Thor: Ragnarok (2017): Valhalla Marvel’a Feda

Hollywood’un, çizgi roman kahramanlarının sırtında ayakta kalabildiği günümüz anaakım sineması, her yıl birkaç adet blockbuster süper kahraman filmiyle karşımıza çıkmaya devam ediyor. Bu hafta vizyona giren Thor: Ragnarok da Marvel’ın kahramanlaştırdığı Nors tanrısı Thor’un kendine ait serisinin üçüncü filmi. Aynı zamanda Marvel’ın diğer kahramanlarıyla yan yana maceraya atıldığı Avengers serisiyle de arzıendam eden Thor, kendisiyle her yeni buluşmamızda karakterine yeni bir adım katıyor. Bu aşamada özellikle Avengers ekip üyelerinin kendilerine ait filmlerini bu zincirlerden bağımsız görebilme imkânına sahip olamadığımızı söylemeliyim. Öyle ki neredeyse on yıl önce temeli atılan her bir parçası hesaplanmış ve şimdiden önümüzdeki beş yılın projeleri programlanmış vaziyette kurulmuş bu Marvel evreni altında her bir karakter ve her bir film birbirine bağlı birer proje olarak yaratılıyor ve gelişiyor. Yer yer bunu bir avantaja çevirerek ortaya iyi sonuçlar çıkarılabilse de bazen serinin diğer aşamalarının düşünülmesi, başka şartlar altında olsa kaçmayacak fırsatların tepilmesine sebep olabiliyor.

Thor: Ragnarok ise bu kaçan fırsatların acı resmi için şık bir örnek. Kendi serisi içerisinde her filmde karakteri için farklı anlamlar ifade eden maceralarına tanık olduğumuz destansı kahramanımızın, kağıt üstünde belki de en görkemli gösterisi olabilecek malzemeye sahip bu üçüncü film maalesef ancak bir pinball masası olabiliyor. 2011 tarihli ilk filmde çocuksu hırsını törpüleyen, ikinci film Thor: The Dark World’de (Thor: Karanlık Dünya, 2013) fedakarlığın getirdiği olgunluğu tadan genç irisi tanrımız Thor’un bu yeni macerası uzun süredir ayrı kaldığı vatanı Asgard’a dönmesiyle başlıyor. Henüz açılış sekansında büyük kıyamet Ragnarok’un hâlihazırda başlamış olduğunu ve filmin diğer iki öncülüne göre mizah dozunu arttırdığını öğreniyoruz. Evet, bu tercih bir noktada Marvel evreninin en sıkıcı filmlerine sahip kahramanı Thor’a sonunda ısınabilenecek bir karizma ve izlerken uyanık kalınabilecek bir film kazandırıyor. Fakat serinin diğer parçalarının menfaati ve Thor’un albenisini ayakta tutabilmek adına sahip olduğu efsanenin en karanlık ve büyük hikâyesini de bu sulu kıvama feda ediyor. Kendi evreninin en karanlık karakteri Hela’nın seriye reverans ettiği, büyük kıyametin gerçekleştiği ve Thor’un, -çekici, saçları, tanrıların tanrısı babası Odin ve vatanı Asgard gibi kendisi için birtakım önemli parçalarını kaybettiği episodun bu tonda tasarlanması tercihi, filmin en iyi şakası olabilir.

Henüz proje aşamasında üzen bu şartların gölgesi altında filme bakacak olursak Thor: Ragnarok’un öne çıkan özelliği, karakterine ilk iki filmde katamadığı stili kazandırmaya yeltenmesi oluyor. Evlere şenlik senaryonun en ilgi çekici kararı olarak Jane Foster ve Sif karakterlerine yer verilmemesiyle önü kesilen olası aşk sahnelerinin yokluğunda seyirciye Thor’un en doğal hâliyle baş başa kalma fırsatı sunuluyor. Bu yalnız kovboy kostümü içinde Chris Hemsworth de Thor’a gerçek sempatisini kazandırabiliyor. Thor karakterinin, Odin’den sonra en güçlü tanrı olmasına rağmen İskandinav mitolojisinin temel özelliğinden mütevellit birçok zaafa ve ancak bu zaaflarını fark ettikçe güçlenebilen bir karaktere sahip olduğunu biliyoruz. Perdede izlediğimiz hikâyelerinde de zayıf yönlerini sık sık gördüğümüz Thor, bu filmde artık dozu biraz fazla kaçırarak kapitalist bir jukebox gezegeninin ödül avcılarına esir düşüyor. Ve film bu aşamada bizden, buraya düşmesine sebep olan Hela’yla yüzleşmesini, Odin’in ölümünü ya da filmin başında karşılaştığımız ateş devi Surtur’u bir kenarda unutup biraz eğlenmemizi istiyor. Ancak filmin çok çok büyük bir kısmını kaplayan bu bölümdeki eğlenebilinecek tek şey gezegenin hükümdarı, Jeff Goldblum’un canlandırdığı Grandmaster karakteri oluyor ne yazık ki. Elbette göklerin şimşeklerin tanrısının bu saçma gezegenden kurtulmasının bu kadar sürmesi sadece derisine yapışmış uzaktan kontrollü bir elektro şok silahı olmamalı… Bu yüzden bu küçük engeli aşmakla uğraşırken Avengers zincirinin bir diğer kahramanı Hulk’un hikâyesine ufak bir çizgi ekleniyor ve Odin’in sadık ordusu Valkürlerin eski bir üyesi Valkyrie ile filmin sempatik yan karakteri Korg hikâyeye (nedense) dâhil oluyor. Yine de bu kadar oyalanmamızın sebebi bu olamaz herhalde deyip tüm iyi niyetimizle gözümüzü Asgard’a çevirdiğimizde ise ölüm tanrıçası Hela’nın ancak saraya girip tahtına kurulmak üzere hâlâ yürümekte olduğunu görüyoruz.

