Türkiye Sinemasının 2000’leri

Her ülke sinemasının halen yazılmakta olan bir hikayesi vardır. Bizimkinin de öyle… Bizim hikayemizi bol dönemeçli ve trajikomik bir drama benzetebiliriz. Yazılan bu hikayenin bizim rast geldiğimiz, yakından takip edebildiğimiz son dönemlerinde olan bitenler ise gelecek için umut vaat ediyor. Filmlerimiz yüksek prestijli uluslararası festivallerden ödüllerle dönüyor; Türkiye sineması her yerde daha fazla ciddiye alınmaya başlanıyor. Türkiye sinemasının 2000’li yıllarında karşımıza çıkan 60 tane ‘olmazsa olmaz’ filmi tek bir listede derledik. Biraz daha ileri gidip bu listenin bir “2000’ler Türkiye Sineması Kullanma Kılavuzu” olduğunu dahi söyleyebiliriz. (Kaan Karsan)

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar (2000) – Serdar Akar

İlk uzun metrajını ‘Gemide’ gibi her anlamda ilgi çekici bir filmle yapan Serdar Akar’ın, bir yıllık bir aradan sonra çekerek üretkenliğini sergilediği ikinci filmi olan Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’da genç yönetmen kendi gerçek hayat hikayesinden yola çıkarak ilerliyor; bu yaşanmışlığın bariz bir şekilde hissedildiği hikayesi ve halihazırda hepimizin bir zamanlar kendi mahallelerimizden tanıdığımız karakterleriyle, son derece tanıdık bir atmosferde, hayatla futbol arasında var olduğuna inandığı ortak yazgıyı ele alıyordu. Hem matematiği hem de sosyolojik çıkarımlarıyla ait olduğumuz toplum profiliyle en kolay bağdaştırılabilecek sporlardan biri olan ‘futbol’, Bursa’nın sevimli mahallerinden birinde, Esnafspor’un kadrosunda bir kez daha hayatın ta kendisi oluveriyor. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, her ne kadar dönem filmi atmosferi yaratma aşamasında kimi noksanları barındırsa da Serdar Akar’ın yönetmenliği ve senaryosunun tutarlılığıyla başarılı bir yapıt olarak akıllarda yer etmişti. (Gülçin Kaya)

Vizontele (2001) – Yılmaz Erdoğan, Ömer Faruk Sorak

“Belki kasabaya bir televizyon gelir.”… Yılmaz Erdoğan’ın bol seyircili filmi işte tam olarak bunu ele alıyordu. ‘Yok’ olan, biraz geç de olsa bir anda var oluyordu. Kendi alışkanlıklarına bağımlı bir hayat süren köy insanları ise bu yenilik karşısında trajikomik bir uçuruma doğru sürükleniyorlardı. Vizontele, olmaya çabalamasa da, politikti. Bunun yanısıra yine Vizontele, komik olmak istediği için, komikti. Köyle ‘konuk’ olan tek şey ‘vizontele’ ya da ‘televizyon’ değildi. Televizyon, beraberinde sanki o köyde ne yoksa ‘onu’ getiriyordu. Filmin yazarı olduğu gibi Ömer Faruk Sorak’la beraber yöneteni de olan Yılmaz Erdoğan, doğup büyüdüğü coğrafyayı ne kadar başarılı bir şekilde gözlemlediğinin kanıtını sunuyordu filminde. Vizontele’nin asıl önemi ise, Türkiye seyircisine Türkiye sinemasını güzel bir şekilde yeniden hatırlatmasıydı. Filmin gişedeki başarısı, hem seyircileri hem de yapımcıları bundan sonrası için umutlandıracaktı. (Kaan Karsan)

Filler ve Çimen (2001) – Derviş Zaim

Şiddetin devlet ve mafya arasındaki paralelliği, sıradan hayatlara teğeti açısından yerli yapım kulvarında cesur ve sağlam sesi olan filmlerden Filler ve Çimen. Dağınık konusu, detaydan kaçınması, buna karşın gri ve kahverengi tonların kasvete vurgusu, “mucize”nin çocuklara dağıtımı, kokainin yağan kara kesilişi gibi, bakmayı değil, görmeyi bilen Derviş Zaim sinemasının bize öteyi anlamdırmayı hatırlatan mahiyetlerinden. Nitekim, sırf şahane müzikleriyle bile film bugün hak ettiği yerde değil. Oysa filler değişirken ama sahne hep aynıyken neden? Filler oynaşırken olan çimenlere olur’du ya sahi… (Eray Yıldız)

Yazgı (2001) – Zeki Demirkubuz

Yazgı, yabancılaşma üzerine, yabancılaştırıcı bir film. Zaten uyarlandığı roman da Albert Camus’nun çığır açıcı başyapıtı olan Yabancı. Ülkemizin yetiştirdiği en önemli sinemacılardan biri olduğu tartışılmaz bir gerçek olan Zeki Demirkubuz’un Camus’nun yorumuna dönüştürücü yorumlar katmaktan kaçınarak uyarladığı Yazgı, gelişine vuran, öylemesine yaşayan bir adamın, Musa’nın uzaklaşma öyküsünü ele alıyor. Bu sayede, dışarı yansıtılan insan ile içerideki insanın taban tabana zıtlığı sert bir şekilde zihinlerimizde yankılanıyor. Serdar Orçin ve Zeynep Tokuş’un ağır rollerinin altından başarılı bir şekilde kalktıklarını da belirtmek gerek. Zeki Demirkubuz’un evrenseli yerele çevirdiği ve bu sayede yeniden evrenselleştirdiği filmi, 2000’lerin başına damgasını vurmamış olsa da, iz bırakıyor. (Kaan Karsan)

Büyük Adam Küçük Aşk (2001) – Handan İpekçi

Gösterime gir(eme)diği dönem sansürü pek seven zihniyetimiz tarafından, trajikomik gerekçelerle yasaklanan ve haliyle vizyonda hak ettiği ilgiyi bulamayan Handan İpekçi filmi ülke tarihinin konuşulması zor konularından birine odaklanıp, on yıl öncesinde söylenmesi pek de mümkün olmayan sözler sarf ediyordu. Kürt kızı Hejar, doğup büyemeye çalıştığı bu topraklarda yapılagelen en büyük kavgaya henüz beş yaşındayken şahit oluveriyor ve bu hengamede, bu dilini bile bilmediği yabancı evren içerisinde; karşı komşusu, en az Hejar kadar dünyadan bihaber olan ‘Cumhuriyet Çocuğu’ Rıfat Bey sığınabileceği tek yer oluyor. Bu yoğun etnik tartışmaların göbeğinde çekilen film, kimilerine göre Türk-Kürt sorununu sadece ‘dil’ sorununa indirgemiş gibi görünse de dilden dökülemeyenleriyle bir kez daha can acıtıyordu. (Gülçin Kaya)

Devamı » 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12