Türkiye Sinemasının 2000’leri

Sınav (2006) – Ömer Faruk Sorak

Herkes her filmde olduğu gibi Sınav filmini sevip sevmemek konusunda özgür… Sınav anlattığı öykü ile çok özgün ve çarpıcı bir yerde konumlanan değil belki; ancak filmin teknik bakımdan Türkiye sinemasında pek de denenmemiş alanlarda gezinmesi kesinlikle kayda değer. Ömer Faruk Sorak, tür olarak da pek denenmemiş ‘gençlik filmleri’ kalıbını video-klip estetiğinin içerisinde, kurgusal olarak yenilikçi bir biçimde takdim ediyor. Gençlerin hayat yarışı ve sınav telaşı gibi iki kanayan yarasını tek bir potada eriterek çağın ruhunu da yakalayabiliyor. Bu bakımdan sınav, henüz iskeleti oluşmamış anaakım sinemamız içerisinde gelecek için umut vaat eden bir film. Bu da 2000’ler sinemamızda Sınav’ı önemli kılıyor. (Kaan Karsan)

Sonbahar (2007) – Özcan Alper

Son dönem sinemamızda karşılaştığımız en iyi ilk filmlerden biriydi Sonbahar. Yetenekli yönetmeni Özcan Alper, dile getirilmesi güç bir sorunu odağını alırken ilk filmini çeken genç bir yönetmenden beklenmeyecek derecede cesur ve yetkin bir anlatım dilini kullanıyordu. Yattığı hapishaneden iflas eden ciğerlerini de bırakıp çıkıyordu Yusuf, 10 yıl aradan sonra hem de, kendisini bekleyen dışarıdaki dünyanın zalimliklerin inadına… Yıllar önce ayrıldığı memleketi Karadeniz’e, hayata veda etmek için geri döndüğünde geride bıraktıklarının yıllar önce ettiği vedaya tanık olur Yusuf. Bu veda, bu dışlanma hali Yusuf’a ve Yusuf gibilere yazılan içten bir ağıt niteliğindedir. Sonbahar, Karadeniz’in eşsiz güzellikleriyle ekranda yücelirken; hikayesi, kurgusu, müzikleri ve tüm samimiyetiyle son yıllarda karşılaştığımız en önemli filmlerden biri oluyordu. (Gülçin Kaya)

Musallat (2007) – Alper Mestçi

Musallat’ın ana teması Türk korku sinemasının neredeyse tek sermayesi olan cinler üzerine kurulu olsa da film kurgusu ve başarılı atmosfer yaratımı ile Dabbe, Büyü, Üç Harfliler: Marid gibi benzerleri arasında öne çıkıyor. Musallat’ta konu çember örgü diyebileceğimiz geri dönüşlü tamamlama şeklinde kurgulanmış. Birbirlerine büyük bir aşkla bağlı olan Suat ve Nurcan’ın evlilik kararı almasının ardından başka dünyalardan gelen bir varlığın çiftin hayatı kâbusa çevirdiği filmde, iyi seçilmiş mekânların ve sanat yönetiminin de yardımı ile huzursuz edici bir atmosfer yaratılmış. Atmosfer yaratımında Uzakdoğu korku geleneğinden etkilenen filmin yüklendiği temalardan biri de korku sinemasının nerdeyse korkutması garanti klişelerden biri olan yeni gelin ve doğum teması. Alper Mestçinin yazıp yönettiği filmde diyaloglar çoğu zaman yavan kalsa da görsel efektleri, müzikleri ve teknik donanımıyla dikkat çeken film, türünün iyi örnekleri arasında kabul edilebilir. (Güzin Tekeş)

