The Master (2012): Size Baba Diyebilir Miyim?

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
10 Kasım 2012

‘Umut vadeden’ sıfatını, çektiği ilk filmiyle sırtlayan ve sonrasında yaptığı her işinde pek de alışılmadık bir şekilde başarı çıtasını istisnasız yükselten, doğma büyüme bir sinema insanı Paul Thomas Anderson… Genç yönetmen, babasının sektörde olmasının da etkisiyle küçük yaşlarda içine girdiği sinema sektöründe bir sonraki işi heyecanla beklenen yönetmenler arasına çabucak girdi ve her yeni projesinde ‘farklı’ olanı deneyip, her seferinde de bir şekilde başarılı olmayı bildi. Yirmialtı yaşında çektiği ilk uzun metrajı Hard Eight (nam-ı diğer ‘Sydney’ ) dendiğinde tuhaf, gerilimli ve tekinsiz atmosferinin, izleyenin zihninde yıllar geçse bile kendini anımsatması bu başarıyı destekleyebilir. İşte bu film, her gün kendini bir kez daha tekrar eden Hollywood sinemasına önemli bir sinemacının gelişini müjdelemişti. Ardından gelen Boogie Nights’la ilk filmdeki kısmi tevazusundan eser bırakmayan Paul Thomas Anderson, bu filmle birlikte ve ardından gelen Manolya’nın da etkisiyle sıkça Altman sinemasıyla özdeşleştirilir olmuştu. Ancak sonrasında gelen ‘Punch – Drunk Love’ ve ‘There Will Be Blood’la birlikte farklı şeyler denemiş, hepsinin altından da layığıyla kalkmıştı. Tüm bu süreçte değişmeyen tek şey sıkça maruz kaldığı bir eleştiriydi; çoğu kişiye göre Anderson sineması gereğinden fazla gösterişçi ve kibirliydi. Yönetmen, The Master ile sineması üzerine söylenen çoğu şeyi yıkıyor; yepyeni, daha öncekilere benzemeyen bir sayfa açıyor…

Konu olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında, çocukluk travmaları, umutsuz bir aşk ve savaş sonrası psikolojisiyle boğuşan, eve dönüş vakti geldiğinde bunu gerçekleştiremeyecek kadar bitmiş olan alkol ve seks müptelası bir askerin Freddie Quell’in, sıradışı bir kişilik olan Lancester Dodd’la karşılaşmasını işliyor. Çevresi tarafından şuursuzca sevilen ve saygı gören Lancester Dodd, kurmakta olduğu tarikatın kendi deyimiyle bilimadamı, filozofu, yazarı ve birçok şey oluyorken; Freddie Quell sadece birkaç askerlik anısına sahip, hayatı bedeni ihtiyaçlarını karşılayabildiği ölçüde kendini şanslı hisseden agresif ve travmatik bir ruh. İki karakter arasında gelişen dostluk vb. hikayelerini fazlasıyla sömürdüğümüz günümüzde The Master binlerce kez çizilen bir resme yeni bir fırça darbesi vuruyor. Bu noktada filmi basmakalıp olmaktan kurtaran şeylerden biriyse Anderson’ın kendine has karakter yaratma becerisi oluyor. Zira Freddie Quell’in sıradışı karakterinin inandırıcı olamadığı pek bir an yok diyebiliriz. Böylesine zor bir karakterin beyaz perdede inandırıcı olabilmesindeki önemli bir diğer pay ise şüphesiz Joaquin Phoenix’e ait.

Anderson’ın daha önceki filmlerinde de sıkça karşılaştığımız ‘iktidar’ ve ‘inanç’ kavramları The Master’ın hikayesinde -haliyle- önemli bir yere sahip. ‘There Will Be Blood’taki iki ana karakterin temsil ettiği din, güç ve kapitalizm kavramları bu kez de The Master’da yerlerini alıyor. Ancak bu noktalarda ‘Kan Dökülecek’ ya da ‘Manolya’daki patlama anlarına şahit olamıyoruz, bu da filmi “iki karakter arasında gelişen dostluk” temasını öne çıkarmaktan başka bir işe yaramıyor. İki zıt karakterin arasındaki usta-çırak ilişkisi zamanla ‘aşk’ sınırlarına varırken iki taraf da birbirlerinin varlıklarından beslenen iki insana dönüşüyor. Bu ilişkinin temelinde ise yönetmenin diğer filmlerinde de karşılaştığımız baba-oğul ilişkisi yatıyor. Bu aşamada yönetmenin olmazsa olmazı Philip Seymour Hoffman’ın ne denli önemli bir oyuncu olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz. Sessizce dikkat çeken bir diğer performans ise hikayenin korumacı, tavizsiz ve güçlü annesi Peggy Dodd karakterini canlandıran Amy Adams’ın oluyor.

Konusu açıklandığı ilk günden bu yana ‘scientology’ mi değil mi tartışmalarıyla anılan The Master, Anderson sinemasında görmeye alışık olmadığımız bir şeyden, ‘olgunluk’ belirtilerinden gücünü alıyor.  Daha önceleri yeteneklerini kabul ettirebilmek için ‘gösteriş’ yoluna başvurduğunu dillendiren Anderson, bu kez kamerasını ağırbaşlılıkla doğrultuyor. The Master içindeki tüm hevesleri gerçekleştirmiş, artık pür sinema üzerine bir şeyler yapmak, belki de ilk kez sadece ‘gerçek’ bir hikaye anlatmayı tutkuyla isteyen bir yönetmenin saydığımız her şeyi ve daha da fazlasını gerçekleştirdiği bir film. Günümüzün en önemli yönetmenlerinden biri olan Paul Thomas Anderson kendi sinemasını özgün ve sıradışı bir şekilde inşa etmeye devam ederken, The Master senenin kayda değer birkaç filminden biri oluyor.

 

Yönetmen: Paul Thomas Anderson

SenaryoPaul Thomas Anderson

YapımAmerika, 2012

OyuncularPhilip Seymour Hoffman, Joaquin Phoenix, Amy Adams

Süre: 144

 

gulcinnkaya@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
2 votes, average: 4,00 out of 52 votes, average: 4,00 out of 52 votes, average: 4,00 out of 52 votes, average: 4,00 out of 52 votes, average: 4,00 out of 5