Vivre Sa Vie (1962): Varoluşun Derin Sularında

Arda Gulyan
Arda Gulyan
07 Nisan 2011

Yeni Dalga nedir diye sorulsa, hiç tereddütsüz, bir insani duyarlılık patlamasıdır, derim. Chabrol’dan Godard’a uzanan; toplumun, bireyin içinde, öte yandan yansımasını bizzat sanatçının kendi yaşamında bulduğumuz bir yükseliştir o. Yine de Yeni Dalgayı şahsi kanaatimle – A Bout De Souffle’a rağmen –  Truffaut’ya bağlarken, Godard’ın Vivre Sa Vie’yle de ona yeni bir damar açtığını varsayarım. Bu damar bireyin bilinçli seçimlerinin üzerinden gider ve bu yönüyle olağanüstü bir biçimde çarpıcıdır. Godard’ın bizlere yönelttiği ayna, sinemada benzerine az rastlanır bir niteliktedir. O’nun neden yıllar boyu görmezden gelindiğini daha iyi anlamanın bir yolu da bu bakış açısı olabilir. Yaşamın gerçekliği ve aklın işleyişi her zaman acı ve zorludur.

“Bir kız vardır, değişmez bir durum içindedir, başından itibaren çaresiz zorluklar yaşar. Yolun sonunda ölüm vardır.” Truffaut işte böyle tanımlar Vivre Sa Vie’yi. Bu üstünkörü tanım çoğunluğa ait yaşamın bir özeti sayılır. Öyle ki  “O’nun kederli filmlerinden biri bu. Godard’ta özyaşamöyküsünün rolü keşfin rolünden daha büyüktür” diye de ekler. Nedir bu keşif?

Truffaut’nun imlediği şey ilk etapta Nana’nın sonunda Brice Parain’le yaptığı o konuşmaya dek uzanan özgürlük uyanışıdır. Nana çıkışa doğru yöneldiğini sezer, bunun için birçok şeyi, birçok işi dener ve sonunda fahişelikte karar kılar. Yıkılıyor olsa da denediği her şey bir yandan da dayanağıdır Nana’nın. Biz onun fahişeliği kabul edişini kadere indirgerken, bu seçim temelde onun fahişeliği seçişini kadere indirgeyen bir toplumla yaşadığı kopuşu içerir. Böylelikle özgürlük uyanışı bireyin varoluşsal seçimlerine gelip dayanır, handiyse katalizörü olur onun. Burada Sartre’ın “insan kendi özgürlüğüne mahkûmdur” sözünü hatırlamak gerekir. Öyle ki Godard burada, daha sonraları -örneğin La Chinoise’da- ayrı bir yönden de olsa, kıyasıya eleştireceği Sartre’la arasına somut bir hat çeker. Bunu mümkün kılan insanın dünyaya bırakılmışlığı ve kendi varoluşunu gerçekleştirmeye mecbur kalmışlığının yadsınamaz gerçekliğidir.

Vivre Sa Vie başka bir açıdan ele alındığında açıkça erkeksi toplumun herkesçe içselleştirildiğinin bir resmidir. Nana film boyunca erkeklerle örülü yüksek duvarların arasında gezinir. O erkeklik ki zaman zaman kadınını yatağında bir fahişe olarak görecek denli ikiyüzlüdür. Yine de fahişelik ibretin temsili olmadığı gibi bir kaçışı, sığınmayı da temsil etmez. Nana’nın varlığı bir güç kıyaslaması yapılacaksa şüphesiz en öndedir ancak bu toplumsal konum O’nun ‘özyaşamının’ yatağıdır.

Yine de Godard topluma cevabı onun kabul edemeyeceği bir statüyle verecektir. Filmin açılışında Nana’nın başını farklı açılardan bir vesikalık çeker gibi görmek yalnızca O’na ait bir yaşamı izleyeceğimizi duyurmakla kalmaz, O’nun bir kadın olarak varlığının ayırdına daha net varmamızı sağlar, dahası O’nun en başından mimlenip suçlanmaya hazır bir nesne olduğuna dikkat çeker. Bu uzlaşmaz bir tutum takınmış Godard’ın imzası olacaktır.

Bireyin kendi seçimlerini yaptığı, özgürlüğünü ve dolayısıyla kendini keşfettiği, yaşamının dizginlerini ele geçirdiği o an ortaya çıkan “keder”i bu ağır sorumluluk duygusuyla açıklamak alışılagelmiş olandır. Bu çatışma Freud’un da altını çizdiği gibi, uygarlık tarafından yapısının elverdiğinden daha erdemli olmaya zorlanmış bireyin en kritik sorunu gibi geliyor bana. Bu sorun Truffaut tarafından keşfe baskın çıkan özyaşamın bir karşılığı da sayılabilir.

Ama Nana bizden biri, bizim yaralarımızı taşıyor, bizim yokladığımız, çok yakınımızda duran yolları adımlıyor, her şeyiyle tanıdık bir figür olup çıkıyor. Çok güçlü ve çok zayıf. Çok dinamik ve çok pasif. Öyle ki Godard dahi sorunu Nana’yı öldürerek çözmeye çalışıyor. Peki neden?

Sahiden birey toplum tarafından böyle bir kör noktaya itilmiş olabilir mi? Vivre Sa Vie’nin varoluşçu gelenekten alıp sorduğu soru işte bu. Godard biz çağdaşlarına yine dolaysızca uzatıyor elini. Bizi düştüğümüz kuyudan çıkarmak için mi, yoksa düştüğü kuyudan O’nu çıkarmamız için mi, kim bilebilir.

 

ardagulyan@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5