Odin’in ilk çocuğu ve mitin en karanlık olmasının yanı sıra en güçlü karakteri olma özelliğini de taşıyan Hela, uzun yıllar boyunca Odin tarafından yeraltı dünyasında kilitli tutulmuş… Ragnarok’la birlikte kendisinin gün yüzüne çıkması ve Odin’in vefatı sebebiyle Thor’un hikâyesinin çok önemli bir parçasını da öğrenmiş oluyoruz. Önceki iki filmin baş kötüleri Kral Laufey ve Malekith’in de özellikle dillendirdiği, Odin’in bilinen iyilik timsali yüzünün arkasındaki kötülük dolu karanlık geçmişini bu sefer de bizzat Hela’dan dinliyoruz. Henüz Thor ve Loki doğmamışken dokuz diyarın fetihlerinde Odin’in yanı başında kılıç sallayan Hela ve onun hatırlattığı Asgard ırkının dört yana katliam saçan karanlık geçmişi Thor’a, hiç anlatılmamış ve yüzleşme şansı verilmeden üzeri örtülmüş bir sorumluluk yüklüyor. Çünkü Thor’un içine doğduğu, bildiğimiz temiz Asgard’ın yaratılışı Odin’in, Hela’yla birlikte onun sahip olduğu uslanmaz kötülüğü hapsedip dokuz diyara barış getirmesiyle mümkün olabilmiş ancak. Cate Blanchett’in canlandırdığı Hela, filmde ilk gözüktüğü anda karakterinin gerektirdiği görkemle belirse de senaryonun bir daha finale dek yüzüne bakmamasıyla tüm karizmasını yitiriyor ve bize anlattığı bu önemli hikâyeyle elinden gelen katkıyı sağlayarak köşesine çekiliyor.

En az üç film çıkartabilecek bolluktaki bu malzemenin kontrolü için görevlendirilen isim ise What We Do in the Shadows (2014) ve Hunt for the Wilderpeople (2016) gibi harika komedileriyle tanıdığımız Yeni Zelandalı yönetmen Taika Waititi… Marvel çatısı altındaki tutarlılık uğruna belli standartların aşılamadığı bir alanda çalışmasına rağmen Waititi filme ufak tatlar katabilmeyi deniyor. Örneğin Avengers içerisinde en egzotik evrene sahip karakter olan Thor için synth rifflerle bezenmiş retrowave müzik kullanma fikri çok iyi işleyebilecekken bir iki kulağa çalınmanın ardından bildiğimiz epik Marvel orkestrasının yaylılarına yenik düşüyor. Ya da filmin jenerik ve posterlerinde fark yaratma vaadi taşıyan tipografi ve renk tercihleri de yine filmin içerisinde kendisini klasik gümüş-mavi Marvel paletine bırakıyor.

Bu evreni bir arada yürütme niyetinde bazı noktalarda fedakarlık edilmediği sürece Avengers karakterlerinin her biri için derinleşemeyen ve sahip oldukları potansiyelden yoksun tek düze filmler çıkmaya devam edecek. Tabii ki yine her biri gişede gülecek ve birbirlerine kıyasla bazıları daha eğlenceli olacak ama elinde böyle büyük efsaneler barındıran ve şu anda tüm Hollywood sektörünü rakibi DC/Warner Bros. ile birlikte sırtlayan Marvel’ın iyi yazılmış ve çekilmiş filmler çıkartamaması büyük bir sorun. Thor: Ragnarok özelinde bu sorunu en sade hâliyle anlatacak olursam; bunca şamatanın sonunda onca şeyini kaybetmiş Thor karakterimiz, finale dek koşuşturmaca ve şaka yapmaktan ders çıkarmaya vakit bulamadığı için ancak zora düştüğü anlarda gözünün önünde beliren Norveç kırları ortasındaki Odin’in yaşam sigortası reklamı esintili görüntüleriyle sahip olduğu gücü hatırlayabiliyor. Finaliyle birlikte yine babasının belirmeleriyle Asgard’ı Asgard yapanın Asgard toprağı değil, halkı olduğunu fark ediyor ve Led Zeppelin’in Immigrant Song’una adeta bir lyric klip çekercesine halkını göçe taşıma kararı alıyor. Neresinden tutsanız dökülen ve düpedüz komik değil gülünç olan bu senaryoyla Thor: Ragnarok, serisini bir nebze canlandırmak ve diğer kahramanların hikâyelerine gerekli katkıyı yapmakla yetinip ne yazık ki kendi hikâyesinin hazinelerini ıskalıyor.

Kaan Denk

***

Yönetmen: Taika Waititi
Senaryo: Eric Pearson, Craig Kyle, Christopher Yost
Oyuncular: Chris Hemsworth, Tom Hiddleston, Cate Blanchett, Idris Elba, Jeff Goldblum, Tessa Thompson, Mark Ruffalo
Yapım: ABD, 2017
Süre: 130’

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5