Tomboy (2011): Topluma Karşı Oynanan Kimlik Oyunu

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
31 Ocak 2012

On yaşında bir kız çocuğunun küçük dünyasındaki kimlik ve aidiyet sorunlarına oldukça başarılı ve usta işi yaklaşımlarda bulunan Tomboy, geçtiğimiz yılın en çarpıcı ve dikkat çeken filmlerinden biriydi.

Dört kişilik bir aile küçük bir kasabaya taşınır. Baba işi dolayısıyla çoğunlukla evde bulunmamaktadır, anneninse doğum yapmasına çok kısa bir zaman kalmıştır. Evdeki iki küçük kız kardeş için yazın bu son günleri daha önce hiç yaşamayacakları bir deneyimi yaşamalarına neden olacak, büyüklerin kurallarından uzaklaşıp başlattıkları bu yeni oyunda kimlik ekseninde dönen bir macera yaşamalarını sağlayacaktır.

Büyük kardeş Laura saçlarını kısa kestiren, erkek kıyafetleri giyen ve erkek gibi davranan bir kızdır. Filmin başından itibaren onun cinsiyeti üzerinde kafa yormamıza neden olacak bir şey göstermez bize yönetmen Celine Sciamma. Filmin başındaki o yavaş çekim araba sahnesiyle filmdeki sürprizler için ipucu vermiştir zaten. Laura’nın uçuşan saçları ve rüzgarda havaya kaldırdığı elini görürüz. Mutlu bir yüz ifadesi ve tebessümle karakterin iç dünyasındaki “çalkantı”yı ironiyle çizen harika bir plandır bu. Laura’nın bisiklet sürdüğünü düşünürüz ama bir arabanın içindedir. Arabanın üzerindeki pencereden sarkmış, rüzgarın tadını çıkarmaktadır. Daha sonra adam, kızıyla araba kullanma pratiği yapar.

Baba ve kız eve girdiklerindeyse bu sürprizli başlangıç, yerini daha çok iki kız kardeş üzerinden yürüyecek bir hikâyeye bırakır. Adam ve kadın hararetli bir konuşma içindeyken Laura ve kız kardeşi yedikleri makarnayla oyun oynamaktadır. Küçük kız, makarnayı içine çekmekte zorlanır. Laura ona nasıl çekeceğini göstermektedir. Sahne babanın içine çektiği koca bir kaşık makarnayla biter. Laura’ya rol model olan babanın, küçük kız kardeş üzerindeki etkisi filmin sonundaki bir diyalogda belki kör gözüne parmak bir şekilde ortaya çıkacaktır. Küçük kız, Laura’ya bir erkekten hoşlandığını söyler. Hoşlandığı adam televizyonda yayınlanan bir makarna reklamındaki adamdır. İki kız kardeşin birbirleriyle olan farklılıklarının da bu şekilde altı çizilmiş olur.

Birlikte oyun oynayan iki kız kardeş küvette oyunlarına devam etmektedir. Birbirlerinin saçlarını yıkarlar. Durulanıp çıkan Laura’nın cinsel kimliği hakkında ancak onu çıplak gördüğümüz zaman fikir sahibi olabiliriz. Bu yönetmenin seyirciyle oynadığı bir gizleme oyunudur. Bunun aynısını ileriki sahnelerde Laura yeni tanıştığı arkadaşlarına karşı oynar.

Filmin başından itibaren karakterlerimiz Laura ve küçük kız kardeşidir, şimdi hikâyeye katılan Laura’nın tanıştığı yeni arkadaşları da yan karakterler olarak ortaya çıkarlar. Filmde tipleştirilmiş ve üzerlerinde fazla durulmamış karakterler sadece büyüklerdir. Baba ve anne hikâye için oldukça önemli gibi gözüken iki karakter olsa da onlara yakınlığımız Laura’nın çizdiği sınırda kalmak zorundadır. Laura’nın merakı arkadaşları üzerindedir ve hikaye bu yüzden daha çok bir çocuğun bakışıyla yürümektedir. Onu daha samimi ve gerçekçi yapan da belki budur. Laura yeni tanıştığı kıza kendini bir erkekmiş gibi tanıtır, kendi gerçeğini değiştirir. Kız onu bir erkek grubuyla tanıştırır onlar da artık Laura’yı ,kendini tanıttığı yeni ismiyle Mikael’i, kendilerinden biri gibi görmektedir.

