Yeni Nesil Heyecan Verici 15 Genç Yönetmen

Kaan Karsan
Kaan Karsan
14 Kasım 2011

Bu yazıda, yaratıcılık ve senaryo konusunda genel bir problemin baş gösterdiği sinema camiasının, 1970 sonrası doğan ve önümüzdeki dönemin en fazla heyecan uyandıran genç yönetmenlerinin bir dosyasını yapmaya çabaladım ve bu güne kadar çektikleriyle, erken sinema tecrübeleriyle iz bırakabilmiş yetenekleri kişisel beklenti düzeyime göre sıraladım:

 

15) Derek Cianfrance

23 yaşında çektiği Brother Tied’dan tam 12 sene sonra Blue Valentine ile geri dönen Cianfrance, uzun metraj kurmaca çekmediği dönemi televizyona belgeseller hazırlamak ve kısa filmler çekmek ile geçirmişti. Brother Tied ile fazla dikkat çekemeyen yönetmenin övgülere boğulduğu film ise geçen sene sinemasevelere duygusal açıdan bir buhranın içerisine sürükleyen Blue Valentine olmuştu. Filmin başarılı kurgusu, Cianfrance’in müthiş anlatımıyla birleşince ortaya son derece çarpıcı bir drama çıkmıştı. Oyuncularını da harika bir şekilde yöneten, müthiş de bir senaryo yazan Derek Cianfrance, bir sonraki işi çok büyük bir merakla beklenen genç yönetmenlerden biri.

Bunu izlemelisiniz: Blue Valentine (2010)

14) Adam Elliot 

 

Mary and Max ile genelde eğlenceli ve hafif örneklerine alışık olduğumuz animasyon janrına duygusal ve melankolik yepyeni bir bakış getiren Adam Elliot, hiç kuşku yok ki sinemasevelerde sonrası için büyük bir beklenti oluşturdu. Harika bir metin yazarı olduğu Mary and Max’in her sahnesinden anlaşılan Avusturalya’lı yönetmen, kariyerinin devamında da animasyona odaklanacakmış gibi görünüyor. Zekice ve derinlemesine yazılmış duygusal animasyon karakterleri ise kendisinden umutlu olmak için başlı başına bir sebep. Henüz çektiği tek filmi ile, fazlasıyla umut vadeden bir yönetmen olan Adam Elliot, dikkat edilmesi gereken genç yönetmenlerin arasında.

Bunu izlemelisiniz: Mary and Max (2009)

13) Mike Cahill

 

Yazıp yönettiği Another Earth’den önce genelde kurgu masasında sinemayla içli dışlı olan Mike Cahill, muhtemelen Another Earth’ün başarısıyla yönetmen koltuğunda karşımıza çıkmaya devam edecek. Bilindik bir bilimkurgu meselesini, travmatik ve dramatik bir dünyevi mevzuyla birleştirip ortaya başarılı bir bilimkurgu-drama çıkaran Cahill, stilize anlatımıyla da hali hazırda iyi olan metnine çok fazla şey katıyor Another Earth’de. Zaten henüz ilk filmini çeken yönetmenin oldukça yetenekli olduğunu henüz filmin ilk anlarından kavramak mümkün. Filmin başrolünü üstlenen ve senaryoda da parmağı olan Brit Marling ile çalışmaya devam ettikleri sürece fazlasıyla ilgi çekeceklerdir.

Bunu izlemelisiniz: Another Earth (2011)

12) Mohammad Rasoulof

 

Acıyla yoğurulmuş topraklardan çıkan acı dolu hikayeler, başarılı yönetmenlerin elinde her daim parlayacakmış gibi gözüken İran sinemasını yaratırken genç yönetmenler de bir bir yükselmeye başlıyorlar. Adını filmleri kadar hakkında Jafar Panahi ile birlikte çıkan tutuklama kararıyla duyduğumuz Mohammad Rasoulof, aslında senenin en dikkat çekici işlerinden biri olan Bé Omid é Didar’ın da yönetmeni. Gözlem yeteneğinin yazılan başarılı diyaloglarla birleştiği çarpıcı yapıt en az Rasoulof’un önceki çalışmaları kadar önemli. Çarpık rejimin içerisindeki çatlak seslerden biri olan Rasoulof, muhtemelen izleyenini etkilemeye önümüzdeki senelerde de devam edecek.

Bunu izlemelisiniz: Bé Omid é Didar (2011)

11) Duncan Jones

 

David Bowie’nin, sinemaya babasından bile fazla merak salan oğlu Duncan Jones, Moon gibi enfes bir ilk filmden sonra anaakım sinemaya daha yakın olan Source Code’la umut vermeye devam etti geçtiğimiz sene. Karşımızda belki Moon kadar stilize bir bilimkurgu yoktu; ancak sürükleyicilik konusunda filmin önemli eşikleri aştığını söylemek boynumuzun borcu. Hem heyecan hem de atmosfer yaratma konusunda oldukça başarılı bir yönetmen olan Duncan Jones, yaratıcılığı gittikçe körelen Hollywood sularında, ilerki senelerde de oldukça enteresan eserlerle karşımıza gelecekmiş gibi görünüyor.

