Türkiye Sinemasının 2000’leri

İnşaat (2003) –  Ömer Vargı

Türkiye’de ucuz komedi filmlerinin mantar gibi bittiği bir dönemde çekilen İnşaat, absürt mizah anlayışıyla bezeli, değeri pek bilinmemiş bir kara komedi. Plonje çekilen İstanbul görüntülerinin ardından kameranın tek mekâna çevrildiği film, hayalleri biraz para biriktirip yurt dışına kaçmak olan sıradan iki inşaat işçisinin mafya mezarcısına dönüşme hikâyesini anlatıyor. Filmin çekildiği yıllarda Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz göz önüne alındığında ikilinin para biriktirip yurt dışına kaçma hayali genel ülke atmosferiyle de paralellik taşıyor. Ömer Vargı’nın Her Şey Çok Güzel Olacak’ın ardından çektiği ikinci uzun metrajlı film olan İnşaat, tıpkı ilk filmdeki gibi gücünü oyuncuların etkili performansından alıyor. Gerilimi ve mizahı başından sonuna kadar aksatmadan götüren öykü, gereğinden fazla diyaloga boğulmuş sahneler ve finalin beklenenden geç gelmesi yüzünden bir miktar güç kaybetse de çevreye verdiği rahatsızlığa kulak verilmeli. (Güzin Tekeş)

Karşılaşma (2003) – Ömer Kavur

Kariyerine baktığımızda neredeyse salt başarı gördüğümüz yönetmenlerimizden biri de elbette ki Ömer Kavur. İyi ve çok iyi filmlerle dolu kariyerinin noktası olan ‘hayatının’ son filmi Karşılaşma da özellikle yurtiçi festivallerin neredeyse hepsinden ödülle dönmüştü. Karşılaşma, geçmişlerinden pişmanlık duyan ve kendilerine karşı çeşitli kırgınlıkları olan iki adamın tanışmasından hareketle, ‘yol’ filmi kıvamında bir öykü anlatıyordu. Film olgunluğunun son demlerindeki bir yönetmenin elinden çıktığını her halinden belli ediyordu belki; ancak filmin çeşitli tempo sorunlarını ve yer yer ‘ağdalı’ duran oyunculuk performanslarını ihtiva etmediğini söylemek de mümkün değildi. Yine de Türkiye sinemasını adımlarca öteye taşıyabilmiş bir yönetmenin sinemaya olan vedasını izlemek, her sinemasever için oldukça önemliydi. (Kaan Karsan)

Neredesin Firuze (2004) – Ezel Akay

Sinemamız genelde hali hazırda var olan bir şehri, bir yeri kendi dünyasına alarak ürünler takdim eder. Ezel Akay filmleri ise bunu bu şekilde yapmak yerine ‘yepyeni’ bir dünya inşa ederek neredeyse ‘grotesk’ bir evren sunarlar. Ezel Akay’a arabesk bir Tim Burton demek dahi mümkündür bu açıdan. İşte Neredesin Firuze de, Ezel Akay’ın kısa bir özetidir sadece. Müzik piyasasında başarılı olmak isteyen, hayaller kuran insanlar ve onların kaçınılmaz hayal kırıklıkları… Bunun içerisindeki samimi mizah ve dokunaklı bir dramatik yapı… Kısacası Ezel Akay, hem oyunculuklarıyla hem de anlatımıyla bir anaakım devrimi bahşediyor aslında. Filmin bir sürü sorununun olduğu elbette ki malum. Ancak üzerinden geçen on seneye yakın sürenin ardından görüyoruz ki Ezel Akay’ı taklit edebilen tek kişi yine Ezel Akay olabiliyor. Bu bakımdan Neredesin Firuze, önemli bir film. Hem de oldukça önemli… (Kaan Karsan)

Bulutları Beklerken (2004) – Yeşim Ustaoğlu

İkinci uzun metrajı Güneşe Yolculuk ile hatrı sayılır kesimlerce tanınan Yeşim Ustaoğlu’nun üçüncü uzun metrajında yönetmen bir kez daha cesaret gerektiren bir konuyu odağına alıp, dile getirilmesi güç bir ‘kimlik’ sorununu büyüleyici bir sinematografik atmosferde işliyor. Vatanları Karadeniz’den göçe zorlanan Karadeniz Rumları’nı ilk kez sinemada görme şansına eriştiğimiz bu filmle anlatılan hikayelerin hissettirdiği biyografi tadı işe ayrı bir gerçekçilik katıyor. Yönetmenin sinemada ilk kez ele alınan bu konuya yaklaşımı sömürgeci politik oyunlara kapılmayan saf bir gerçekçilikte olurken; mübadele döneminde diğerleri gibi göçe zorlanan Rum Eleni’nin bir Türk ailesine sığınarak kimliğine veda etmesine, Ayşe olarak devam ettiği hayatta vakti geldiğinde geçmişiyle yüzleşmesine tanık oluyoruz. (Gülçin Kaya)

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004) – Ahmet Uluçay

Tepecikli iki çocuk, Recep ile Mehmet’in, Cinema Paradiso heyecanı veren, sevgisini yansıtan bir Ahmet Uluçay filmi: Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak. Filmin ismi aynı zamanda filmdeki Mustafa tarafından “olmayacak işler için boşuna uğraşmak” anlamında kullanılan bir tabir. O öyle söyleye dursun, biri karpuzcu diğeri berberin yanında çırak olan iki kafadar Recep (İsmail Hakkı Taslak) ve Mehmet (Kadir Kaymaz), Ahmet Uluçay’ın bu otobiyografik öyküsünde, her sinemaseverin paylaştığı bitmek tükenmek bilmeyen sinema aşkını ve sinema yapma tutkusunu izleyiciye çok iyi yansıtıyorlar. Teknik yönleriyle eleştirilen film, izleyiciye yaşattığı içtenlik, samimiyet hatta ilkellik yönlerini aslında bu kusurlarından alıyor. 2009’da aramızdan ayrılan Uluçay’ın geçmişine yaptığımız bir yolculuk olarak da görebileceğimiz film, sinema tutkusu, ilk gençlik aşkları, dostluk üzerine çok sıcak bir öykü. (Seçil Toprak)

Devamı » 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12