Uçurtmam Tellere Takıldı (2010): Tedirgin Bir Gül

Salihcan Sezer
Salihcan Sezer
16 Kasım 2013

Bugün Ahmet Kaya‘nın ölüm yıldönümü. 13 yıl olmuş aramızdan ayrılalı. Ancak ‘aramızdan ayrılalı’ yersiz bir söz, zira aramızda değildi ayrıldığında. Magazin Gazetecileri Derneği‘nin o lanet gecesinde, Serdar Ortaç gibi ‘büyük sanatçılarımızın’ unutulmaz goygoyu ve ortamın saldırganlığıyla ülkeden kovulmaktan beter edilmesinin akabinde; ”vay şerefsiz” manşetlerini arkasında bırakıp derin bir kederle terk-i diyar eylemiş ve ömrünün sonuna değin gurbette sürgün bir hayat geçirmek zorunda bırakılmıştı. Yaptığı onlarca esere, albüme, eyleme, girdiği hapse, ‘başı belada’lığa bakıp; geleceğiyle elinden (ç)alınanları düşünüp yine ve yeniden üzülebiliriz. Çünkü vatan hasretiyle, anlaşılamayışının gamıyla öldüğünde yalnızca 43 yaşındaydı Kaya. Bir çoğumuz inanmak istememişti oysa bu şok habere. Öyle ki ‘ölmedi, yaşıyor’ efsaneleri turladı uzun süre. Bir gün döneceği beklentileriyle de seneler geçti. Ancak ”bize kir, bize pas, bize tortusu” kalmıştı. Öldüğü yer Paris‘te, o ünlü mezarlıktaki kabrinde çiçekler içinde; naaşı bile dönemiyor.

ahmetkaya2

Bu belgeseli defalarca izlemiş biri olarak yazmak hep içimdeydi. Ahmet Kaya‘yı anmak yahut yakın tarihimizin ‘olmasaydı sonumuz böyle’ kısmını unutmamak için böylesi özel günlere de ihtiyaç yok elbet. Üç gün önce filmle ilgili ilk satırları yazdıktan sonra, kesin bilgi için vikipedilik olduğumda denk geldi bu tarih. ‘Tam yerine rast geldi, manzara koydu’ der ya nostalji; onun eserlerini unut(a)mamış, (bir süredir) dinlememiş ya da onlarla tanışmamışlar için de yeni bir fırsattır bu belki.

Uçurtmam Tellere Takıldı belgeselinin önemi; günlük yaşayan (haliyle) ancak bu günlük algısı üzerinden uzun vadeli yargılara ve yaptırımlara ulaşan (maalesef) bir toplumun siyasi/insani ayıplarıyla yüzleşmesinin yolunu açması… Abuk subuk meselelerden, törelerden, siyasi restleşmelerden, dinin alet edildiği çekişmelerden hemen her gün peynir ekmek gibi insan evladının katledildiği bu ‘yalnız ve güzel ülkede’; bazı korkunç önyargıların ve yanlışların görülebilmesi için ışık tutmak ne kelime, parlak o yıldızı seçip göklerden yeryüzüne getirmeye çalışıyor. İbretlik bu kurgunun yitik kahramanı yahut zavallısı Ahmet Kaya‘nın çocukluğundan ölümüne kadarki sürenin, bu yazının ilk paragrafındaki olayların da özellikle üstünde durarak, önemli satır başlarına basa basa yürüyor. Ancak bunu yaparken; sanatçının aile yaşantısı ve çocukları, eşi Gülten Kaya‘yla evliliği, Yusuf Hayaloğlu gibi dostlarıyla kurduğu bağlara/ortaklıklara çok az değiniyor. Biyografik ayrıntılara, ansiklopedik bilgilere, onun hakkında internette iki tıkta bulabileceğiniz kişisel ve sayısal verilere boğmuyor. Hani Küçük Prens masalında, büyüklerin rakamlara bayılmasını ve yalnızca onlarla insanı tanıyabileceğini zannetmesini içeren bir bölüm vardır. Burada da asıl amaç; ”Ahmet Kaya kimdir?”, ”nasıl bir karaktere ve yüreğe sahiptir?”, ”siyasi ve dünyevi görüşleri nedir?” türündeki içsel soruların ve gözlemlerin peşinde koşmak… Soğuk ve katı bir tavırdan alabildiğine uzak durup, detay manyaklığına da kapılmadan; Kaya’nın ruhuna ulaşmaya çalışmak kısacası.

ahmetkaya1

Filmin yapısıysa sanatçının kendi ifadelerinden ve arşivlerinden, şarkılarından, konserlerinden, katıldığı programlardaki televizyon kayıtlarından, eski gazete ve dergi küpürlerinden geniş çaplı bir derlemeyle oluşturulmuş. Özellikle bugünlerde muhalifliğin sancılarını çeken bir diğer sanatçı, Can Dündar‘ın Keşke Olmasaydı belgesel serisinin Ahmet Kaya bölümünden yararlanılmış. Bu açıdan büyük bir emeğin yerine; sıkı bir araştırmayla kurgu ağırlıklı, eli yüzü oldukça temiz bir masa başı işi çıkarıldığı söylenebilir. Sanatçının yakın çevresinin değil, yalnızca kendisinin bulunduğu; kalan bölümlerin şarkılarla desteklendiği yapıyla da dinamik bir dil üretilmiş. Kaya’nın içten ve sıcak anlatımıyla sarkıların seçimi ve kullanılma biçimi birleşince de duygusal anlamda gerçekten de güçlü bir çalışmaya dönüşmüş Uçurtmam Tellere Takıldı. Filmi seyreden bir çok kişinin Ahmet Kaya hakkındaki fikirlerini değiştirmeye, olumlu etkilemeye de açık. Hani ”kendisini de, şarkılarını da sevmem”cilere ek bir de ‘ama’cılar vardır; ”kendisini sevmiyorum ama şarkılarını dinlerim”, ”siyasi kimliğini tasvip etmem ama şarkılarını severim” diyenler. Bir kez olsun tüm önyargıları kenara bırakıp, bir şans vermenin zamanı olduğuna inanıyorum sözün özü. Kalanlar ve ”vallahi biz de dostu özledik” diyenlerse; ticari dolaşıma sokulmamış bu 64 dakikalık filmi kısa sürede internette bulabilirler.

Uçurtmam Tellere Takıldı belgeselini bize kazandıran, yazar-yönetmen Ümit Kıvanç‘ı vicdanlı işleriyle, güncel, dikine ve sorumlu tavrıyla biliyoruz genel anlamda. Bu topraklarda bize üretilmeye, işlenmeye, pazarlanmaya ve satılmaya çalışılan ‘Türk-Kürt ayrımının’ ötesinde bir kardeşlik diliyle, barış ve dostluğu öne çıkararak böylesine sevilmiş bir insanı hakkıyla, hassasiyetle yansıtabilmek kanımca çok özel ve anlamlı.

Ahmet Kaya‘ya büyük bir özlem, sevgi ve kardeşlikle…

 

Salihcan Sezer

salihcanzer@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5