Yusuf Üçlemesi (2007-2010) – Semih Kaplanoğlu

Yusuf Üçlemesi, ters kronolojiyle yetişkinlikten çocukluğa bir Yusuf’un hikayesi gibi algınma alanı bıraksa da farklı yaşlardan üç farklı Yusuf’un da sözkonusu yaşlarının (çocukluk, yeni-gençlik, yeni-yetişkinlik) içine alabileceği dünya ve taşıyabileceği vicdan üzerinden de seyre açık bir derleme niteliğinde görülebilir. Bir üçlemeye koyulabilecek en güzel noktalardan biri olan Bal ile, şiirle bütünlülük yaratan muazzam finalli Süt sonrası manevi bir bütünlüğün arayışına düşen üçleme, her biri ayrı bir sinema derdi; dermanı yine kendisi olan. Bal’da bir erkek çocuğunu 7-8 yaşlarında doğanın orta yerine yerleştiren öyküsünü, çocuğun film boyuncaki kazanım-kaybedimlerini doğanın tüm alıcı-verici niteliklerinden faydalanarak tane tane işliyor Kaplanoğlu. O yaştaki zihnin vicdanî çatışmaları, baba figürüne düşkünlüğü, yaşıtlarıyla olan çekimser iletişimini ödül-ceza, umut-hayalkırıklığı, sevinç-korku kutupları üzerinden arka plandaki toplum, dünya, yaşam değerlerine kodluyor yazar/yönetmen. Ve finalini de serinin ters-kronolojik yapısından yola çıkarak ana rahminin güvendeliğine dönüş olarak da yorumlanabilecek ama Bal’ın kendi içinde, bilmenin, bilginin, yaşama halatla düğümlenecek kadar yakın olan ölümün karanlığıyla tanışan çocuk-Yusuf’la sonlandırıyor. Üç film arasında da -Kaplanoğlu’nun nehir söyleşisinde de sıkça dile getirdiği- zamansal döngü bariz şekilde hissedileceği üzere, küçük Yusuf’un cenin pozisyonunda ağaca sığınmasının büyük Yusuf’un Yumurta’da -ismin direktifiyle de- “henüz doğmamış”lığı ile zamansal olarak örtüşen, birbirine içkin bir yanı vardır. Türk sinemasının gittikçe değişen yüzü ve dalgasının hep bu naiflik ve titizlikte devam etmesini temenni ediyoruz. (Eray Yıldız)

Ara (2007) – Ümit Ünal

Ara’yı anlatmaya tersten başlamak gerekirse, izleyip de filmin sizde bıraktığı demleri anmaya geçtiğinizde, zihninizden geçecek tanımlamalar sanırım şu noktalarda birleşecektir: Birbirinden farklılaşmaya çalıştıkça daha da tektipleşen “birey”in hayalleriyle, hissettikleriyle, dış dünyada şekillenen hayatlarını bir türlü birleştiremeyen kişilerin öyküsü…Bir bakıma “ara”da kalanların hikâyesi… İnsanın ontolojik kimliğini tamamlama süreci olarak bakarsak yaşama, Ara’nın dört karakterinin de nerede durdukları, neyi amaçladıkları ve ne elde ettikleri soruları film boyunca defalarca aklınızdan geçecektir. Zaten karakterler yaşadıkları hayatın neresinde durduklarını sorguladıkça, bu soruyu size de sordurmaları kaçınılmaz olacaktır. Filmin dört kişisi: Ender (Erdem Akakçe), Veli (Serhat Tutumluer), Selda (Betül Çobanoğlu) ve Gül (Selen Uçer). Film anlatım açısından küçük episodlara bölünmüş ve geriye dönüşlerle şimdiki zamanı ve geçmişi birbirine bağlayan bir yapıya sahip. Üstelik tek mekânda geçmesinin handikaplarını küçük numaralarla kotarmaya çalışan ve bunda da hayli başarılı olan bir anlatımı var. Filmden uzak gibi görünen ancak bir müddet sonra bağlantıyı anlayabildiğiniz bu küçük numaralar filmin tek düze olmasını belki de engelleme gücüne sahip. Sonuçta tek mekânda geçen ve diyaloglar üzerinden yürüyen bir filmde seyircinin ilgisini ayakta tutabilecek yöntemler önem kazanıyor. Ümit Ünal da bunun farkında olmalı ki senaryosuna yedirdiği “ara kesitler”le de filme hoş bir hava veriyor. Birkaç noktada yapay kaçan bazı diyaloglara rastlasak da, karakter yapılarını kurma ve bunu filmin yapısıyla birleştirme açısından başarılı bir film Ara. Ufak tefek pürüzlere göz yummayı da hak eden cesur bir yapım… (Seçil Toprak)

Devamı » 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12