Yazgı (2001): Yabancı Musa Olursa


Aylin Solakoğlu
26 Ağustos 2011

Duygularını açmayınca kolayca, güçlü ya da vurdumduymaz durunca her olay karşısında, yenilmez olmaktan da zamanla çıkıyorsun ve insanlar kendilerinde seni yargılama, sana yeni sıfatlar takma yetisi buluyor. Çoğunluk gibi hareket edip, nefes alıp vermiyorsan, emin ol senin derinlerde bir yerde bastırılmış, geriye itilmiş çocukluk hikayelerin var ve ne kadar uzansan o koltuğa, asla çözülmeyecek bir dilin. Senin göz rengin kahverengi, benimki mavi. Kabul edilebilir bir fiziksel farklılıkken, senin A’dan direk B’ye ulaştığın yol yerine ben D’den Y’ye dönmeye çalıyorsam fark nerede? Mavi karpuz oldukça tuzlu çıktı. tatlar… renkler… dokular… kime göre doğrular.

Babalar ve Oğullar’ı okuduğumda henüz lise yıllarındaydım, Bazarov ile yaşıyor, onunla yatıp kalkıyordum. Kitabın her sayfasında Bazarov’un umursamazlığı, nihilizmi sarıyordu okuyanı. Ve kitabı okuyan her ergen düşünce gibi ben de nihilizmin tatlı, basit ve düz yollarına bırakmıştım kendimi. Yıllar sonra Zeki Demirkubuz gibi edebiyat ile beslenen, karakterlerini kelimelerden türeten bir sinemacı geldi adım adım, emek vererek, yerli sinemanın zirvesine.

2001 yılında kameraya aldığı Yazgı filmi ”Karanlık Üzerine Öyküler” adlı üçlemesinin ilk filmi, diğer iki film ise İtiraf ve Bekleme Odası. Albert Camus’un Yabancı romanından etkilenerek yarattığı Musa karakteri ile film boyunca nihilizmin sınırlarını zorlayarak yol alıyoruz; çevresine, dünyanın sıradan görünen düzenine yabancı kalan ve bu yabancılığının sonuçlarını ödeyen Musa, neden ve niçinlere ihtiyaç duymayan bir karakter. Filmin başında annesini kaybettiği andan, idam cezasına çarptırılmasına kadar olan süreçte, kendini izleyiciye açık etmeyen, yaptığı eylemler hakkında düşündüren, bir nevi izleyiciyi Freudyen yaklaşımlara sürükleyen bir akış içinde, insanın muğlaklık, hiçlik ve soyutluk ile yoğrulmasına olanak tanıyor. Birkaç röportajında dile getirdiği gibi, Demirkubuz için bu film, kendini en iyi şekilde ifade edebildiği, beğendiği filmi.

Musa’nın insanlığını sorgulamak, onu yargılamak çoğunluk adına kolay bir hareket ve pek çok kişi adına meşru bir eylem. Sorunu tıpkı filmdeki savcı gibi derinlerde, geçmişinde aramak; cevabı tüm insanlık tarafından bilinen ama insan aklının basitliği ret ettiği noktada karmaşadan doğru cevaba gidilemeyen bir durum. Filmin son sahnelerinden birinde Musa ile Savcı konuşmasına tanık oluruz. Diyalogların yoğunluğu ve edebi değeri karşısında izleyicinin yorulacağı bir sahne. Musa’nın, suçsuzluğuna rağmen insanlık tarafından ruhunun sorgulanmasına şahit olduğumuz bu konuşma, aslında dikkatli izleyiciler tarafından ucu olmayan, ana fikirden yoksun bir konuşmadır. Demirkubuz bu sahneyi şöyle açıklar:

”Ben o sahnede biraz da entelektüel izleyiciye, düşünen izleyiciye imtihan çekmek istedim. Biraz dikkatsiz izlediğinizde, büyük, didaktik laflar edildiğini ve her şeyin açıklandığını sanabilirsiniz. Aslında o bir tuzak gibi bir şeydi. Tamam, sözler belirli bir mantıkla ve tavırla söylenir, hayatta bir taraf tutma bile vardır. Özellikle savcı, daha müslüman, gelenekçi, iyi bir insandır. Ama özellikle çocuğun söyledikleri hiçbir yere gitmez, sadece ideolojik olan her şeyi, yani bütün cevapları kırmaya yönelik bir takım saldırılardan başka bir şey değildir. ”

Ruh, açıklanamayan ve sırrına nail olamadığımız bir kavram iken, insanın biyolojik yapısının neredeyse çözülmüş olması; ruh hakkındaki merakı giderek arttırıyor ve pek çok sanatçı gibi Zeki Demirkubuz da insan ruhunu sorgulayıp, arzularını, isteklerini film şeridinin üzerine oya gibi işliyor. Ve muğlaklık ile sonlanıyor. Musa’yı ekranda halen görüyor olmasakta bir yerlerde yaşamaya devam edip;

-bunu ispatlayabilecek bir durumda değilim, diyor.

Demirkubuz, beyazperdede yarattığı dünyanın içine, bir dünyayı daha televizyon sesleriyle ekleyerek, belkide karakterlerini yaşatmaya devam ediyor. Bu filminde de bazı sahnelerde yeşilçam filmlerinin konuşmalarını arka fona eklemiş. Serdar Orçin ise Musa karakteri ile birebir uymuş; bakışları, duruşu ile sette oldukça disiplinli olan yönetmeni pek yormamışa benziyor. Lakin aynı şeyi Zeynep Tokuş için söylemek zor.

Yazgı, Demirkubuz filmografisinde en sevdiğim film, belki edebiyatla bu kadar yakın olması ve edebiyatın gücünden yararlanıp, az sözle çok şey anlatmasıdır, Demirkubuz’u farklı kılan. Belki de sadece dili ile uzakta değil onu çok yakınımızda hissediyor olmak. Aslında en önemlisi, filmlerini yaşamak, onun sinemasını samimi kılan, tıpkı kızının isminin Yazgı olması gibi.

Aylin Solakoğlu

http://twitter.com/#!/AylinSol

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5