Türk Sinemasının Ustaları 2: Sadri Alışık

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
22 Temmuz 2012

“Kaybolmuş bir kentin eskicisiydi,

Makineleşmeye karşı duyguları topluyordu,

Kaybolmuş bu kentin sokaklarında,

Torbasında umut torbasında insana dair ne varsa”

Şehrin karmaşası ve kalabalığı arasında gitgide kendi özge benimizden uzaklaşıp bir “şey” e dönüştüğümüzü hissettiğimiz anda, görünen dünyanın siyah beyaz bir derinliğe sahip olduğu, insanların sokakta birbirlerini içtenlikle selamladıkları, taşı toprağı altın olan İstanbul’un henüz taşı toprağı zevksiz binalarla dolup taşan bir tanımsızlığa yuvarlanmadığı bir dünyadan neşeli ve buruk, karanlık ve ışıltılı, çocuk ve vazgeçmiş, büyümüş ve üzülmüş bir ezgi çalınır kulaklarınıza…

“Amaneeeeey…
Turist Ömer derler benim adıma, adıma
Pişman olur bakmayanlar tadıma
Amaneey

Sabahları bi kadeh, akşamları beş kadeh
Neşemi de bulunca dalgamada bakarım
Amaneey

Sokaklarda aylak aylak gezerim, gezerim
İzmaritin kralını seçerim
Amaneey

Trafikten çakarım
Kıyak oto yıkarım
Hiç bi işte tutunmam hepsindende bıkarım
Amaneey”

Hulki Saner tarafından çekilen Helal Olsun Ali Abi (Hulki Saner, 1973) adlı filmde yan karakter olarak hayat bulan Turist Ömer  daha sonra izleyicinin yoğun ilgisiyle bağımsız bir seri olarak yoluna devam etti.

10 yıl boyunca çekilen tüm filmlerde “Turist Ömer”, hiçbir zaman düzenli bir işi ve yeterli parası olmayan,  buna rağmen olanca saflığı ve iyi niyetiyle olayların doğal akışında bu durumu dert edinmeden kurduğu insan ilişkilerinin duruluğundan beslenenen, her daim düştüğü zor durumlarda kendisine canları pahasına destek olacak dostları bulunan bir karakter olarak çizilir. Gerçekten de içine düşülen durum her ne olursa olsun –ki bu zor durumlara düşme nedeni genellikle bir başkasına yardım etmektir- taşlar yerine oturup olay örgüsü çözüldüğünde partal şapkasının üzerinden verdiği klasikleşen selamıyla kapitalist sistemin insan ilişkilerine önerdiği tüm alternatif çözümlemelere nanik yapar.

Yer yer doğaçlamalarla senaryo dışına çıkılan, daha çok bir dizi skecin birbirinin ardı sıra sergilendiği filmlerde karakter, hayata dair bakışının özetlendiği şarkısı ve naif açıklamalarıyla seyirciyi düş kırıklığına uğratmaz.

Kimi zaman araba yıkama işinden kazandığı üç kuruş yevmiyeyi hiç duraksamadan kimsesiz bir kadına vererek, kimi zaman bir dizi yanlışlık sonucu eline geçen parayı har vurup harman savurarak, maddi değerlerle güzel ve doğru olanın savaşımında, kadim ve yitik bir ülkenin prensi olarak, eski pantalonu, yıpranmış gömleği ve arkasını basıp sürüdüğü ayakkabılarıyla saf tutar. Öykünün yükselen grafiğinde aslında ne kadar zeki ve yetenekli olduğunu, eğer gerçekten istemiş olsa bambaşka öykülerin kahramanı olup, güzel kızlarla maddi zenginliklerle dolu bir hayat sürebileceğini seyirciye hissettirir. Ama o seçimini kan döken keskin çeliğin yanında değil, tahta kılıçla meydana atılan dervişlerin yanında yapmıştır. Çok parası olduğunda yine bir eskiciden aldığı üstüne en az iki üç numara büyük gelen ceketiyle; var olmakla, varmış gibi yapmak arasındaki farkı vurgular.

