The Straight Story (1999): Dingin Lynch

Kaan Karsan
Kaan Karsan
07 Eylül 2011

David Lynch deyince akıllara gelen karanlık, gizemli ve kapalı sinema artık oldukça kullanıcı bir kelimeye indirgenmiş durumda: Lynchvari… Sayın Lynch bizi taa Eraserhead’den itibaren kendi kabuslarına çekmeye başlamış, Blue Velvet ile, Lost Highway ile, Mulholland Drive ile film izleme algımızın sınırlarını genişlemiştir. Fakat Lynch’in filmografisinde bir de izleyenini farklı bir yönden şaşırtan, yani, son derece durağan, lynchvari-olmayan ve sıcak bir yol filmi vardır.

The Straight Story’nin, Lynch’in filmlerinin genel akışından, atmosferinden ve şaşırtıcılığından nasibini almamış olan yapısı, sanki Lynch’in sinema seyircisine yaptığı bir eleştiri gibidir.  Nice kabusların yaratıcısı Lynch, belki de yıllardır filmlerini izleyip anlamadıklarını söyleyen milyonlarca insanı, virajsız bir hikaye yapısıyla yerden yere vurmaktadır. Tabii ustamız sadece kafasını dinleyeceği bir film yapmaya kalkışmış da olabilir, kim bilir?

Yaşlı ve parasız Alvin’in sahip olduğu çim biçme makinasıyla kalp krizi geçiren abisini ziyaret etmek için yola çıktığı filmin içerisinde lynchvari bir şeyler aramak, boşuna aklınızı yormak olacaktır. Zira film, konusunda da bahsedildiği gibi, son derece olaysız, heyecansız bir yolculuğun hikayesini anlatıyor. Aklınızda bulunsun, bir süre sonra çim biçme makinası başka bir nesneye dönüşmeyecek, Alvin’in ruhu kendini başka bir bedenin içinde bulmayacak ya da bunların hepsi bir rüya çıkmayacak.

Lynch, bu kez kompleksliğiyle değil; dinginliğiyle şaşırtıyor.

Lynch, kendi sinemasından uzakta bir şeyler yapmaya kalkıştığı için bir başyapıt çekmeyecek değil ya… Film sizi ilk saniyesinden itibaren naif karakterlerin naif öyküsünün içine çekerek bir sürü lynchvari filme yetecek kadar dinginlik depolamanızı sağlıyor. Hiçbir anında adrenalin yükseltmeyen, hedefe odaklı yavaş bir yolculuğun filmini çektiği kadar resmini de çiziyor Lynch. Filmini mükemmel bir sinematografi ile örerek bambaşka bir sinema keyfi yaşatıyor. Siz bu Lynch filminde sürreal hiçbir öğeyle karşılaşmayacağınızı iyice anlayınca da, yüzünüze alaycı bir tebessüm yerleşiyor.

Alvin’in altı haftalık yolculuğu, Lynch dünyasına şaşırtıcı sıfatlar kazandırıyor. Zira filmin önüne gelebilecek başlıca sıfatlar, “basit”, “sıcak”, “düz”, “retro” gibi kelimelerden oluşuyor. Sinemaya sürekli kendine özgü bir şeyler katma hevesinde olan ve bunu alışkanlık haline getiren bir yönetmen için bunları söylemek bir sinemasever için aslında oldukça gerçeküstü. Alvin’in hedefine sorunsuzca ulaşacağını filmin tarzı nedeniyle başından itibaren anlıyorsunuz. Filmin geri kalan süresinde ise bu güne kadar çektiği en düz film “Elephant Man” olan Lynch’in bu filmdeki tercihlerine şaşırmak kalıyor.

Lynch’in beklenmedik fakat müthiş filmi, ustanın başka tarzdaki bir başyapıtını müjdeliyor. Lynch, bu güne kadar “ne yapıyor bu adam” diye filmlerini izleyenlere ise sinemasıyla barışmak için bir şans veriyor, onlara zeytin dalı uzatıyor. Lynch bu filmiyle bizi, the Straight Story’den iki sene sonra gösterilecek olan Mulholland Drive’a farklı bir metod kullanarak hazırlıyor.

Kaan  Karsan

kaankarsan@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5