Türkiye Sinemasının 2000’leri

Hiçbiryerde (2002) – Tayfun Pirselimoğlu

Hiçbiryerde, iyi bir film olmasının yanısıra Türk sineması için ayrı bir öneme sahip. Bu da Tayfun Pirselimoğlu gibi ‘özel’ bir yönetmenin uzun metraj piyasasına ilk adımı olmasından ileri geliyor. Film bir kadının arayış öyküsünü incelikli bir biçimde peliküle dökerken Türk sinemasının eksik yanlarından biri olan ‘kadın hikâyeleri’ olgusunun da altını doldurmayı başarıyor. Ayrıca bir süre sonra Pirselimoğlu sinemasının alamet-i farikalarından olacak olan minimalist anlatımın da ilk sinyallerini veriyor. Şükran karakterinin ‘politik’ korkuları yüzünden oğlunun üzerine titremesi ve bir süre sonra oğlunun tuhaf bir şekilde ortadan kaybolması, mecazlara vurulduğunda da anlamı kaybolmayacak bir eseri ortaya çıkarıyor. Hiçbiryerde, malum ki, ne gösterildiği dönemde ne de sonrasında çok da üzerinde durulmuş ve tartışılmış bir film değil; ancak Türk sinemasının milenyum sonrasına göz attığımızda, mutlaka hatırlamamız gereken bir eser. (Kaan Karsan)

9 (2002) – Ümit Ünal

 

Yıllarca işin yaratıcı yazın tarafında başarılı işler çıkaran Ümit Ünal’ın ilk yönetmenlik denemesi olan 9, hem çekilen ilk dijital film olması hem de yaratıcılığıyla göz dolduran bir yazarın ilk yönetmenlik denemesi olması açısından fazlaca ilgi çekiciydi. Türk sinemasının ivme kazanmasının başlangıcını veren filmlerden biri olan 9, bir mahalle dolusu insanın kirli çamaşırlarını bir sorgu odasında açığa çıkarıyordu. Zor bir hikayeyi son derece başarılı bir kurguyla kotaran filmde, bir polis karakolunda sorguya çekilen farklı dünya görüşlerine sahip bir grup mahalleli, vahşi bir cinayet etrafında toplanıp kendilerince masumiyetlerini ispatlamaya çalıştıkça, bizler farkında bile olmadıkları insanlık suçlarını işlemiş olduklarına tanık oluyoruz. (Gülçin Kaya)

Uzak (2002) – Nuri Bilge Ceylan

Akıllara İsmet Özel’in Mataramda Tuzlu Su şiirini getiren Uzak, Nuri Bilge Ceylan’ın bol ödüllü üçüncü uzun metrajı. Ne diyordu şiirde Özel, “Uzak nedir?  Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?” aynen bu hissi verir Uzak bize. Kendinin bile en ücra köşesinde yaşayan fotoğrafçı Mahmut (Muzaffer Özdemir) ve İstanbul’a gelip Mahmut’un yanında yaşamaya başlayan Yusuf’la (Mehmet Emin Toprak) Ceylan, birbirine zıt iki karakteri bir evde bir araya getirir. Yabancılık hissini en derin çizgileriyle yansıtır bize. Filmin her anı çerçeveletilecek fotoğraf güzelliğindedir. Zaten Ceylan da bu yönüyle hem eleştirilmiş hem de beğeni toplamıştır. Uzak’ı sevmek veya uzak durmak filmle karşı karşıya geldiğinizde takınabileceğiniz iki tavır. Bunun ortası yok kanısındayım. (Seçil Toprak)

İtiraf (2002) –  Zeki Demirkubuz

Hayatı bildiği yerden en iyi anlatabilen yönetmenlerden Zeki Demirkubuz, ‘Karanlık Üzerine Öyküler’ başlığıyla temellendirdiği Yazgı ve Bekleme Odası’nı da kapsayan anlatının ikinci ayağı olarak çekmiştir İtiraf’ı. Şüphenin, bilginin, bildiğiyle yüzleşememenin sıkıntılı atmosferinde geçer durumlar. Başak Köklükaya ve Taner Birsel’in karı kocayı canlandırdığı filmin en güzel taraflarından biri de insandan kahraman yaratmaya çalışmamasıdır. Esaslı gerçeğin katlanılmazlığını bilenlerin ondan kaçmaya çalışması çok insanidir. Korkular, zaaflar, vicdan ve bütün bunların yarattığı sessizlik içinde bir itirafın zemini yaratılmaya çalışılır. O zemin de en çok huzursuzluk barındırır. Birçok uluslararası festivalden ödülle dönen filmde Birsel’in performansı da dikkat çekicidir. (Fatma Onat)      

Sır Çocukları (2002) – Umut Cin Güven, Aydın Sayman

Gösterildiği sene Altın Portakal’ın yıldızlarından biri olan Sır Çocukları’nın, ‘gişe’ ila ‘arthouse’ opsiyonlu o tuhaf yol ayrımında tam ortada durduğu söylenebilir aslında. İstanbul’un ‘şehirleştiği’ kadar çöpleştiği süreçte, ‘ironik’ bir biçimde modern bir İstanbul portresi sunan film, şehrin arka sokaklarını ve bu sokaklarda yaşayan çocukları konu alıyor. Filmin dört başı mamurluğundan söz etmek elbette ki imkânsız… Zira yer yer perdeden taşan ‘teatral’ sahneler ve kimi teknik yetersizlikler Sır Çocukları’nın büyüklüğünü azaltıyor. Lakin eserin tüm havasına egemen olan ‘içtenlik’ için film kimi methiyeleri fazlasıyla hak ediyor.  Fırat Tanış’ınki başta olmak üzere genelde tüm oyuncu performanslarının etkili olarak addedilebileceği filmin iki yönetmeni Umut Cin Güven ile Aydın Sayman ise, devam eden kariyerlerinde maalesef bu filminkine benzer bir duygusal tesire sahip işle karşımıza çıkamadılar. (Kaan Karsan)

Devamı » 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12
Araç çubuğuna atla