Türkan (2011): Bir Ölüm Bu Kadar Güzel Kokabilir mi?

Prof. Dr. Türkan Saylan’ın, geçtiğimiz sezonun başında TV ekranlarında anlatılmaya başlanan yaşam öyküsü, dizinin apar topar yayından kaldırılmasıyla, televizyonda görmeye pek alışkın olmadığımız estetikte bir finalle sona ermişti. 19 Mayıs tarihinde anladık ki, Koliba Film’in anlatacakları henüz bitmemiş…

Ayşe Kulin’in kaleme aldığı “Türkan: Tek ve Tek Başına” romanından hareketle çekilen sinema filmi Türkan, -muhtemelen kısıtlı bir zaman diliminde çekildiğinden- sinematografik tatlara pek açık değil. Ancak hikayeyi izleyen, ve hatta anahaberde “12. Dalga”ya tanık olan kesim için, filmin sinemasal değeri çok da bir şey ifade etmiyor. Öyle ki, izlediklerimizi bir adım öteye götürüp, filmi “kurgu belgesel” kategorisinde dahi değerlendirebiliriz. Zira anlatılan hikaye “eğitmek”ten çok “hatırlatmak” için çekilmiş gibi.

 

Rüçhan Çalışkur’un gösterişli bir sadelikle hayat verdiği “Türkan”; ölüme direnen azmi, “her şeye rağmen” ve “hepsinin karşısında” aldığı mola, çay yapılmasına kıyamadığı papatyalar ve en çok da yetişemeyeceği doğumgünü için hediye edilmiş, kendisine tıpatıp benzeyen çınar ağacıyla, sadece cüzzamla değil kör zihniyetle mücadelede de zorlukları bir bir aşan bu ölümsüz kadının yaşamını ve hayat verdiği kardelenlerin zannettiğimizden ne kadar fazla olduklarını hatırlatıyor bize. Şayet unutursak, hayatın karşısına geçip, yatay tuttugumuz sağ elimizi dik duran sol elimizin üstüne koyup tekrar tekrar izleyelim diye. Mola aldığımız zamanlarda “karalamak” yerine “çabalamak” için…

Filmin gülümseten sürprizlerinden biri yan rollerdeki tanıdık simalar. Altan Erkekli, Binnur Kaya, Şevket Çoruh gibi deneyimli isimler göründükleri kısacık karelerle desteklerini esirgememişler filmden. Bu kadar şöhretli ismi, yardımcı rollerde biraraya getirebilen güç, “Türkan” isminin ağırlığından geliyor olsa gerek.

 

Olabilecek en yalın anlatımla, ve -önyargıların aksine- taraf dahi tutmadan anlatılan Prof. Dr. Türkan Saylan’ın son günleri, karı Gaziantep’ten delerek, -ilkögretimden üniversiteye toplamda 95.000′e yakın Kardelen’i temsilen- hikayeye dahil edilen 16 yaşındaki Zehra’nın cesareti ve kararlılığıyla paralel gidiyor.

Çağdaş yaşamı desteklerken kapısına kilit vurulmuş bir binanın ironisinde neyi beklediğini dahi bilmeden bekleyen bir kız çocuğu ve yakınlarda olduğunu bildiği ölüme birkaç gün için meydan okuyan inatçı bir doktor, elele çıkıyorlar hayat sahnesine. Kimin kime güç verdiğini kestiremediğiniz o papatya gölünde, her saniye sizi hep “bir şeyler” yapmaya heveslendiriyor.

Bir şeyler yapmak…

Ne kadar çok arzuladığımız ve aslında ne kadar çabuk pes ettiğimiz bir hedef. Aramızdan pek azı, bu kadar sağlam durabiliyor hayata. Ve ancak onların ölümü, bu kadar güzel kokabiliyor…

 

Buraya kadar yazılanların hepsi kişisel yorumlardan ibarettir. Tercihe bağlı olarak önemsemeyebilir, üstünde durmayabilir veya gözlerinizi kapatabilirsiniz. Ancak bundan sonrası, sizin belki de hiç bulunmadığınız coğrafyalarda, hayatın ta kendisidir;

http://www.cydd.org.tr/?sayfa=proje

 

Bu yazı poisonblue tarafından kaleme alınmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5