Yönetmen, filmdeki gerilimi küçük anlar üzerinde yaratmaya özen gösterir. Çocukların oynadıkları ilk oyunda Laura’nın küçük çelimsiz bedeni, diğer erkek çocuklarının bedenleri kadar güçlü değildir ama Laura bunun üstesinden gelmeyi başarır. Daha sonraki oyunları Laura’nın yaşadığı belki ilk cinsel deneyimdir. Ve Laura bunu bir hemcinsiyle yaşar. Yaşanılan her olay, “farklı bir macera”ya katılan Laura’nın merakı ve deneyimleridir. Seyirci sanki bir başka çocuğunun gözüyle izler olayları, hiçbir olay için “yargı”da bulunmasına izin verilmez.

Laura arkadaşlarından sakladığı bu küçük “sır”rı sürdürmeye devam eder. Bu sır, hikâyedeki olaylara, kendisinden ötürü doğan küçük “an”larda küçük gerilimler olarak yansır. Laura’nın arkadaşlarıyla yüzmeye gitmeden önce mayosunun üst kısmını kesmesi, altına da hamurdan yaptığı küçük bir penisi yerleştirmesi, hoşlanmaya başladığı kızla ilk öpüşmesi, maçta diğer erkekler gibi tişörtünü çıkartması ama onlar gibi işeyememesi filmdeki çıkmazlar ve Laura’nın onlar için yarattığı küçük çözümlerdir.

Laura’nın kız kardeşini korumak için karıştığı ilk kavgaysa bu küçük oyunun ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu noktadan sonra hikayenin seyri değişir. Laura’nın başlattığı küçük oyun alt üst olur. Ve kızının böyle bir oyunun içine girdiğini öğrenen anne, tıpkı Franz Kafka’nın “Dönüşüm”ünde olduğu gibi kızını toplumun beğenisini kazanmaya, onlardan bir “ONAY” almaya zorlar. Yaptığı şey için onu cezalandırır ve bir elbise giydirerek kavga ettiği çocuğun evine götürüp durumla yüzleşmeye zorlar. Annelerin ne konuştuğunu duymayız, muhtemelen bir kabullendirme çabasının gizli antlaşmasıdır bu. Ama çocukların birbirlerine bu andan sonra yabancılaşması filmin güçlü hikaye yapısının en iyi yanlarından biridir. Anne, kızını hoşlandığı kızla yüzleşmeye zorlar. Laura utancından hiçbir şey yapamaz, her şey tuzla buz olmuştur. Diğer çocuklarla birlikte oynadıkları, şehrin dışındaki ormanlık bir alana kaçıp elbisesini çıkarıp atar. Altında yine eski kıyafetleri vardır.

TOMBOY, kimlik, toplumsal roller ve farklılıklar üzerine kurulmuş oldukça başarılı bir çalışma. Referanslarını da hepimizin bildiği ve gündelik hayatta tanık olduğu çeşitli değer yargılarından alıyor. Bir erkek çocuğunun erkek, kız çocuğunun kız şekilde yetiştirildiği toplumda aile büyüttüğü ve topluma kazandırdığı çocuklarının “birey” olmaktan önce toplunun öngördüğü “mavi” ya da “pembe”lerden biri olması konusunda önemli bir işleve sahip. Filmde annenin, Laura’ya: “Erkek kıyafeti giymen ya da erkek gibi davranman beni rahatsız etmiyor ancak bunu daha fazla sürdüremezsin. Sürdüremezsin işte…” demesi de bunu destekler nitelikte. Kendisi gibi olmayanın yaşamasına izin vermeyen topluma bir çeşit başkaldırı gibi Laura’nın varlığı. Babasına: “Artık bunun bitmesini istiyorum.” diyor, ancak bitmesi için babanın yapabilecek hiçbir şeyi yok ne yazık ki.

Filmin göze batan eksikliklerinden biri, çocuklar üzerinden ilerleyen hikâyenin bazı gerçekleri es geçmesi. Örneğin, Laura’nın kız arkadaşı eve gelip Mikael’i sorduğunda küçük kız kardeş, Laura’nın bir oyun oynadığını hemen anlıyor. Ve ilerleyen sahnelerde ailenin Laura’ya göstermediği anlayışı o gösteriyor. Hatta birlikte vakit geçirdikleri günün sonunda aile, kıza o gün ne yaptıklarını sorduğunda küçük kız yine kör gözüne parmak bir diyalogla “Mikael diye bir çocukla tanıştığından” ve “Mikael’in onu koruyup kolladığından artık yeni bir arkadaşı olduğundan” bahsediyor. Yani toplumun kendilerinden beklediği her şeyi birkaç cümleyle özetleyebiliyor ve cümlenin sonunda ablasına sahip çıkıyor.

Yine de bu küçük eksikliklerine rağmen Tomboy seyredilmesi gereken oldukça farklı ve iyi bir film.

Alican Yıldırım

yildirim1895@gmail.com

twitter.com/yildirim1895

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5