Werckmeister Harmonies (2000): Belki Şehre Bir Sirk Gelir

Arda Gulyan
Arda Gulyan
22 Ağustos 2011

Genel kanıyı bilemem, merak etmem, doğrusu bunun bir önemi olmadığını düşünürüm, hele de söz konusu olan bir sanat yapıtıysa. Sonda söylenecek şeyi en başında söylemekte beis görmüyorum: Werckmeister Harmonies iyi bir film, fazlasıyla iyi bir film. Bir sinema filmi nedir, nasıl olmalıdır diye sorulsa bir an bile tereddüt etmeden onu işaret edebilirim. Ona sayısız anlam yüklemekten geri durmayan bir sanatsevici pozisyonuna düşmeyi umursamıyorum bile, sahiden bunun ne önemi olabilir ki, nihayetinde bir sinema filmi yönetmeniyle onu izleyen kişi arasındaki bir bağdan ibaret değil midir?

Tarr yakın zamanda, son filmim dediği A Torinói ló (Torino Atı) ile 30. İstanbul film festivalinde arz-ı endam etti. 2011 Berlin büyük jüri ödüllü bu film çıkış noktası olarak Nietzsche’nin deliriş hikayesini alsa da bana bir yanıyla da –duyarlık- Bresson’ın Au Hasard Balthasar’ını anımsatmıştı. Sözkonusu olan Tarr olunca ona akraba bulmak kolaydır; ‘Tarkovski’nin mirasçısı’ gibi klasik başlıklar atmaktan sıkılmayanlarca ‘Tarkovski’nin umutsuz olanı’ olarak mimlense de, örneğin Werckmeister Harmonies’in sonunda balinanın özgür kaldığını ve kasabada suların durulduğunu düşünebiliriz. Bu az şey değildir. Yine de elde kalan yanmış yıkılmış bir kasaba ve parçalanmış bir sirk olacaktır kimisi için. Benzer bir tutumu 1988 tarihli Karhozat’ta da görmek mümkün.

Werckmeister Harmonies tanrının adını ne kadar ansa da onu bir çıkış yolu olarak görmüyor asla, inanç umudun anahtarı değil. Genç Janos’un tek derdi tanrıyla bir bağ kurmak, onun yaratıcı gücünü doğrulamaya çalışmak. Bir gazete dağıtıcısı olan ve aynı zamanda kasabanın ileri gelenlerinden, yaşlı bir müzikoloğun yardımcılığını yapan Janos’un tüm çabası bir dayanak noktası bulmak. Kasabaya gelen sirke bir kiliseye sığınır gibi sığınması öyle sanıyorum ki Janos’un bu arayışını en net hissettiğimiz sahnelerden biri olacaktır.

Genç Janos’un içsel arayışı ve yaşlı Gyuri’nin inzivası bir yana, kasaba kötücül bir geleceğe koşuyor gibidir. Polisle işbirliği yapacak olan ‘temiz kasaba hareketi’ kasabadaki kaosu bastırmak için çalışmalara başlamıştır. Bir gece yarısı ağır ağır kasabaya giren sirkse (üç tane gözü olduğu söylenen bir prens ve dev bir kaşalottan ibaret olan bir sirk) meydanın tam ortasına yerleşir, kimilerince uğursuz bir sis gibi çöker kasabanın kalbine. Zaman zaman bir kurtarıcıyı simgelediğini düşündüğüm prensi hiç görmeyiz, o sirk sahibi ve kasabalı arasındaki bir pazarlık metasına dönüşmüştür, dev kaşalot ise ardına dek açık gözleriyle her şeyin tanığı olmuş gibidir.

Tarr’ın birkaç sahnenin ardından (filmin açılışındaki birahane sahnesindeki astronomik performans ve Gyuri ve Janos arasındaki ‘balina ve yaratıcısı’ diyaloğu) kahramanlarını sessizce dakikalar boyu yürütmesi, hemen öncesinde olanların/konuşulanların iyice düşünülüp sindirilmesine olanak tanıyor. Filmde bu ve buna benzer kimi yöntemler, filmin yapısını oluşturduğu gibi, bir yandan da yönetmenin imzasına dönüşüyor. Öyle ki Tarr’ın diğer filmlerinde de görebileceğimiz bu detayların, bu senaryo yazımının (kimilerinin bıkıp usanmadan “o sırada siz gündelik işlerinize dönebilirsiniz” şakasını yaptığı) aslında entelektüel bir çaba ya da yapısal bir arayışın sonucu olmadığı, aksine bizi esere çekmek, onun üzerine düşünmek için bir fırsat yarattığı da açıktır.

Werckmeister Harmonies (Karanlık Armoniler), dili ve sanatsal görüşüyle bu dünyayı paylaşmaktan mutluluk duyduğumuz bir incelikler ustasının filmi.

 

ardagulyan@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5