Wuthering Heights (2011): Heathcliff ve Diğerleri

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
27 Mayıs 2012

Brontë kızları yazdıkları birkaç kallavi eserle yaklaşık bir asırdır hem İngiliz edebiyatının klasikler raflarını hem de sinemanın heyecan duyduğu başucu eserleri kontenjanının mühim yerlerini süslüyorlar. Charlotte Brontë’nin Jane Eyre’ı geçtiğimiz yıl bir kez daha beyazperdede karşımıza çıktıktan sonra, 2011’in son çeyreğinde Emily Brontë’nin Wuthering Heights’ı da ardından gelerek ilginç bir zamanlama ve karşılaştırma söz konusu oldu. Şimdiye kadar yapılan uyarlamalar arasında sadece 1939 yapımı William Wyler yorumuyla ışıldayabilen Wuthering Heights, bu kez bir sonraki filmiyle heyecan uyandıran bir yönetmenden gelecekti. Bu kez, kısası Wasp ile Oscar’ı kazanan, ardından gelen Red Road ile umut vadeden; son filmi Fish Tank ile de başarı çıtasını bir hayli yükselterek bir sonraki filmi beklenen yönetmenlerden biri haline gelen Andrea Arnold’un ellerine teslim edilmişti. Venedik Film Festivali’nde en iyi sinematografi ödülünün hakkını veren film, bu özelliğiyle bile izleyenlerini ikiye bölecek derecede yenilikçi ve orijinaldi.

Mr. Earnshaw Liverpool kaldırımlarında kölelik yapan kimsesiz genci Yorkshire tepesindeki çiftliğine getirdiğinde –dininin getirilerine uyan, iyi bir Hıristiyan olmak adına- kimsesiz genç artık yeni bir aileye, şeytanı inkâr ederek yeni bir dine, dahası yeni bir isim ve kimliğe kavuşturulur. Yeni ailesine pek de ‘hoş gelmemiş’ olan Heathcliff’e, ailenin çocukları tarafından biçilen ‘istenmeyen’ rolü de ilk günden son anına kadar ona eşlik edecek, bu tepede yaşadığı sürece nadiren kustuğu hoyratlığına hoyratlık katacaktır. Siyahi olmasının – ki bu karakter ilk kez siyahi bir oyuncu tarafından canlandırıldı- verdiği otomatik hor görülme avantajı da atlanmayarak kendisine ‘hırsız zenci’ olarak seslenildiğinde bile… Bu süreç içerisinde yaşamlarını uzak kıyılara sürüklenmesi için tek bir durum yeterli olacaktır. Earnshaw ailesinin bu yeni ferdinin, yeni kardeşi Catherine’le arasındaki, birbirlerini gördükleri ilk anda filizlenip, zaman ve mekân çizgilerini aşan dilsiz his, vahşi doğaya ayak uyduran şiddetiyle tepenin karanlığına bir karanlık daha katar.

Rüzgârın uğultusuna filmdeki başrollerden birini veren yönetmen, sallanan kamerasını doğrulttuğu her şeye, bir taşa bile yeni bir ‘sertlik’ kazandırarak Heathcliff’in yaşamı boyunca sürecek melankolisi ve bir an bile silinmeyecek somurtkanlığının bir yareni oluveriyor. Bu gerçek anlamda ilk kez var edilebilen ‘uğultulu tepe’, karakterlerin kendi kimyalarının sebep ve sonuç çıkarımları üzerini güçle katmerlendiriyor. Bir Wuthering Heights uyarlamasından beklenmeyecek derecede diyalogsuz bir film olması ise tam da bu noktadan ileri geliyor.  Filmin neredeyse hiç konuşmazken, sessizlikten nasibini almayan tek şey büyülü görüntüler oluyor. Var olan tüm hisler görsel olarak can buluyor; tüm soruların cevapları kameranın bakış attığı şeyde beliriyor. Böylece eserin alıştığımız romantik değişmeceleri de lal olup susuyorlar. Cathy ve Heathcliff susuyor, rüzgâr her daim uğulduyor… Cathy, Heathcliff’in kanayan yarasınının acısını, yarayı emerek dindirmeye yeltenirken, kutsal bir repliğin bile güç veremeyeceği bu büyülü anlar ortaya çıkıyor.

Engellenemeyen, kaçınılmaz ayrılık vakti kapıyı çaldığında beraberinde hataları da yanında getirmiş, bunlar da geri dönülmez bereleri misafir etmiştir. Yetişkinlik dönemi başlayıp geçmişteki suçlarla yüzleşme vakti geldiğinde ise günahkâr diller yeniden hecelemeye başlar. Aradan geçen zaman Heathcliff’e zenginlik ve itibar kazandırırken ardında bıraktıklarını mutsuzluk ve çaresizliğe mahkûm eder. İbre tersine döndüğünde Heathcliff’in meşhur ‘intikam alan’ zalim kişiliyle karşılaşmayı bekliyoruz, ancak filmin tüm hikâyesini gözünden izlediğimiz Heathcliff’e kızamıyor; dahası haklı bile görebiliyoruz. Bu da filmi diğer onlarca uyarlamasından farklı kılan yenilikçi bir yaklaşım, yönetmenin hikâyeyi odakladığı noktanın özgünlüğünü olarak yorumlanabiliyor. Daha önceleri karakteri, gözünü intikam hırsı bürüyen kötü adam olarak çizilen Heathcliff’e bu kez karşıt duygu besleyemiyoruz. Filmin büyük bir kısmında gözlemlediğimiz intikam gerekçeleri, karakterle kurduğumuz duygudaşlığı o en gaddar olduğu anlarda bile haksız çıkarmıyor. Son geldiğinde kendine yapılanların intikamını fazlasıyla almış, yükünü hafifletmek yerine belki daha da fazlasını yüklenmiş; asla huzura kavuşamamayı ezelden kabullenmiş bir Heathcliff ruhu kalıyor.

 

Türkçe Adı: Uğultulu Tepeler

YönetmenAndrea Arnold

Senaryo: Andrea Arnold, Olivia Hetreed

Yapımİngiltere, 2011

Oyuncular: Kaya Scodelario, James Howson, Solomon Glave

Süre129′

 

Gülçin Kaya

gulcinnkaya@gmail.com

twitter

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5