The Tall Man (2012): Yeni Bir Hayatın ‘Sır’rı

Sinan Yusufoğlu
Sinan Yusufoğlu
07 Eylül 2012

Türkiye’de gösterime giren bir önceki filmi Martyrs’te ( İşkence Odası,2008) de  yine kayıp bir çocuk üzerinden işkence ve intikam sularında yüzen Fransız yönetmen  Pascal Laugier, aynı yolda yürümeye devam ediyor. Bu kez daha az kan ve şiddet kullanarak ve anlatım araçlarını güçlendirerek tabii ki.

1971 doğumlu Fransız yönetmen Pascal Lugier, kısa metraj filmlerinin ardından üçüncü uzun metraj filminde Hollywood’a uzanarak korku/gerilim sinemasında daha ayakları yere basan ve çıtayı yükselten bir işle seyircinin karşısında. Dünya çapında ses getiren ve birçok ödül alan Christophe Gans’ın Kurtların Kardeşliği (2001) filminin ‘yapım aşaması’ belgeselini çeken ve aynı zamanda filmde oyuncu olarak yer alan Lugier, son dönem Fransız korku sinemasında ismi anılması gereken yönetmenlerden.

Kasabanın Sırrı

“Amerika’da hergün 800 bin kayıp çocuk vakası bildiriliyor, bunlardan 1000’inden bir daha haber alınamıyor” yazısıyla açılan film, mat renklerin hakim olduğu Cold Rock kasabasında geçiyor. İşsizliğin ve aile içi şiddetin yoğun olduğu, kadınların ve çocukların mutsuzluğunun yüzlerinden okunduğu bu sıkıcı kasaba günlerinin erkekleri ise kötü bir dünyanın temsili adeta. Gelecek hayallerinin pek kurulmadığı bu gizemli kasabada yaşayanlardan biri de hemşire Julia (Jessica Biel) ve küçük oğlu. Burada bir parantez açıp filmin kadın oyuncu tercihinin daha isabetli olabileceğini vurgulamak gerek. Hollywood aksiyon sinemasında karşımıza sıklıkla çıkan Jessica Biel’in yarattığı ‘derinlik’ten yoksun karakter filmin inandırıcılığına zarar veren etkenlerden biri. Filmde bir efsane olarak anılan The Tall Man’in yeterince güçlü işlenmemesi filmin bir diğer zayıf noktası.

Bu gizemli uzun adam efsanesi, oğlu kaçırıldığında hemşire Julia’nın karşısında beliriyor ve o andan itibaren hikayenin ve kasabanın seyri de değişiyor. Seyircinin filmden alacağı zevke halel getirmemek adına, hikayenin bu gizemini korumaya devam edelim.

Bir diğer taraftan, son yıllarda gittikçe artan ve şiddet ‘pornografi’sine dönüşen Hollywood merkezli korku sinemasının nedensiz şiddetine ve kan fetişizmine hayran olanların uzak durabileceği bir film The Tall Man (Sır). İyi yazılmış, gizemini koruyan bir hikaye ve bir gerilim filminin olmazsa olmazı olan atmosfere uygun ustalıklı kamera kullanımı ve uzun planlarıyla The Tall Man türün sadık seyircilerinin daha çok zevk alacağı bir seyirlik imkanı sunuyor. Lagier’in ilk filminden bu yana yarattığı ruhsal ve mistik derinlik ve sosyo-ekonomik göndermeler bu filminin de sınırlarını çiziyor. Aynı zamanda filmin tartışmaya açık yönünü de ortaya koyuyor.


Kasabanın Ahlakı

Yönetmenin kafa karışıklığından (mı) olsa gerek; hikayede yarattığı ‘muğlaklık’, sınıfsal bir okumada işin rengini değiştirmeye yetiyor. Hikayedeki seyri değiştiren olaylar geliştikçe bir korku filminin sınırlarından çıkıp gerilimli bir ahlaki düzleme ulaşıyoruz. Filmin belki de en sıkıntılı noktası yönetmenin senaryoya yerleştirdiği bu ‘ahlak’ dengesinde saklı. Ahlakı kentle kasaba arasında ‘sınıfsal’ bir karşıtlık üzerinden yorumlayan yönetmen; burjuvaziyi bilgiyi elde eden ve işi bir adım daha ileri götürerek sevgiyi yaşayanlar olarak görerek ‘muğlak’ da olsa asıl tartışmalı noktaya ulaşıyor. Yönetmen, mekan kullanımından kamera hareketlerine kadar bu ‘denge’ üzerinden hareket ederek, tavrını ortaya koyuyor. Kasaba, yönetmenin yarattığı dünyada ‘kötü’yi ve yoksulluğu temsil ederken; Teksas Katliamı (The Texas Chainsaw Massacre) filmde olduğu gibi korku sinemasında ezbere dönüşen bir anlatıya da uzanarak yerini sağlama alıyor.

Ebeveyn-çocuk ilişkisinin ‘çatlak’ları üzerinden yaratılan hikaye The Tall Man gibi bir gerilim filmine iyi hizmet ediyor ama aynı zamanda kaybolan çocukların iki ucu açık kent ve kasaba arasındaki ‘tünel’e hapsolmaları filmin de içinde bulunduğu kafa kırışıklığına oldukça iyi bir örnek sunuyor.

Film aynı zamanda anlatıcısı, kaybolan çocuklardan biri olan Jenny’nin hikayesiyle sona ermesi ve ‘yeni bir hayat’ önermesi senaryodaki sürpriz sona girift bir biçimde eklenirken; türün sevenlerine de bu Eylül ayı kuraklığında filmi izlemeleri adına iyi bir sebep sunuyor. Hikayenin ahlaki boyutundaki tartışmalara ve eksikliklerine rağmen The Tall Man, yönetmenin filmografisinin en güçlü parçası diyebiliriz.

Sinan Yusufoğlu

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 5