The Muppets (2011): Vefalı Güldürü

Kaan Karsan
Kaan Karsan
15 Şubat 2012

Sinemanın bu döneminde geçmişe duyulan yoğun özlemle, tam bir nostalji tufanının orta yerinde kalakaldık. Melies’in hayalgücü karşısında Hugo ile boyun eğerken sinemanın hiçbir zaman eskimeyen gücü ile sarsıldık; sessiz sinema döneminin ihtişamına ve saflığına The Artist ile konuk olduk; mühim tarihi zatların Woody Allen kalemiyle çizilmiş portrelerine Midnight in Paris ile göz gezdirdik ve hatta sınır tanımaz bir 80’ler havasını da Drive ile kokladık. Geçmişe genel olarak kucaklayıcı bir tavırla bakan bu eğilimin oldukça popüler ve eğlenceli bir üyesi daha konuk oluyor sinemalarımıza. Hem de son derece tatmin edici bir seyirlik olarak geliyor The Muppets.

Flight of the Conchords adlı pek az bilinen, şaheser komedi dizisinin müzikal janrına oldukça hakim yaratıcısı ve genel yönetmeni olan James Bobin’in adını bir “kuklalar yeniden bir araya geliyor” projesinde görmek ilk elden ziyadesiyle heyecan vericiydi. Zira karşımızda kağıt üzerindeki mizahı harika bir şekilde filme aktarabilen bir yönetmen olduğunu biliyoruz. Hele bir de ona Forgetting Sarah Marshall ile kaleminin kuvvetini sınayabildiğimiz Jason Segel ve gişeye oynayan kalburüstü birkaç komedi filmine senaryolar yazan Nicholas Stoller’in eşlik ediyor olması, The Muppets’ın geri dönüşünü iyice ilgi çekici hale getiriyordu.

Daha önce de birkaç önemli uyarlamayla sinema sahnesine konuk olan bu efsanevi programın yeni nesil öyküsü ise Walter adlı kukla üzerinden harekete geçiyor. Halk tarafından artık unutulan, meşhurluğu eskimiş kuklalara kişisel yaradılışı sebebiyle büyük bir yakınlık duyan Walter, grubu bir araya getirmeye ve “şov yeniden başlasın” dedirtmeye çabalıyor. Kısacası, yeni nesil Muppets’ın tamamı ile nostaljik bir damar üzerinden akan, bir süre sonra Muppet Show’un karakteristiklerini bütünüyle üstlenen ve modern mizah diliyle beslenen bir akışı var.

James Bobin’in fazlasıyla özenerek çektiği filmin en büyük başarılarından biri, kendini hiçbir şekilde ciddiye almaması ve Muppets’ı olduğundan başka bir şeye dönüştürmeye çalışmaması. Jason Segel ve Nicholas Stoller’in hafif ama zeki senaryosu da filmin genel atmosferini destekler nitelikte. Zira filmi kotaran ekip, her biri orijinal kabul edilebilecek bu kuklaların iyi bir komedi filmi çekmek için yeterli olduğunun farkında. Öyle ki filmin iki başrol oyuncusu olan Amy Adams ve Jason Segel, rol çalmaktan fazlasıyla kaçınarak sahneleri mütemadiyen kuklalara bırakıyorlar. Bu da filmin modern tarafını hafifçe silikleştirerek nostalji denizine geniş bir alan hazırlıyor.

Muppet’lar nostaljisinden güç alan filmin ilk olarak amaçladığı “herkese hitap edebilme” çabasına da rahatlıkla ulaştığını söylemek lazım. İlelebet hatırlanacak, içerisinde zekice bir mizah barındıran esprilerin yanı sıra, anlık bir eğlence sunacak güldürme hamleleri de filmin içerisinde mevcut. Sürprizlerden sürpriz beğeneceğiniz bir konuk oyuncu ekibine de sahip olan filmin, sayıca fazla karakterler dengeleri kurmak konusunda oldukça başarılı olduğunu da belirtmek gerekiyor. Şovdan hatırlanan birçok Muppet, sahneyi ve yetenekleri güzelce paylaşırken damakta güzel bir tat bırakıyorlar. Böylece bu şovu izlemenin ‘özel’ keyfine bir kez daha varabiliyor, bir bölüm daha Muppet Show izlemiş oluyoruz.

Bir parantez de elbette ki filmin müzikal boyutunu üstlenen Bret McKenzie’ye açılmalı. Flight of the Conchords’un hem yaratıcılarından hem de başrol oyuncularından biri olan McKenzie, kendisine biriyle de Oscar adaylığı kazandığı orijinal şarkılarıyla çok başarılı işler sunuyor seyirciye. Tipik bir müzikal-film şarkısı olan fakat inceden kendi prototipliğiyle de dalga geçen “Life’s a Happy Song” ve elbette ki Oscar adayı, Flight of the Conchords’a göz kırpan müthiş şarkısı “Man or Muppet” bu şarkılar arasında en çok öne çıkan iki eser. Bunun yanında elbette ki Muppet’ların özgün klasikleri de ihmal edilmeden filme dahil edilmiş. Muppet’ların ciddi tarafına işaret eden “Rainbow Connection”ı beyazperdede dinlemek ve izlemek, seyirciyi mutlu edecek türden bir deneyim.

The Muppets, büyük bir film değil. Zaten büyük bir film olmaya da çalışmıyor. Lakin bu şovla ilişkiniz olsun olmasın, sizi tatmin edecek ve ilginizi cezbedecek türden bir komedi müzikali. Yetenekli bir yönetmen olduğuna epeyce emin olduğum James Bobin’in sinemaya attığı ilk adımın başarılı bir iş olması ise, bundan sonraki kariyeri için heyecan verici. Bütün bu nostaljiyi yaşayabilmek, Muppet’larla özlem giderebilmek ve en azından film kadar vefalı olabilmek için, bu filmi görmek gerekiyor.

Filmin Notu: 7/10

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5