Bunu izlemelisiniz: Moon (2009)

10) Xavier Dolan

 

Listedeki diğer yönetmenlere nazaran çok daha genç bir yaşta umut vadetmeye başlayan Xavier Dolan, her ne kadar ikinci filmiyle kendini bir nebze tekrar etse de, genç yaşında sahip olduğu olgun sinema anlatımıyla ve dikkat çekici hikaye anlatma yeteneğiyle fazlasıyla dikkat çekici bir yönetmen. 1989 doğumlu olan Kanada doğumlu yönetmen, üçüncü filmi olan olan Laurence Anyways’in çekimlerini de tamamladı. Film önümüzdeki sene festivalleri dolaşmaya başlayacak. Önünde kendini geliştirmek için çok fazla süresi olan Xavier Dolan, en az bir 15 sene daha “genç yönetmen” olarak anılmanın avantajlarını da kullanacaktır.

Bunu izlemelisiniz: J’ai tué ma mère (2009)

9) Edgar Wright

 

Edgar Wright’ın düşündüğümüz kadar heyecan verici bir yönetmen olup olmadığını iyice tartabilmemiz için üçüncü filmini beklememiz gerekti. Zira “Shaun of the Dead” ve “Hot Fuzz” isimli iki müthiş komedi örneğinde Wright’ın yanında mizah unsurlarının dinamosu gibi gözüken Simon Pegg ve Nick Frost ikilisi vardı. Edgar Wright’ın bu ikiliyle yollarını ayırdığı üçüncü filmi olan “Scott Pilgrim vs. the World” ise kısa sürede kültleşebilecek ölçüde başarılı bir çizgi-roman uyarlaması oldu. Oldukça dinamik ve sürükleyici bir anlatıma sırtını yaslayan İngiliz yönetmen, diğer yanda “Paul” ile Hollywood’a boyun eğen bir filmle hayal kırıklığı yaratan Pegg-Frost ikilisinden daha çok dikkat çekti.

Bunu izlemelisiniz: Scott Pilgrim vs. the World (2010)

8 ) Géla Babluani

 

26 yaşında kotardığı 13 Tzameti ile filmin gösterildiği her yerden övgüyle dönen Gürcü yönetmen, filmden sonra Hollywood’a gidip aynı filmi yeniden çekmek gibi yanlış tercihler yapsa da, filminde sunduğu müthiş atmosferle halen bu dönemin en dikkat çekici genç yönetmenlerinden biri. Basit bir mevzudan sarsıcı bir gerilim çıkarmayı başaran Gela Babluani, eğer kendindeki madeni işlemeyi başarırsa, sinema önemli bir aeteur kazanacakmış gibi görünüyor. Fakat filmini beş sene sonra gidip Hollywood’da daha ünlü oyuncularla yeniden çekmek gibi hatalara düşmeye devam ederse, klasik Hollywood kalıplarına yenilen, gözünü para hırsı bürümüş bir yönetmene de dönüşebilir. Tabii bu ihtimal, en azından şimdilik Babluani’den beklediklerimizi azaltmıyor.

Bunu izlemelisiniz: 13 Tzameti (2005)

7) Florian Henckel von Donnersmarck

 

Henüz ilk filmi olan Das Leben der Anderen ile alabildiğine olgun bir sinema sunan ve gelmiş geçmiş en iyi ilk filmlerden birini çeken Alman yönetmen, Hollywood’un cazip teklifine hayır diyemeyip sürükleyici ancak fazlasıyla basit bir Hollywood eğlencesi olan The Tourist’i çekerek küçük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Fakat çok net görülüyor ki Das Leben der Anderen ile kendine yüksek bir kredi edinen Donnersmarck halen bünyelerde büyük bir heyecan oluşturuyor. İlk filminde politik olarak zor ve karmaşık bir meseleyi maksimum sürükleyicilik ile sunan ve gerilim yaratma konusunda da oldukça başarılı olduğunu gösteren bir yönetmenden “iyi film” dışında bir şey beklememiz çok zor.

Bunu izlemelisiniz: Das Leben der Anderen (2006)

6) Özcan Alper

 

Sonbahar filmi ile yalnızca ülkemiz sineması sınırları içerisinde değil, evrensel nitelikte çok önemli bir ilk film çeken Özcan Alper, olgun sinemasıyla hem şaşkınlık hem de hayranlık uyandırmıştı sinema çevrelerinde. Sonbahar’ın ardından çektiği Gelecek Uzun Sürer ile de keskin politik tavrından taviz vermeyeceğinin sinyallerini yayan Özcan Alper, politikaya genelde korkak bir yaklaşımı olan ülke sinemamız içerisinde fazlasıyla ihtiyaç duyulan bir damarın heyecan verici temsilcisi. Yerelden ve bize özgü olandan yola çıkarak genel yargılara varmayı da başaran Alper, kuşkusuz yakın zamanda ülkemizin dışında da fark edilecektir.

