Sukai Kurora (2008): Tutunamayanların Hikayesi

Son zamanlarda izlediğim en ilgi çekici, kendine has filmlerden birisi de şüphesiz ki, “Gökyüzü Savaşçıları”  (Sukai KuroraThe Sky Crawlers) isimli anime idi. Anime dünyasının saygı duyulan isimlerinden biri olan yönetmen Mamoru Oshii tarafından, Hiroshi Mori‘nin aynı isimli ünlü romanından uyarlanan 2008 yapımı film, 2009 !f Film Festivalinde Türkiye’ye de uğramıştı. İzleyici ile buluştuğundan beridir tartışılan ve genelde iyi eleştiriler alan Gökyüzü Savaşçıları, farklı birçok temayı oldukça minimalist ve ağırbaşlı biçimde, ve sessizce deşerek ele alıyor. Yıllar boyu kendine has bir üslup tutturarak başkasının değil, kendisinin istediği işleri gerçekleştiren yönetmen, bu filminde de kafasına taktığı belli başlı konuları devamlı kurcalamaktan çekinmiyor.

Mamoru Oshii, anime severlerin hiç de yabancı olmadıkları bir isim aslında. Dünyayı yerinden oynatan, kendisinden sonraki onlarca filmi etkileyen Matrix serisine ilham veren Ghost in the Shell (1995) ve Ghost in the Shell 2 (2004) isimli anime başyapıtlarının altında Oshii’nin imzası vardı.GitS‘nin yönetmenin bu eserindeki izlerinden de bahsedeceğiz. Ayrıca yine pek çok fanatikleri bulunan ünlü anime serisi Blood: The Last Vampire‘da da yapımcı olarak bizleri selamlamakta kendisi. Diğer filmleri arasında Patlabor: The Movie (1993), Avalon (2001) ve yine !f Film Festivalinde gösterilen Tachigui: Yemek Kuyruğundakilerin Acayip Öyküleri’ni (2006) sayabiliriz.

 

Film, bir grup savaş pilotunun hikayesini bize aktarıyor. Ancak film boyunca hikaye asla önümüze hazır sunulmuyor. Zamanı, mekanı, neler olup bittiğini hep minik sohbetler esnasında küçük parçalar halinde kapıyoruz. Örneğin, baş karakterimiz Yuichi‘nin hiç büyümeyen, Kildren denen bir ırka mensup olduğunu ve sonsuza kadar yaşayabileceğini adım adım öğreniyoruz. Aynı anlatım Jinroh’un hikayesi için de geçerli. Tahminim, bir Hollywood filminde olsa, tüm bu bilgiler bir anda sunulup seyirciye önce içinde bulunulan evreni tanıtma çabasına girerler, keşfedilecek şeyleri bir çırpıda harcayıverirlerdi. Oysa böyle bir anlatım şeklinde, bile isteye çok az bilgiyle başlayıp durmadan tahminler yürütmemiz isteniyor adeta. Filmin başlarında bir hanımefendinin gelip Yuichi’ye “Biz sizi tutuyoruz.” demesi anlamsız gelirken daha sonradan savaşan iki rakip şirketin olduğunu öğrendiğimizde insanların takım tutar gibi savaş şirketlerini tuttuğunu dehşet içinde öğreniyoruz. Tabi savaş şirketi olgusu apayrı bir dehşet unsuru burada. İşleri sadece savaşmak olan iki rakip şirket bulunuyor. Yine filmin daha da ilerisinde, bir sohbet esnasında, savaşın neden yapıldığını da öğreniyoruz. Film bu noktada, savaşmanın barışın devamlılığı için elzem olduğunu söyleyerek 1984‘e göz kırpıyor adeta. Ne de olsa bu savaşın da bir başı yok, sonu da olmayacak.

İnsanların takım tutar gibi savaş şirketi tutması, şirketler savaşır ve askerler ölürken insanların tüm bunların varlığını bildiği halde bunlardan had safhada izole yaşaması, askeri üslere turist gezileri (!) düzenlenmesi, hepsi yaratılan distopik atmosferi destekleyen unsurlar olarak akılda kalıyor.

