendini ifade etmek konusunda başarısızdır. Yaklaşan “mavi ay” la beraber, hem vücudunda hem de pratik yaklaşımlarındaki değişim Will’ e kurt adam olduğunu düşündürür. Çok geçmeden annesi devreye girerek düşüncelerinin doğruluğunu ispatlayacaktır.

1981 yapımı ilk film, kadın haklarının gerek ülkemizde gerekse dünyada en parlak dönemini geçirdiği süreçte, ilk kurt kadının beyaz perdede yer almasıyla öne çıkar. Yeniden çevriminde de alfa kurdun kadın olması, filmdeki diğer kadın karakter olan Eliana’ nın ne istediğini bilen, gözü pek bir birey olarak tarifi filmin kadın dünyasına bakışını açığa çıkartmaktadır.

Klasik kurt adam anlatısında, değişimin hem bir hediye, hem de bir kanlı lanet olduğu yaklaşımı anne-oğul diyaloglarında yerini bulacaktır. Fakat Will takipçisi olduğu diğer filmlerden sınıfsal yaklaşımı açısından keskin bir biçimde ayrılır. Özellikle Karanlıklar Ülkesi (Underworld, Len Wiseman, 2003) filminde tarihsel bir arka plan yaratılarak verilen, egemen vampir sınıfına karşı, köleleştirilmiş lycanların özgürlük mücadelesi, yeni çağın modern kurt adamlarına göre değildir. Will, ders kitapları ve modern kent yaşamının getirilerinden –annesi cep telefonunu paramparça etmiş, ders kitabını yırtmıştır- azade bir yaşam karşısında, kan dökmeye karşı olduğunu gerekçe göstererek, babasının korunaklı, konforlu hayatını tercih edecektir. Yıllar sonra güçlü bir kadın imgesi olarak oğlu için geri dönen ve onu kazanmak adına mücadele etmekten çekinmeyen anneye karşı tavır, onu reddetmek ve alışkın olduğu yaşamın temsilcisi olan sevgilisi Eliana ile kıyaslamak olacaktır. Filmin devamında kan dökmek istemeyen genç adamın onlarca kurt adamı gönül rahatlığıyla yakarak öldürdüğüne şahit oluruz. Bu yönüyle film aslında her ne kadar kötünün cezalandırılması yönünde bir izlekte yürür gibi görünse de, aslında getirisi belli olmayan bir yeni hayat karşısında duyulan korkuyu şiddetle imleyen bir bakış açına sahiptir.

Kapitalizmin modern insan tarifinde yer alan bireyden beklenen tavır tam da budur. İçindeki “ben” e kulak veren, kendini olduğu gibi ifade eden bir genç yerine, tatilini annesiyle Avrupa’  da geçirebilecek maddi şartlara sahip, güzel, çevreden onay gören bir kız arkadaşla, rahat bir hayat sürmek elbette ki tehlikeli bir yolda yürüyen “canavar” olmaktan daha kolaydır.

Oysaki modern yaşam kendi canavarlarını yaratır. İçinde yaşam bulduğumuz dünyanın sadece insanlara ait olduğunu düşünen, para ve başarı için en yakınındakileri satmaktan çekinmeyen, kazanma ve onaylanma odaklı kentsel yaşamın insan modeli, sadece beslenmek adına avlanan kurt adamlarla kıyaslanınca bu “hayvanların” yanında son derece masum kaldığı modern hayatın canavarları.

Neslihan Güngör

gungorness@hotmail.com

Twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5