Türkiye Sinemasının 2000’leri

Babam ve Oğlum (2005) – Çağan Irmak

Tiyatro ve sinemanın Türkiye’de birbiriyle olan oyuncu alışverişinin sonuçlarından biri olarak, bazen çok başarılı bir performansa tanık olsak bile özü temelden ayrışan bu iki ayrı alanın metodları gereği bir kan uyuşmazlığı da sözkonusu olabiliyor. Tiyatroda gür ses ve majör hareketler, sinemada gerekmedikçe eğreti ve karikatürize durabilmekte nitekim. Babam ve Oğlum’un da handikaplarından biri “bağıra-çağıra oyunculuk” gibi gözükse de hikayesinin coğrafyası bu durumu bir avantaja ve filmin artılarından birine çevirebiliyor öte yandan. Irmak’ın sonraki dilini de bolca etkileyecek ve oyuncu merkezli sinemaya dönüştürecek olan Babam ve Oğlum, son 10 yılda politik hafızayı öyküsüne başarıyla yedirebilen başarılı işlerden. (Eray Yıldız)

El Sanatları Üçlemesi (Cenneti Beklerken, Nokta, Gölgeler ve Suretler) (2005-2010) – Derviş Zaim

Derviş Zaim’in geleneksel el sanatlarını taban alarak ülkenin tarihsel geçmişinden öyküler anlattığı üçlemesi ‘dönem filmleri’ kalıbına yeni bir boyut kazandırdı. Kendi konseptini bir ‘arka plan’ olarak eserlerin fonuna yerleştiren üçleme, hikâyeleri birbirinden bağımsız tutarak üç farklı döneme, üç farklı açıdan yaklaşıyordu. Cenneti Beklerken ile başlayan üçleme Nokta ile devam etti ve Gölgeler ve Suretler ile sonlandı. Minyatür sanatı, hat sanatı ve gölge sanatı ise Zaim’in üçlemesinin odaklandığı ve güç aldığı üç sanat dalı oldu. Filler ve Çimen ve Tabutta Rövaşata gibi iki değerli filmde Türk sinemasının son döneminde oldukça sağlam bir yer edinen Derviş Zaim, iyi kotarılmış ve iddialı addedilebilecek bu üçlemesiyle edindiği yeri sağlamlaştırdı. Zaim’in bu üçlemesinde festivallerden ödülsüz dönen bir filmi olmadı. Türkiye sinemasının ‘dönem filmleri’ çekebilme yetisi açısından boşluk dolduran bir seri olan ‘El Sanatları Üçlemesi’ öyle görünüyor ki önümüzdeki yıllarda bir ‘kaynak kitap’ olarak kullanılacak. (Kaan Karsan)

Meleğin Düşüşü (2005) – Semih Kaplanoğlu

İlk filmi olan ‘Herkes Kendi Evine’nin ardından sineması epeyce olgunlaşan Semih Kaplanoğlu’nun ikinci filmi olan ‘Meleğin Düşüşü’ enfes sinematografisi, benzersiz atmosferi ve müthiş oyunculuklarıyla sinemamızın 2000’li yıllarına verilmiş bir armağan olduğu gibi sinemamızın en özel üçlemelerinden ve deneyimlerinden biri olan ‘Yusuf Üçlemesi’nin de habercisiydi. Kaplanoğlu’nun henüz ikinci filminde sadece ve sadece kendine özgü bir tada sahip bir film çıkarmış olması azımsanacak bir başarı değildi. Yalnızca Tülin Özen’in ‘ailevi istismara uğrayan fedakâr kız’ türevinden psikolojik ağırlığı yoğun olan bir rolün altından kalkışını izlemek de, en az filmin kendisini izlemek kadar tesirliydi. Teknik yönden oldukça sağlam temellerin üzerine yapılanmış olan film, yönetmeninin ne istediğini çok iyi bilen tavrıyla da şahlanıyordu. Kısacası, Meleğin Düşüşü, sinemamızın son yıllarından bahsederken kurduğumuz cümlelerin, olmazsa olmaz öznelerinden biriydi. (Kaan Karsan)

İklimler (2006) – Nuri Bilge Ceylan

İlk uzun metrajları Kasaba ve Mayıs Sıkıntısı’yla rüştünü ispatlayan ardından gelen Uzak filmiyle de zirveye oynayan Nuri Bilge Ceylan’ın İklimler’i önceki filmlerinden farklı olarak bir ‘aşk hikayesi’ni odağına alıyor, ancak sakıza dönmüş bu konuya ilginç bir şekilde tamamen yeni bir şeyler katıyordu. Perdede görmeye alışık olmadığımız düzende ilerleyen bu hikaye ne türdaşları gibi mutlu bir sona ilerliyor ne de herhangi bir anında umut vadediyordu. İklimler’de, başkarakterler Bahar ve İsa’nın bile bittiğini bildikleri ilişkileri uzunca süren sessizlikler ve türlü bilindik tartışmalarla uzarken, izleyici perdede görmeye alışık olmadığı tarzda sıkıntılı ve hazmı zor ‘gerçek’ bir aşk hikayesiyle karşı karşıya kalıyordu. (Gülçin Kaya)

Beynelmilel (2006) – Sırrı Süreyya Önder, Muharrem Gülmez

Türkiye’nin sancılı dönemlerinden biri olan askeri cunta döneminde (1982) geçen Beynelmilel’i dönem filmi olarak değerlendirmek ve birçok tarihsel gerçeği filmden çıkarmak mümkün. Aynı zamanda Haydar (Oğuz Kurt) ve Gülendam’ın (Özgü Namal) naif aşk hikâyesini de barındırıyor Beynelmilel. Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez’in yönetmenlik yaptığı film, Adıyaman’daki müzisyenlik yapmakta olan bir grubun traji-komik hallerini perdeye taşıyor. Gülmeceyi ve acıyı aynı karelerde birleştirme gücüne sahip olan Beynelmilel bir yanıyla ağlatırken aniden güldürebiliyor. Güldürme yönünü de tamamen samimiyetinden ve eski grup yeni orkestra namlı müzisyenlerin başı Abuzer (Cezmi Baskın) ve ekibinden alıyor. Her ne kadar güldürebilse de izlerken daha çok acının ağır bastığını söyleyebiliriz filmde. Çünkü gülebildiğimiz öğeler de içimizde bir burukluk bırakıyor. Temel özgürlüklerin kısıtlandığı, neyin niçin yasak olduğunun mantıklı bir açıklaması olmadığı yılları kendine zaman olarak seçen film aslında tam da bu yönüyle günümüzden de kopmuyor. (Seçil Toprak)

Devamı » 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12
Araç çubuğuna atla