Will (2011): Asla Yalnız Yürümeyeceksin!

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
17 Haziran 2012

Her ne kadar Franco diktatörlüğünün bekasını 3F (Futbol,faşing, fiesta- kendi adını da bir diğer F olarak anmaması şaşırtıcıdır ) üzerinden kurduğunu söylese de, endüstriyel futbolun karşısında sağlam bir şekilde yerini koruyan gerçek futbol, bir meşin top ve coşkulu izleyiciler harici herhangi bir araca ihtiyaç duymadan, bu yönüyle de kenar mahallelerin çamurlu sahalarından, sokak arasında tek kale maçlara kadar her an her yerde coşkuyu mücadeleye, rekabeti kardeşliğe çevirebilen bir güce sahiptir.

Dönem dönem nev-i şahsına münhasır tavırlarıyla ( Tanrı’nın eli Maradona, taraftara dönük müthiş tekmesiyle “Ben bir insan değilim, ben Cantona’ yım” durumunun gerçekleştiricisi Eric Cantona gibi) bazı oyuncular öne çıkıp yıldızlaşsa da, temel felsefe, yedek kulübesindekiler de dahil olmak üzere, bir oyuncu dahi eksik olsa takımın ayakta duramayacağı üzerine kuruludur.

Bu noktadan bakıldığında, futbol filmlerinin ana temalarının neden sadece sporun kendisi değil, Zafere Kaçış filminde (Escape to Victory- John Huston, 1981) 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı yürütülen mücadeleyi, Hayata Çalım At’ ta (Looking For Eric- Ken Loach, 2009) bir İngiliz emekçisinin hayatını düzeltme çabalarını, Aşk Kupası’ nda (Fever Pitch-Bobby Farrelly, Peter Farrelly, 2005) Boston Red Sox ve sevgilisi arasında kalan Lindsay’ in arayışlarını ele aldığı anlaşılır bir durum olur.

Ellen Perry’ nin sinemalarımızda Babam İçin adıyla gösterime giren Will filmi (Liverpool’ un You Will Never Walk Alone adlı marşını anıştırarak) sadece futbol aşkının değil, aynı zamanda çocukluk düşlerini gerçekleştirmenin kendini gerçekleştirmekle aynı şey olduğunun hikayesini anlatır.

Eşinin ölümünden sonra, oğlu Will’ i  hem kendini, hem de gelecekte kuracakları hayatı toparlamak adına üç yıl boyunca yetimlerin okuduğu bir okula bırakan Gareth’ ın şu sözleri, İngiliz işçi sınıfının futbola bakışını özetler niteliktedir.

“Chelsea’ yi yenip şampiyon olduğumuz sene Stamford Bridge’ de olduğumu biliyor muydun? Senin yaşlarındaydım. Tersaneler ölüyordu, babam iş için sürünüyordu. Ama elinde bir çift bilet ve tren için aldığı borç para vardı. İki saat boyunca Liverpool tribünlerinde savaş atları gibi yan yanaydık ve maçı izliyorduk.”

Gerçekten de her bir günü bir diğerinin aynısı şeklinde bir yeknesaklıkla geçen işçiler için, sahada futbolcu ve taraftarın omuz omuza sürdürdüğü mücadele bir yaşam alanı, rutinin ölümcül dokunuşuna karşı “formada ter olmaya gelenlerin” savaş şarkısıdır.

“Bir fırtınaya karşı yürürken, başını yukarda tut ve karanlıktan korkma, fırtınanın sonunda altından bir gökyüzü ve eğlencenin tatlı gümüş şarkısı var” vaadiyle, film boyunca gereğince kullanılan taraftar marşı, babasıyla gidecekleri 2005 Şampiyonlar Ligi Finali için İstanbul’ un yolunu tutan on bir yaşındaki oğlan çocuğunun elinde asla yalnız  yürünmeyen bir yolculuğa dönüşür.

Filmin sıkıcılığa düşmeyen eğlenceli temposu düşünüldüğü zaman, eğer üç yıl sonra gelen babanın sorgusuz sualsiz kabul edilmesi, annenin kaybından sonra daha beraber bir maça bile gidemeden ansızın babanın ölümü, yolda tanıştığı herkesin son derece iyi niyetli insanlar oluşu ve Saraybosnalı Alek’ in profesyonel futbol hayatını sona erdirmesine sebep olan durumun inandırıcılıktan uzaklığı gibi, olay örgüsünü destekleyen yan hikayelerin başarısızlığına göz yumulduğu taktirde Will aile boyu izlenebilecek, başarılı bir film olarak değerlendirilebilir.

Belki de zaten bir futbol filmi tam da böyle izlenmelidir. Nasıl ki tribünde maç izlerken, değerlendirilemeyen paslara, kalecinin ısrarla ters köşeye yatmasına, takımın renkleri aşkına göz yumup, ses kısılıp gidene kadar tezahürat yapılıyorsa, yaşamın hoyrat dinamiği karşısında beyazperdeden yansıyan umuda aynı aymazlıkla kapılmayı baştan kabullenerek…

Sokakta gazozuna yapılan maçın yenilgisinden sonra, yeni bir maça çağıran yukarı mahallenin çocuklarına “iki ayağının üzerinde doğrularak” evet demek ve “asla korkunun rüyalarının karşısına çıkmasına izin vermeyerek…”

Neslihan Güngör

gungorness@hotmail.com

Twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5