The Wolverine (2013): Böyle mi Olacaktı Eski Dost?

Seçil Toprak
Seçil Toprak
24 Temmuz 2013

X – Men serisinin kanımca en ilgi çekici karakterlerinden olan Logan / Wolverine, X – Men serisi filmlerinin içinden sıyrılıp kendisine yeni bir seri yaratıldığında, elbette sevenleri mutlu olmuştu. X – Men’de Wolverine’in hangi oyuncu tarafından canlandırılacağı uzunca bir düşünme listesinden belli olmuştu, ama rolün Hugh Jackman’a kalması bence “tam adamını bulmuş” ifadesiyle karşılanabilir. Belki Wolverine’i Jackman’la özdeşleştirmekten kaynaklanıyor bu düşünce ama bir oyuncunun bu hissi verebilmesi elbette güzel bir başarı.

X – Men karakterleri içinde belki ekmeğinden, suyundan çokça yararlanılabileceklerin başında geliyor Wolverine. Adamentiumla kaplı vücudu, ölmek nedir bilmiyor. Hal böyle olunca en ölümcül dövüşler, yaralanmalar bile bir sonraki macera için aralık kapı bırakıyor Wolverine için. 2009’daki Hugh Jackman’lı ilk Wolverine filmi X – Men Origins: Wolverine, gösterime girdiğinde pek olumlu eleştiriler almasa da sevenlerini heyecanlandırmıştı. Üstelik her X – Men filminde olabileceği gibi mutant türlüsüyle karşılaşmak da olasıyken hangi X – Men sever bu seriyi heyecanla karşılamaz ki? Ancak sadece aksiyon veya yeni mutantlarla karşılaşma heyecanını bırakıp, iş hikâyeye dayanınca durum değişiyor.

Wolverine’in yeni filmindeki konusunu şöyle özetleyebiliriz: Wolverine, Jean Grey’in ölümünden sonra sürüklendiği psikoloji ve yaşadığı münzevi hayattan çıkıp, eskilerden bir dostun çağrısına kulak verip Japonya’ya gider ve macera başlar.

wolverine-1

**Yazının bundan sonrası filme dair detay içermektedir, filmi izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.**

Atom Bombası Sen Nelere Kadirsin!

ABD’nin II. Dünya Savaşının son günlerinde Japonya’nın Nagasaki şehrine atom bombasını atma görüntüleriyle açılıyor film. Hatırlatmakta fayda var: Bu atom bombasıyla Nagasaki’nin toplam nüfusu yaklaşık 240.000 kişi içinde 74.000 kişi hayatını kaybetti ve binaların yüzde 36’sı tamamen yok edildi. 2007’te, Nagasaki belediyesinin resmî listesine göre, o an öldürülen veya daha sonra atom bombasının etkisiyle ölenlerin toplam sayısı 143.124’a ulaşmıştı. Tam o sırada askeri bir üste tutulan Wolverine, orada bulunan Yashida adlı genç bir askeri (diğer arkadaşlarının aksine son anda harakiriden vazgeçen, korkan, yapamayan diyebiliriz.) kurtarır ve Yashida, Wolverine’nin ölümsüz olduğunu, kendini iyileştirebilme gücünü görür. Aslında bu belki başlayacak bir dostluğun hikâyesi gibi veriliyor filmin açılışında ama işin rengi değişiyor film ilerledikçe. Sonrasında günümüze geçen filmsel zaman bize Wolverine’in doğa içindeki yaşamından kesitler sunarken biz tabii hikâyenin Japonya’ya bağlanacağı kısmı beklemeye koyuluyoruz. Bilirsiniz bu tarz kahramanlı filmlerde esas hikâyeye geçmeden önce ana karakterimizin niteliklerine vurgu yapan bir sahne mutlaka bulunur, Wolverine’de de bu atlanmamış.

wolverine 2

Japonya’dan Yashida’nın selamıyla gelen ve Wolverine’i Japonya’ya gitmeye ikna etmeye çalışan Yukio da hikâyeye dahil olunca Wolverine için yeni maceranın kapısı aralanır. Wolverine’i ona ölmeden önce veda etmek için çağıran Yashida’nın esas amacını anladığımızda koca bir tarihin tekrar okumasını yaparken buluruz kendimizi. Wolverine’nin ölümsüzlüğünün peşinde olan hatta bunun için şeytani özelliklere sahip güzel bir kadın mutantla bile anlaşan Yashida’nın adeta kendini kurtaran sahibine pisleyen köpek gibi çizilmesi epey rahatsızlık verici. Yıllar yılı saygınlıkları, ağırbaşlılıkları, adil yönleri ile tanıdığımız Japonların sadece Yashida tiplemesi ile değil, Yashida’nın oğlu Shingen, torununun nişanlısı “adalet bakanı” gibi tiplemelerle de alaşağı edilen itibarlarını, sadece üç beş kötü tipin yaptıklarını Japonlara mal edemeyiz naifliğiyle geçiştirilecek cinsten değil. Hatta film Yashida’nın azamet ve kötücüllüğünü o raddeye getiriyor ki atılan atom bombasıyla ölenler arasına katılsaydı keşke bedduasına kadar götürüyor izleyiciyi. Halbuki bu, Amerika’nın esas kötü ve atom bombasının da sadece bir suç değil insanlık ayıbı olduğu gerçeğini tabiî ki değiştirmiyor ama filmin buna soyunması son derece çirkin bir yaklaşım. Üstelik geleneklerine düşkünlükleriyle bilinen Japonların kapitalizmin ağır çarkına muazzam bir tutunuş sergilediklerinin ve para ve güç esiri olduklarının da altını çizmekten sakınmıyor senaristler.

Filmin aksiyon yönüyle ilgilenecekler için tatmin edici sahnelerin varlığından söz edebiliriz. Ancak gereksiz sahneler de yok değil. Dolayısıyla filmin hikâyesinden kopacağınız ve kendinizi filmden bağımsız aksiyonlar izlerken bulabileceğinizi söylemek mümkün. 3D çekilmesinin mantığını da anlayamadığımı ve iki boyutlu olarak da aynı havayı vereceğini söylemek istiyorum. Bu arada alt metnin hikâyenin içine yerleştirdikleriyle değil de sadece görsellik ve aksiyon bölümleriyle yetinebilecekseniz izleyin Wolverine’i, yoksa sinir olmanız işten bile değil.

Önemli not: Filmin bitiş jeneriği akarken salondan çıkmayın, biraz bekleyin.

***

Türkçe Adı: Wolverine

Yönetmen: James Mangold

Senaryo: Mark Bomback, Scott Frank, Christopher McQuarrie

Yapım: ABD, 2013

Oyuncular: Hugh Jackman, Rila Fukushima, Hal Yamanouchi, Hiroyuki Sanada, Svetlana Khodchenkova

Süre: 126′ 

***

Seçil Toprak

twitter.com/sec_t

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5