Weekend (2011): “Özgürlüğün geldiği gün / O gün ölmek yasak!”

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
17 Nisan 2012

Andrew Haigh’ın ikinci uzun metrajlı filmi Weekend, bir gecelik bir ilişkinin bir hafta sonuna yayılan etkileri üzerinde duruyor. Russell yalnız bir adamdır. Gerçek ailesinin kim olduğunu bilmediğini söyler utanarak bir sohbette. Çocukluğunu farklı ailelerin yanında kalarak geçirmiş daha sonra yakın arkadaşı Jamie’yle tanışmıştır. Jamie’yle arkadaşlıkları hala devam etmekte, cinsel yönelimini de sadece Jamie bilmektedir.

Filmin ilk sahneleri bir tür ev partisine aittir. Russell, yakın arkadaşı Jamie’nin evindeki bir partiye gider. Bir tür zorundalıktan dolayı yapıldığı belli olan bu ev ziyaretinden sıkıldığı her halinden bellidir. Evden ayrıldığında kendini yalnız hisseder ve yolunun üzerindeki bir gey bara girip biriyle tanışmayı bekler. Bir adamın ona baktığını fark eder: Glen. Yalnız kalabilecekleri bir yere çağırmaya çalışır. İlk denemesi başarısızdır, zaten o sırada başka biriyle tanışır. Geceyi onunla geçireceği belli olmuştur.

Ancak bir sonraki sahnede Russell evinde kahve hazırlamaktadır ve yatağındaki adamın Glen olduğunu fark ederiz. Gece birçok şey tersine dönmüştür anlaşılan. Yeni tanışmış iki yabancı insan, bir ses kayıt cihazına geçirdikleri geceyi anlatarak yaşadıkları hakkında kendi izlenimlerini seyirciyle paylaşmış olurlar. Glen birlikte olduğu her erkekten yanında taşıdığı ses kayıt cihazına geçirdikleri gece hakkında konuşmasını istemektedir zaten. Bu onun için bir tür sanat projesidir.

İkili aralarında geçen ve tek gecelik olduğunu düşündükleri bu durumu “yapmaları gereken şeyler” yüzünden sonlandırırlar. Glen evine döner, Russell işe gider. Ancak işler düşündükleri gibi gitmemiştir, birbirlerini özlemeye başlarlar. Russell, Glen’e mesaj gönderir ve iş çıkışında tekrar buluşurlar. Bu buluşma birbirlerine daha fazla bağlanmalarına neden olacaktır. Birbirleri hakkında daha fazla şey öğrenirler, artık yabancı değillerdir birbirlerine. Russell’ın deyimiyle “Tanışalı henüz birkaç gün bile olmamıştır” ama birbirleri için önemli olmaya başlamışlardır. Bu buluşmanın sonunda Glen, önceden paylaşması gereken önemli bir şeyi söyler Russell’a; ertesi gün üzerinde çalıştığı sanat projesi için Amerika’ya gidecektir. Film bu olaydan sonra Richard Linklater’ın Before Sunrise (1995) ve Before Sunset (2004) filmlerini anımsatmaktadır. Birlikte geçirebilecekleri sadece bir gün kalan çift önce İngiltere’nin sokaklarında küçük bir tur atarlar sonra yine Russell’ın evine dönüp kalan zamanının tadını çıkarırlar. Filmin geneline hâkim olan diejetik zamanın kurgusal zamana yakın olması durumu bu sahnelerde oldukça kuvvetlidir. Linklater’ın filmlerinde olduğu gibi diyaloglarla uzadıkça uzar sahneler. Ancak bu diyaloglar ve uzun sahneler seyirciyi sıkmayacak kadar hikâyenin gelişimiyle paraleldir.

Glen’e göre daha romantik olan Russell aslında bu birlikteliğin ikisi için bir şans olduğunu düşünür ve (bunu yapmak istemediğini söylese de) Glen’i gitmekten vazgeçirmeye çalışır.

Weekend, içinde birçok eşcinsel klişeyi barındırsa da 2010’lu yılların kent insanının yalnızlığını, ilişkilerini ve çaresizliğini oldukça iyi anlatan bir deneme. Film 1970’li yıllarda dışarıda elele tutuştukları ya da öpüştükleri için eşcinselleri gözaltına alan İngiltere polisinin rolünü 2010’lu yıllarda yerel halkın aldığını anlatmaya çalışıyor. Glen ve Russell kendi “getto”larının dışında birlikte olamıyorlar örneğin tıpkı birçok ülkede olduğu gibi. Heteroseksüeller kadar rahat davranabilecekleri hiçbir yer yok koca ülkede. Kendileri olmak için sadece bazı gey barlara ya da evlerine gitmek zorunda kalıyorlar. Onları öpüşürken gören insanlar buna hemen tepki gösteriyorlar birkaç sahnede örneğin. Bir sahnede ayrılırlarken asansörde öpüşen bir heteroseksüel çifti gösteriyor Andrew Haigh, Glen ve Russell ise masum bir öpücükle arkadaşça ayrılmak zorunda kalıyorlar.

 

Filmin en iyi yanlarından biri de bu denli sert ve zor bir konuyu sade ve güçlü planlarla anlatabilmesi. Yönetmen çektiği

planlarla bazen ister istemez birçok klişenin içine düşmek zorunda kalıyor ama son dönemde eşcinsellik hakkında çekilen filmlerin çoğundaki gerçeklikten uzak ve beceriksiz hikâye yapısı düşünüldüğünde Weekend kendini her açıdan affettiriyor.

 

Weekend: çoğunluğun genel ahlak anlayıştan korunarak bir hafta sonuna sıkıştırılıp saklanan yalnızlık ve birlikte olabilme çelişkisi.

 

 

yildirim1895@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5