Sadri Alışık’ın oynadığı tüm filmlerdeki incelikli oyunculuğun can bulduğu karakterler; ister bir uzay gemisi mürettebatının farklı galaksilerdeki maceralarını (Turist Ömer Uzay Yolunda 1973-Hulki Saner) ister bir dönemin kült dizisi Kartallar Yüksek Uçar’ın Banazlı İsmail’i olarak karşımıza çıksın, en mutlu anlarda bile bir anda yüzünde oluşan o çocuk ifadesiyle, kapı komşumuzun ev haliyle, uzun mesailerinin yorgunluğunu, narin bir kadının içtenliğiyle gelecek günlere beslenen umudu sanki salaş bir kır kahvesinde, limonata içerek söyleşilen bir anmış gibi sadelikle anlatır. Sesini yükseltmeden, doğrularını dayatmadan, durarak ve susarak…

Bu yönüyle Sadri Alışık sineması varolanın parlatılıp süslenerek cazip bir halde seyirciye sunulmasına hedeflemez. Aksine o lekesiz yorumuyla,isli duvarlarıyla işçi mahallelerinin, (Balıkçı Osman -1973) sergüzeşt ve asil serserilerin dem tuttuğu sabah çorbacı akşam meyhaneci mekanların (Turist Ömer) paşazadeliğini tavan arasında bulduğu eski bir fotoğraf makinasıyla emeğe çeviren Haşmet’in sokaklarının, suçsuzluğunu ispat kavgasında arkadaşından yüz çevirmeyen delikanlıların Kasımpaşasının ozanıdır. Anlattıklarının kadim bir söylenceye benzemesi ve “rol kesmek”ten öte bir yaşanırlık taşıması tam da bu yüzdendir. Dönem fimlerinin melodram tarzı aşk klişesine mesafeli duran bir söylemdir bu. Bu sevme biçiminde kadın ya da erkek, sevilmek için olduğundan farklı görünmeye ihtiyaç duymaz, doğrusuyla eğrisiyle olduğu gibidir. Bu yüzden de aynı süreçte çekilmiş onlarca örneğinde işlenen; zengin kız, fakir oğlan, aşkı için sınıfsal kökenin reddiyesi ve yeni bir hayata bodoslama dalmak,  dalga geçilen aşığın zoruyla alıkonulduktan sonra gitgide gönlüne kaptırmak, çirkin ve itici bir kadınken bir metamorfoz yaşayarak güzelleşip ilgi çekmek gibi streotiplerle deforme edilen aşk halleri Sadri Alışık sinemasında yoktur.

Oyuncunun gündelik yaşamı aynı demlenmiş, süzülmüş bakış açısının bire bir izdüşümüdür. İlk kez ilkokul üçüncü sınıftayken rol aldığı piyesle başlayan serüven 1995 yılında vefatına kadar aynı letafet ve inatla yaşam içindeki zarif rolünü can-ı gönülden üstlenerek sürer gider.

“Ben her zaman gelirim, onunla konuşurum, sigara yakar koyarım başucuna, oturur olanı biteni ona anlatırım. Kimi kaybettik, kim geliyor yanına… Böyle bir dünya kurdum kendime. O beni biraz olsun rahatlatıyor. Sabah gelip onunla konuşup, ondan sonra işe gitmek, bir parça rahatlatıyor. Sanki o evdeymiş duygusu getiriyor bana… Zor geçiyor yıllar… O yıllarda hiç aklımıza gelmiyordu, ama hayat tabi çok farklı gelişiyor… Yalnızlığa düşüyorsunuz, onu arzu etmeye başlıyorsunuz, buna rağmen ayakta kalmaya, bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Yattığı yerde rahat etsin. Ben ona farklı bir hayat yaşatıyorum, bir tuhaf dünya kurdum kafamda. İnşallah mutludur oralarda diye düşünüyorum. Biz de burada hayatın içinde yuvarlanıp gidiyoruz.“

İnsan ilişkilerin arabesk bakış açısı ve tüketime dayalı ilişkilerle an be an incitilip tarümar edildiği yeni hayatımızda, Çolpan İlhan’ın acısını dillendirirken seçtiği kelimeler, her geçen gün ne kadar azalıyor olduğumuzu ispatlar sanki.

Neyse ki filmin sonunda gözleri açılan kız koşarak kendisini para pul sahibi efendi görünümlü benzerinin kollarına attığında Turist Ömer bu duruma üzülmez. Ne de olsa o her zaman kaybedilen oyunlardan bir kazanım çıkartabilecek kadar yüksek bir yerde durmaktadır ve peşinde olduğu sevdalar yanılgıya yer vermeyecek kadar tanıdıktır.

Neslihan Güngör

gungorness@hotmail.com

Twitter