The Raid (2011): Epik Filmi Uzaklarda Aramayın

Fırat Ataç
Fırat Ataç
02 Ağustos 2012

Galli bir yönetmen adayının hayallerine Endonezya’da ulaşması ancak bazı mucizevi tesadüflerle açıklanabilir. Gareth Evans‘ın da yarı Endonezyalı yarı Japon bir kadına tutulması, onun peşinden Endonezya’ya sürüklenmesi sadece hikayenin başlangıcı. ”Kapağı sektöre atmak için harika bir tercih” olarak gösteremeyeceğimiz kararıyla, dövüş sanatları belgeseli çekmeye koyulan Evans, çekimler esnasında tanıştığı Iko Uwais‘ten çok etkileniyor. Daha önce bilmediği bir dövüş disiplini olan ”Pencak Silat” karşısında deyim yerindeyse nutku tutulan yönetmen, anlaşılan o ki geleceğe dair kariyer planlamasını da bunun üzerinden yapmayı ruhuna bir borç biliyor.

Henüz izleme şansına nail olamadığım ancak listemde ilk sıralarda yer alan Pencak Silat güzellemesi Merantau ile sinemasal yolculuklarına çıkan Iko Uwais ve Gareth Evans ikilisinin fazla vakit kaybetmeden kotardıkları ikinci filmleri The Raid ise bu hafta sinemalarımıza konuk oluyor. Dünya genelinde katıldığı tüm festivallerde seyirciler tarafından hayranlıkla karşılanan The Raid, bedensel hareketlerin kelimelerden çok daha yüksek sesle bağırdığı tarifi zor bir aksiyon şöleni.

Senaryodan bahsetmenin hiç önemli olmadığı çünkü aksiyonun senaryonun ta kendisi olduğu bir film düşünün. Bu tip bir filme ‘Suçluların yaşadığı 30 katlı bir binaya giren SWAT timi, büyük patronun durumdan haberdar olmasıyla üzerlerine salınan binbir çeşit suçluyla kapışırlar. Her çıkılan katta işler daha çok sarpa saracak, ölü sayısı gitgide artacaktır.” şeklinde bilgisayar oynunu konseptinde bir hikaye uydurmak hiç de zor değil. Evans’ın hikayesini de kendi yazdığı filmde işin senaryo kısmını şipşak halledip, destanını görüntülerle yaratmak istediği çok açık.

The Raid, yönetmenin verdiği röportajlarda net bir şekilde hissedilen Assault on Precinct 13, Die Hard ve Hard Boiled temalarını içinde barındıran ancak son dönemde pespayeleşen aksiyon türünü yeniden tanımlayan bir film. Batı ve Doğu aksiyon kültürünü kusursuza yakın bir şekilde harmanlayan Gareth Evans, filme silahlı çatışmalarla start verip, oradan pala ve bıçaklara, son olarak da sadece vücut uzuvlarının kullanıldığı yakın dövüşlere geçerken sahip olduğu özgüveni perdeden seyirciye net bir şekilde geçiriyor. Kamerasını mümkün olduğunca basit bir şekilde kullanan yönetmen, olmakta olan olayı güzelce takip ediyor, bu işi beceremeyenlerin başvurduğu bol kesmeli, bol yakın planlı aksiyon sekanslarından uzak duruyor. Gerçi ‘sekans’ kelimesini kullanmanın ne kadar doğru olduğu da başka bir maceranın konusu. Zira The Raid ”101 dakikalık bir aksiyon sahnesi” şeklinde tanımlanabilir. Evans, kimi zaman size perdede ne olduğunu anlayacak zaman bile vermiyor ki; filmde ne kadar büyük patırtı koptuğunu bundan daha iyi anlatan bir gözlem olamaz.

Daha önce belirttiğim Hard Boiled etkisi apartman içi durdurak bilmeyen şiddet eylemleri esnasında daha da ortaya çıkıyor. Hard Boiled’ın hastanesi nasıl ki Hong Kong Sineması için bir metaforsa, bu 30 katlı kaos binasının da Endonezya Sineması için aynı değere sahip olacağı şimdiden kesin gibi. Görüntü yönetmeni Matt Flannery‘nin her bir koridora, her bir odaya, kısacası her savaş alanına kattığı ayrı hava mekanın değerini arttıran diğer bir unsur. Tüm bunların birleşimi Gareth Evans’a güçlü ve etkili bir korku filmi duyarlılığı kurma avantajını da beraberinde getiriyor. Bu noktada çete üyelerini zombiler ya da canavarlar, SWAT timini de bir yem olarak görmek olası. Tek fark insana karşı mücadelenin her zaman daha zor olacağı gerçeği.

İşin koreografi kısmına geldiğimizde ise insanüstü bir başarıdan bahsetmemiz gerekiyor. Başrol oyuncusu Iko Uwais’in önderliğinde hazırlanan koreografiler sadece aksiyonun da bir sanat eseri yaratmakta yeterli olabileceğini ispatlıyor. Her biri birbirinden gaza getirici dövüşler arasında seçim yapmak oldukça zor olsa da perdeyi 6 dakika işgal eden bir üçlü dövüş sahnesinin tam sekiz günde çekildiğini öğrenmek nasıl büyük bir çabanın ürünü ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Evans’ın tercihleri oyuncuların yaptıklarını ‘gerçekten’ yapma kapasiteleri olduğuna bizi inandırıyor. Uwais’i binanın en alt katından başlayıp en üst katına kadar engelleri parçalayarak büyüyen bir hortuma benzetmek ne kadar doğruysa, en ilgi çekici kötü adam Yayan Ruhian’ı da Mad Dog performansından dolayı övmek zorundayız. Gerçek bir savaşçının sadece ellerini kullanacağına inanan bu gizli silah, nefret etmenin zor olduğu gerçek bir anti-kahraman.

Hollywood, filmin yeniden çevrim haklarını şimdiden cebe indirse de; yapımcıların asıl düşünmesi gereken şey orta karar bir Uzakdoğu filmine bile yaklaşamadıkları aksiyon anlayışlarını bu filmden sonra bir kez daha gözden geçirmeleri olmalı. Bu arada Evans ise filmin devamı niteliğindeki Berandal için çalışmalara başladı bile. The Raid’in yarısı kadar bile başarılı olması onu da baş tacı etmek için yeterli nedeni bize sağlayacaktır, içi rahat olsun…

 

Fırat Ataç

firat_atac@hotmail.com / firatatac.tumblr.com / Twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5