Vengo (2000): Hiçlik Ülkesinde Aşk İçin Doğmak

Salihcan Sezer
Salihcan Sezer
03 Ocak 2013

İspanyol meyhanesinde bir kadın(La Caita) çığlık çığlığa şarkı söylüyor. Hayli çirkin, hayli geçkin, ağlamaklı… Masanın etrafındakiler ona ritim tutuyor, çalgılarıyla eşlik ediyor. Caco adında orta yaşlı bir adam müziğe kendini kaptırmış, coşkuyla oynamaya başlıyor, engelli yeğeni Diego’yu masanın kenarına dansa kaldırıyor ve genç bir kadını yanına çağırdıktan sonra üçü birlikte dans ediyorlar. Yan masada yemek yiyen asker grup, şarkının sonlarına doğru masalarından kalkıyor. Şarkı söylenen masanın ucuna kadar gelmiş durumdalar, bir süre sonra da şarkı bitiyor zaten. Sonunda askerlerden biri; ‘‘sanat için oley’’ diye bağırarak, kadehini havaya kaldırıyor. Caco’ysa, ‘‘flamenco için oley’’ diye karşılık veriyor.

vengo2

Takdim edelim; aslında bu orta yaşlı adam, filmin yönetmeni ve senaristi Tony Gatlif’in ta kendisidir. Elbette filmde yer alan karakter ve bu karakteri oynayan aktör tamamen farklı. Hatta bu (görsel) benzemezlik bilgisine, filmin öyküsü ve finali itibariyle otobiyografik olamayacağını da eklemekle birlikte; tüm bu şartlar, (iyi) müziğin ve sanatın birleştirici özelliğine inanmış/gönül vermiş bu adamın Tony Gatlif olmadığı sonucuna götürmesin bizi. Endülüs coğrafyasında geçen, hüzün dolu bir intikam öyküsü olan Vengo’nun baş rol oyuncusu; teninden ırkına, kıyafetinden saçına, müzik sevgisinden insancıllığına bir tür Tony Gatlif simülasyonu olarak kurgulanmış adeta. Sanki senaryoyu Gatlif, ‘‘böyle bir durumda ben kalsaydım ne yapardım?’’ sorusunu düşünerek oluşturmuş. Üstelik yönetmenin özellikle ilk dönem filmlerinde, bu üslubun bir gelenek şeklinde vuku bulduğunu iddia etmek de gayet mümkün. Sözgelimi en parlak işlerinden, 1997 yapımı Gadjo Dilo’da; Fransız genç(Gatlif de Cezayir doğumlu, çingene bir Fransız vatandaşıdır), çingene bir şarkıcıyı bulmak için Romanya’ya gider. Transylvania(2006) filminde yine yakın topraklarda, Gadjo Dilo’ya benzer temalar hakimdir. Exiles’de(2004) ise ‘sürgündekiler’, köklerine ulaşmak için Fransa’dan bu sefer Cezayir’e giderler. Genellikle çingene, göçe meyyal, müziğe tutkun, iyi niyetli, kadınlara karşı ilgisi yüksek, bıçkınlık mertebesinde cesur ve de uzun saçlı erkek kahramanların başlarından geçen olayları anlatan ve hikayelerini onların dilinden olmasa bile, onların yakından gözetlenmesiyle aktaran bir sanat anlayışı bulunuyor yönetmenin. Aynı şekilde Tony Gatlif’in; sevdiği türden müzikleri filmlerine egemen kılmayı sevdiğini ancak bu durumun ‘kayıtsız şartsız’ egemenliğe dönüştüğü söylenerek ciddi eleştirilere maruz kaldığını da eklemek gerek. Vengo’da ise müzik ister filmin önüne geçsin, ister geri planda kaldığı söylensin. Hikaye, gerçekten can acıtıcı.

vengo3

Kızının ölümünün yasını tutan Caco(Antonio Canales), kardeşinin engelli oğlu Diego’yu(Orestes Villasan Rodriguez)sahiplenmiştir. İlgiye muhtaç Diego’nun da bir baba figürüne ihtiyacı vardır zaten. Çünkü babası Mario, Caravacas ailesinin bir ferdini öldürmüş ve bu yüzden ülke dışına kaçmıştır. Caravacas ailesiyse, bu ölümün intikamını almak istemektedir. Her yerde, yurt dışında bile Mario’yu arar ancak bulamazlar. Bu bedelin Mario’ya en yakın kişi olan; tamamen masum, engelli Diego tarafından ödenmesini istemeye kadar götürürler kan davalarını. İşler çığırından çıkmıştır artık. Diego, ailesi ve amcası tarafından korunmaya çalışılır ancak iki aile arasındaki gerilim de gün be gün artmaktadır. Ölen kızı için büyük bir acı ve özlem duyan Caco, evladı yerine koyduğu Diego’yu da yitirmemek uğruna elinden geleni yapar. Aşağılanmayı göze alarak Caravacas ailesini sakin/barışçıl bir dille yumuşatmaya çalışır, kiliseye giderek Aziz Meryem’den mağfiret diler, cebinden çıkan paraya aldırış etmeyip, büyük gelir getirebilecek şarkısını düşünmeden elinden çıkarır. Bu esnada Diego’yu mutlu edebilmek, eğlendirmek için şarkıcılar getirir, flamenko geceleri düzenler, ona bir fahişe bile ayarlar. Yine de kötü kaderin önüne geçemeyeceği endişesiyle sürekli bunalmaktadır. Trajik yazgı, filmin başından sonuna kadar kederli hissini korur ve hazin bir finalle de çingenelerin payına yine ‘göç yolları’ düşer.

Elbet hikayenin derinlemesine anlatılmayışı, müziğin belki de aşırı olarak nitelenebilecek denli yoğun kullanımı ve intikam çığırtkanlığı yapan kadınlar üzerinden, kadın karşıtı bir tavrı olduğu yönünde güçlü intibalar bırakabilir film ama ne gam! Zira filmin hikayesi, hissettirdikleri ve müzikleri bir yana, sinemasal belleğe kazınan öyle sahneleri var ki; ‘kadı kızı kusurları’, Vengo’nun sanatsal/duygusal değerini pek de düşüremiyor açıkçası. Diego’nun babasını duyabileceği tek yer olan yolun ortasında yapılan konuşma bölünmesin diye geçen arabaların ‘anlayış istenerek’ durdurulması, sözlü/çalgılı eğlence esnasında Diego’nun başına gelebilecekleri tahmin eden Caco’nun efkardan gözlerinin dolması, Caco’nun ne yapacağını tahmin eden bir dostunun onu bırakamayıp, oradan ayrılacak arabaya bir türlü binmeyişi…   Tutkunun, gözyaşının, hüznün ve flamenkonun ‘yersiz yurtsuz’ çingenelerin o bitmek bilmeyen acısına yüzyıllardır eşlik ettiği alemden yalnızca bir hikaye Vengo; hüzünle filme alınmış, sinemayla adanmıştır ki ah minel aşk ve ah minel garaip.

Salihcan Sezer

salihcanzer@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5