Yabancı (2012): Medeniyet Dediğin

Kaan Karsan
Kaan Karsan
18 Nisan 2013

Geçtiğimiz senenin Altın Koza yarışma filmleri birer-ikişer hafta arayla gösterim şansı bulmaya başladılar. Filiz Alpgezmen’in ilk filmi olan Yabancı, hikâyesinin vuku bulduğu dönemi geçmişi ve şimdiyi sorgulamak üzere kullanan; öfkeli ve neredeyse politik bir film. Hatta bir açıdan sağ kanadın yaptığı tavizsiz bazı filmler kadar tavizsiz; kafasının dikine ve aşırı özgüvenli… Bu aşamada aklımıza gelen ilk ifade ise, hiç kuşku yok ki, ‘yobazlık yobazlıktır’ yargısı…

Yabancı, babasının vasiyeti üzerine onu gömmek üzere Türkiye’ye götüren bir genç kadını merkezine alıyor. Bu genç kadının adı Özgür. Özgür’ün isminden dahi babasının iltica etme nedenlerini okumak mümkün. Özgür ve ailesi, Türkiye’nin yakın ve karanlık politik geçmişi tarafından kurban edilen ruhlardan… Özgür’ün ülkeye dönüşü de, en az babasının gidişi kadar sancılı. Özgür, sürekli kilitlenen diliyle konuşmaya çalıştığı Türkçe’siyle, hiç tanımadığı akrabalarını ziyaret etmek zorunda kalıyor. Filmin ilk çatışması da Fransız medeniyetinin orta yerinden Türkiye’ye geri dönen genç bir kadının, ‘gerici’ Türkiye’de yaşadığı sıkıntılar üzerinden kuruluyor.

Yabancı’nın, izleyenlerine birçok sürprizi var; ancak unutmayalım ki hayatımızda iyi sürprizler kadar kötü sürprizler de mevcut. Sözde büyük bir sosyal sorumluluk üstlenerek, cesur bir tavırla kotarılan filmin karşısında durduğu görüşe karşı olan tavrı fazlasıyla sivri, düşmancıl ve hoşgörüden uzak. Bu tavır, sinemamızda yeni olarak addedilebilecek bir icat değil tabii ki. Zira ülkemiz sineması, meseleyi tuhaf bir şekilde kişiselleştiren, küfüre küfürle karşılık veren ve hamaset duygusuyla hareket eden filmlerden geçilmiyor. ‘Sol bek’te defansif bir görev üstlenen filmlerden olmak istemeyen yabancı, ‘sol açık’ta oynayarak rakip kaleye gol atmaya çalışıyor. Lakin film, tecrübesizliğine ve heyecanına yeniliyor.

yabancı

Yabancı, Türkiye’nin, din baskısının da etkileriyle, sosyo-politik açıdan nasıl bir distopyaya dönüştüğünü anlatmaya çalıştığını hızlıca sezmek mümkün. Hatta bu tasviri ortaya çıkarırken gazete küpürlerinde kolayca rastlanan türden örneklere başvuruyor ve gerçeklik tabanından çok da uzaklara savrulmuyor. Metodik olarak son derece bilinen bir yol üzerinden ilerleyen film, yıkılan ya da asla kurulamayan bir medeniyetin içerisinde yitip giden ‘medeni’lerin yanında yer alıyor. Buraya kadar problem yok. Problem, Yabancı’nın mesajını vermeye çalışırken kurduğu basit ve bayat cümlelerden ileri geliyor. Zihnimize hâkim olan, “İki cümle kurmak için koskoca bir film çekmeye ne gerek var?” sorusu bir türlü ötelenemiyor.

Filiz Alpgezmen’in dirsek temasında bulunduğu mevzular aslında farklı üslupların güçlü nesneleri olabilecek mevzular. Zira tamamen günlük yaşantı üzerinden distopik ve dinsel hiyerarşinin egemen olduğu bir Türkiye çıkarmak fikri pek fena değil. Ancak yönetmenin meseleyi anlatmak için sürekli olarak en basit yolu seçmesi; derinlemesine incelenecek meseleleri sığ sulara yüzdürmesi ve yönetmenin politik görüşüne dayanan genellemelerden gücünü alırken, ele aldığı problemi kişisel boyuta indirgeyerek hedef göstermesi, filmi öfke dolu bir taşlamaya çeviriyor.

Uzun lafın kısası, Yabancı, heyecanlı bir yönetmenin ilk denemesi olarak neredeyse tüm ‘ilk film’ zaaflarını içeriyor. Cümlesini bağıra bağıra, yıldıra yıldıra takdim ediyor ve öfkeli bir köşe yazarının hafta sonu yaşadığı bir olaydan hareketle yazdığı, ders veren bir köşe yazısına benziyor. Yabancı, öfkeli ve heyecanlı bir şekilde anlatıyor, yoruluyor, terliyor ve bu nedenle de filmin makyajı akıyor.

 

Yönetmen: Filiz Alpgezmen

Senaryo: Filiz Alpgezmen

Yapım: Türkiye

Oyuncular: Sezin Akbaşoğulları, Caner Cindoruk, Serkan Keskin

Süre: 146′

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 5