The Third Man (1949): Üçüncü Adam Kim?

Kaan Karsan
Kaan Karsan
06 Ocak 2013

30’lu yılların ortalarından itibaren çok da fark edilmeden, sessiz sedasız, filmlerini birer birer İngiliz sinema sektörünün göbeğine bırakan Carol Reed’in gerçek anlamda fark edilmesi 40’lı yılların sonuna rast geliyor. Zaten AMPAS’ın da bu yeteneği fark edip Reed’in tam anlamıyla ciddiye alınan ilk filmi olan Odd Man Out’u kurgu dalında Oscar adayı olarak göstermesi de 1948 yılında cereyan ediyor. Bu dönem Reed için oldukça önemli. Zira sinema tarihinin iki önemli filmi olan The Fallen Idol ve The Third Man de tam olarak bu süreçte, arka arkaya karşımıza geliyorlar. Film-noir yapısından etkilenen Reed, taşınan bu bayrağı bir güzel devralarak türün en iddialı örneklerinden ikisini sunuyor.

Reed’in tüm kariyerinin en önemli filmi olarak kabul gören The Third Man’in ise oldukça karakteristik olan kimi özellikleri var. Uzaklardan ziyaretine geldiği arkadaşının öldürülmesi üzerine Viyana’nın orta yerinde amaçsız kalan bir adam şüpheyle dolarak mevzuyu araştırmaya karar veriyor. Çeşitli sorgular neticesinde de film-noir türünün en belirgin özelliklerini içine alarak gizem duygusunu, diken üstünde atmosferini ve sürprizlerini takdim ediyor. Yani karşımızda fikirsel olarak oldukça tipik film kara film örneği var. Ancak Reed’in filmini süslerken kullandığı makyajlar The Third Man’in daha farklı bir işe dönüşmesini sağlıyor.

Genelde duygunun mistik yanını körüklemek amacıyla film-noir’lara eklemlenen tekinsiz melodiler, Alfred Hitchcock’tan Billy Wilder’a kadar uzanan bir deryada malumunuz. Bu dönemin tüm metinsel özelliklerini devralan Carol Reed ise The Third Man ile tuhaf bir risk alıyor ve filminin temasını oldukça neşeli bir melodiyle birlikte kuruyor. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen akabinde politik açıdan oldukça karışık bir Viyana’da geçen filmin tüm bu karanlığının yanında büsbütün aydınlık olarak nitelendirilebilecek melodilerle desteklenmesi, izleyende oldukça farklı bir his uyandırıyor. Kısacası, Reed oldukça basit ama sıradışı bir hamleyle bir anda filminin çehresini değiştiriyor.

the third man

Yine filmi film-noir türü içerisinde ayrıksı bir yerde konumlandıran başka bir detay ise Carol Reed’in öykünün başrollerinden birini üstlenen mekân kullanma becerisi… Öncelikle kısa bir girişle mekânı sözle tasvir eden Reed, filmin geri kalanında Viyana şehrine geniş kapsamlı bir rol veriyor. Siyah-beyaz estetiği, savaş nedeniyle bir orta çağ yıkıntısı hüviyetindeki şehri iyiden iyiye allayıp pulluyor. Bir cinayet soruşturması ile başlayan ve gizemini adım adım çözerek ilerleyen film gerilim duygusunu alevlendirirken şehre hâkim karanlıktan güç alıyor.

Dönemin sinemasıyla bir ilişkisi olan seyirci için filme dair en mühim noktalardan biri de elbette ki Orson Welles’den geçiyor. Modern sinemanın mimarlarından olan Welles, üstlendiği küçük ama dönüştürücü rol ile filmin en önemli geçitlerinden birini inşa ediyor. Welles’in filme dâhil olmasıyla beraber karakterlerin tüm motivasyonları bir anda değişiyor. Zaten filmin en büyük sürprizi de Carol Reed’in hem sade hem de gösterişli bir biçimde çektiği bir sahnede, Welles’in koynunda yatıyor.

The Third Man, hem Carol Reed sineması için hem de film-noir türünün kendisi için ‘farklı’, ‘riskli’ ve ‘yakışıklı’ bir iş. Büyük resimdeki bütün duyguları değiştiren küçük rötuşlarıyla neredeyse tür içerisine tür kuran Reed, 40’lar sinemasının atar damarlarından birinden, büyüleyerek akıyor. Bunun neticesinde de gerek mekanı bir dekor olarak değil bir oyuncu olarak kullanan tarzıyla, gerek dönemin diğer başyapıtlarına saygı duyan yapısıyla asla unutulmayacak bir film ortaya çıkıyor.

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5