Filmin ipucu verirken oldukça cimri davrandığı zaman konusunda da tahminlerde bulunmamıza yardım eden bazı detaylar mevcut. Özellikle uçakların tipi, yapısı, kullandığı silahlar ve askerlerin kıyafet tarzları sanki birer 2. Dünya Savaşı alegorisi. Ancak genel itibarıyla, özellikle şehir görüntüleri yardımıyla filmin yakın gelecekte geçtiğini söyleyebiliriz.

Göklerde geçen bu hikayede, felsefi zemin hazırlanınca soru işaretleri de oluşmaya başlıyor. Filmin, neredeyse tüm varlığını üstüne kurarak, bize ısrarla sorduğu soru şu: Bu hayat sahte mi? Yaşadıklarımız ne kadar gerçek? Bizi hayata bağlayan ne? İşte bu sorularla Oshii, daha önce Ghost in the Shell’de bize sunduğu sahte yaşam, gerçekliğe ulaşma gibi konularla da doğrudan bir bağlantı kuruyor. Oradaki sanal gerçeklik burada sanal savaşlar olarak vücut bulmuş. Yine GitS’den beslenen Matrix’in dördüncü ayağı diyebileceğimiz Animatrix dizisinde de sık sık bu konulara vurgu yapıldığını fark ediyoruz. Örneğin Animatrix’in bir bölümünde sahteyi “hisseden” ve gerçeği arayan, sonunda kendini binanın tepesinden atarak “uyanan” genç ile Gökyüzü Savaşçıları’ndaki pilotların arasında aslında hiç bir fark olmadığı dikkatli gözlerden kaçmayacaktır. (Bu arada Animatrix’in bir bölümünü yöneten Shinichirô Watanabe‘nin Cowboy Bebop serisinde Spike Spiegel gibi bir başka “arayış içinde” olan karakteri yaratan kişi olması da tesadüf olmasa gerek.) Kısacası, varoluşu sorgulayan karakter ve hikayelerle dolu bu dünyaya, usta Oshii bir bebek daha getirmiş bu filmiyle.

Gökyüzü Savaşçıları‘nda, film boyunca tanıştığımız karakterlere bakınca onların bir türlü hayata tutunamadıklarını hissediyoruz. Filmin ilk yarısının sıradan işlerle, rutinlere sarılı olarak geçmesi, aslında karakterlerin iç dünyası hakkında derin ipucuları veriyor. Ve bu karakterlerden bazısı sorgulamadan, ancak bir şeylerin eksik olduğunu hissederek yaşarken, bazısı da, belki neye olduğunu bile bilmeden açıkça isyan ediyor. (Bu açıdan bakınca filmin karakterlerinin Oğuz Atay’ın büyük romanı Tutunamayanlar‘ın karakterleri ile şaşırtıcı benzerlikler taşıdığını görmek oldukça ilginç doğrusu.)

Filmde alışılmışın dışında bir animasyon tekniği görüyoruz. Özellikle manzara ve uçak sahnelerindeki süper-gerçekçi görüntüler çok etkileyici. Bu gerçek görüntüler ile iç içe geçen klasik anime çizimleri genelde rahatsız etmese de yer yer filmin genel dokusuna uyuşmayıp sırıttığı da oluyor. Ancak, yönetmenin özellikle bunu arzuladığı belli, zira uçakların gökyüzünde dans ettiği her sahne birer görsel şölen olup çıkıyor.

Filmin müziklerine de değinmeden olmaz. Böylesine naif bir filme yakışır hoş melodiler eşlik ediyor bize film boyunca. Müziklerde, Ghost in the ShellPatlabor ve Death Note gibi bir çok kalburüstü animenin müziklerini de yapan Kenji Kawai’nin imzası bulunuyor.

Gökyüzü Savaşçıları bir arayış filmi. Sıkıştığı kabuğundan kurtulmaya çalışan bir avuç insanın hikayesi. Yucihi ve Kusanagi’nin, ve elbette diğerlerinin bu derinden derine melankoli dolu hikayesini özellikle Uzakdoğu sinemasına aşina olan sinemaseverlerin ilgiyle seyredeceklerini düşünüyorum.

Sinemayla kalın efendim.

Not: Yazı, paspasanahtarinustunde tarafından kaleme alınmıştır.

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5