Bunu izlemelisiniz: Sonbahar (2008)

5) Martin McDonagh

 

Ülkesi İrlanda’da çok saygı duyulan oyun yazarlarınan biri olan Martin McDonagh, ilk önce 2004’de çektiği enfes kısa filmi “Six Shooter” ile Oscar’ı kucaklamış bundan dört sene sonra da In Bruges ile kara mizah çevrelerinde büyük bir beğeniyle karşılanmıştı. Kara film janrına çok yakın olduğu her halinden belli olan İrlanda’lı yönetmen bu aralar yeni filmi Seven Psychopats’ın çekimleriyle uğraşıyor. Yazdığı oyunlardan “The Pillowman”, Yusuf Eradam’ın çevirisiyle “Yastık Adam” adı altında ülkemizde de sahnelenmiş ve oyunu görme fırsatı bulanlar kendilerini şanslı saymışlardı. In Bruges’de şehiri de bir oyuncu olarak kullanmayı ve karakterlerinin ağızlarına pek yakışan diyaloglar yazmayı ziyadesiyle başaran McDonagh, son dönemin en merak uyandırıcı sinemacılarından.

Bunu izlemelisiniz: In Bruges (2008)

4) Neill Blomkamp

 

District 9’ın habercisi olan birkaç başarılı kısa filmden sonra son yılların en başarılı bilimkurgu örneklerinden birini kotaran Güney Afrika’lı yönetmen, son yıllarda pek bir yavanlaşan bilimkurgu sinemasının en yaratıcı neferlerinden biri. Henüz tek bir film çekmesine rağmen bu iddialı yargıda bulunmak pek de zor değil, zira ortada sıradan bir “ilk film” yok. District 9’da politik bir tavrı olan bir distopya sunan Blomkamp, özgün anlatım tekniğiyle de çok fazla övgü toplamıştı. Şu sıralar ikinci yapıtı Elysium’un yapımıyla uğraşan ve bu kez yanına Matt Damon, Jodie Foster gibi markalaşmış isimleri de alan Neill Blomkamp, listenin dördüncü sırasında hiç de eğreti durmuyor.

Bunu izlemelisiniz: District 9 (2009)

3) Nicolas Winding Refn

 

1996’da çektiği Pusher filminden bu yana yedi film daha çeken ve bu sayede kendi hayran kitlesini epey önceden oluşturmaya başlayan Danimarka’lı üretken yönetmen, bu sene Cannes’dan “En İyi Yönetmen” ödülüyle dönerek kendini bir anda spot ışıklarının altında buldu. Şu ana kadar yaptığı işlerle hep ilgiyi hak eden, şiddeti stilize bir biçimde sunmasıyla gönüllerde taht kuran Refn, kuşkusuz Cannes’ın ve Drive’ın tesiriyle bundan sonra daha fazla dikkat çekecek. Drive filmindeki müthiş sekanslar ve kendini dozunda ciddiye alan bütünlüklü yapı ise her türlü övgüyü hak ediyor. Nicholas Winding Refn’in sonraki filmi Only God Forgives ise, henüz şimdiden ağzımızın sularını akıtıyor.

Bunu izlemelisiniz: Drive (2011)

2) Joe Wright

 

İlk filmi Pride & Prejudice ile ortak kanıya göre yapılmış en iyi roman uyarlamalarından birini sunan İngiliz yönetmen, türler arasında gezindiği filmografisine eklediği her filmiyle hayran sayısı katlayarak yoluna devam ediyor. Atonement, The Soloist, Hanna gibi birbirinden başarılı filmlerle karşımıza çıkan 1972 doğumlu Wright, şimdi ise Tolstoy’un Anna Karenina’sını uyarlamakla meşgul. Sinema çevrelerinde yarattığı güven o denli büyük ki, Wright’ın bu eserin altından da başarıyla kalkacağına kesin gözüyle bakılıyor. Plan sekansları pek seven ve özellikle Atonement’da bu konuda küçük bir şov yapan yönetmen, sinemanın yakın geleceğine çok fazla tesir edecekmiş gibi görünüyor.

Bunu izlemelisiniz: Atonement (2007)

1) Paul Thomas Anderson

 

Çektiği ilk film olan Hard Eight ile başlayan müthiş kariyerine Boogie Nights, Magnolia, Punch Drunk Love ve There Will Be Blood gibi başyapıtlar ekleyerek devam eden ve şimdiden günümüzün en önemli yönetmenlerinden biri olarak addedilen Paul Thomas Anderson da, olgunlaşmış sineması bunu pek sezdirmese de, oldukça genç bir yönetmen aslında. 1970 doğumlu yönetmenin henüz 27 yaşında Boogie Nights gibi dört başı mamur bir eser çıkarabilmesi ise, ne kadar yetenekli bir adamla karşı karşıya olduğumuzun özeti niteliğinde. Sineması zaman zaman “Altmanvari” ifadesiyle tanımlanan Anderson, kimilerince filmlerinden anlaşılan yüksek egosu nedeniyle eleştirilse de, her filmiyle büyük bir heyecan yaratacak olan bir yetenek küpü.

Bunu izlemelisiniz: Magnolia (1999)

***

kaankarsan@gmail.com

twitter