Uygar Şirin’in Seyir Defteri no. 3: Filmekimi 2013

√ “Jeune et Jolie/Genç ve Güzel” genç bir kadının cinselliğini, orta sınıf değerlerine ve yaşamına tehdit olarak sunduğu ikinci yarısında çok iyi. Oraya gelene dek lafı niye o kadar dolaştırdığı meçhul.

 

blue is the warmest√ Yeni Dalga’nın sinemada yaptığı devrimin çok sacayağı olsa da Godard’dan Rohmer’e, Resnais’den Rivette’e Yeni Dalgacıların çoğunun özellikle ilk dönem filmlerinde en büyük dertleri aşktı. Ama aşk onlar için dar anlamda “ilişki”den ibaret değil, değişimi, büyümeyi, isyanı, kavgayı içeren diyalektik bir meseleydi… “La Vie d’Adéle/Mavi En Sıcak Renktir” bu tarife her açıdan uyan (buna yönetmenliği ve oyunculukları da ekleyin), hem 60’ların sonuna ait hem de taptaze bir Yeni Dalga filmi. Seyrederken yer yer sinemanın unuttuğu bazı şeylerin dirildiğini hissedebilirsiniz.

 

√ “The Congress/Son Şans” gibi bir filme ancak yönetmeni 25 ya da 85 yaşındaysa hoşgörüyle yaklaşılabilir. Baktım, yönetmeni Ari Folman 50 yaşındaymış.

 

√ Takashi Miike “Wara no tate/Katil Avı”nda kendisini Miike yapan her şeyi çöpe atıp bir Vin Diesel/Jason Statham filmi çekmeye karar vermiş. “Hollywood ‘remake’ini yapsa bundan iyi olur” dersem filmin içler acısı halini anlatmış olurum sanırım.

 

√ “Le Passé/Geçmiş” de Asghar Farhadi yine deli işi bir senaryo yazmış. Hikayeye sürekli yeni bir karakter ilave ediyor, hattale passe bir noktada ana karakteri değiştiriyor. Filmde kronolojik olarak zaman ilerlese de hikaye ve karakterler hep geçmişi kurcaladığından, eşelediğinden, zaman sanki sürekli geri gidiyor. Geçmişin belirsizliğini, herkes tarafından başka türlü hatırlanıp anlatıldığı için bir türlü “kavranamamasını” ve tam da bu nedenle herkesin hayatını ayrı ayrı, farklı biçimlerde etkileyip pranga gibi peşimizde dolanmasını anlatmak için mükemmel bir yöntem… Bazı senaryo kitaplarında “Senaryonun grafiğini çıkarsak bir kalp grafisine benzerdi” denir. “Geçmiş”inkini çıkarsak bir helezona benzerdi.

 

√ “Geçmiş”: Farhadi’nin “Memento”su.

 

√ “The Canyons” bir “çöp film” olmaya ve Hollywood’un ipliğini pazara çıkarmaya çalışıyor. Sadece ilkinde başarılı.

 

√ Kim Ki-duk “Moebius”da, psikanalizin mecazen anlattıklarını karakterlerine birebir uygulattırmayı tercih etmiş. Misal, kastrasyon mu dediniz? O halde anne oğlunun penisini kessin. “Şoke edici” bir film olduğu doğru. “Yeni Başlayanlar İçin Resimlerle Freud”den öteye geçmeye niyet bile etmemesi gerçekten şoke edici. Üzücü olan ise koca bir salonun bir Kim Ki-duk filmine kahkahalarla güldüğüne şahit olup sonuna kadar haklı olduklarını düşünmek.

 

only lovers 1√ “Zaman çok acımasız” diyor Jim Jarmusch’un “Only Lovers Left Alive/Sadece Aşıklar Hayatta Kalır”ı. Zamanın acımasızlığını en çok Jarmusch’un, iyi adamı uyuz apartman yöneticisi kıvamında zengin bir yüksek-sanat sever, kötü adamları ise internetten şarkı indiren ve gece dışarı çıkıp “gürültülü müzikler” dinleyen gençler olan, modernist ve nostaljik bir film çekmesinden anlıyoruz. Film bu iki özelliği o kadar ileri götürüyor ki iş iflas eden Amerikan otomobil endüstrisine ağıt yakmaya kadar varıyor. Her kelimesinin altını çizmek isterim: Amerikan. Otomobil. Endüstrisi. Dünyada ağıt yakılacak bir bu kalmıştı gerçekten.

 

√ Neyse ki sinema Jarmusch gibi fırlama gençken emekli albaya dönüşerek yaşlananlardan ibaret değil. Jodorowsky diye bir gerçek var… 84 yaşında “La danza de la realidad/Gerçeğin Dansı” gibi bir başyapıt çekmesi ve kendi babası ile Stalin’in nezdinde tüm babaları ve diktatörleri tefe koyması bir yana, akılla inancı çarpıştırıp ikinciden yana tavır alarak adeta Yeni Çağ’cı bir film yapması ve böyle bir filmi, bu fikirle arası hiç hoş olmayan bir kitleye alkışlatması?.. Ustanın önünde saygıyla eğiliyorum.