The Jacket (2005): Deli Gömleğinden Gerilim Çıkarma Yeteneği

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
31 Ocak 2012

“The Jacket” (Çıldırış) filminin hikâyesi daha önce oldukça aşina olduğumuz bir konu üzerine kurulu; karakterin zihnini kullanarak zaman içerisinde seyahat edebilmesi. Ancak film; içinde konuyu farklı bir eksene çekebilecek başka bir duruma daha sahip: sendrom, psikolojik etkileri ve tedavi yöntemi. Ancak iki konu birbirini destekleyip hikâyeyi farklı bir eksende oldukça enteresan bir film haline getirmek yerine birbirlerine taban tabana zıt bir olay örgüsünde soru işaretleri ve gereksiz gerilim sahneleriyle dolu anlamsız bir film durumuna düşürüyor.

Film, bir nişan dürbünündeki insanların vurulması ve bombalanmasıyla başlıyor. Uzaktan pikselleşmiş ve görüntü değerini düşürmüş küçük insan siluetleri yeşil ekranda birer birer yok ediliyorlar. Belki hepsinin ailesi, bir hayatı ve gelecek için umutları var ama bu operasyonu yürütenler için sadece birer pikselden ibaretler. Bu, zaman zaman “Körfez Savaşı Sendrom”unun altını çizerek savaşın insan psikolojisinde açtığı yaralara gönderme yapan bir film için harika bir açılış sahnesi. Fonda çalan ve sahneyle güzel bir ironi yaratan hafif sakin müziğe, dönemin politikacılarına ait kısa planlar eşlik ediyor. Bunlar filmden beklentilerinizi yüksek tutmanızı sağlayan önemli unsurlar.

Jack Stars 1992 yılında Irak’ta başından vurulan bir Amerikan askeridir. Jack’in iç sesi bu durumu: “İlk kez öldüğümde 27 yaşındaydım” şeklinde açıklar. Jack’in öldüğü düşünülür ancak onu muayene eden bir sağlık görevlisi gözlerini hareket ettirdiğini fark eder ve onu tekrar hayata döndürmek için yardım çağırır. Hikâyenin bu kısımdan sonrası seyircinin aklında bir soru işaretiyle devam ediyor. Jack’in kurtarılmış olması ve başına aldığı darbenin etkisiyle birçok şeyi karıştırdığı ya da unuttuğu düşünülebilir. Jack’i arabaları yolda kalmış bir anne-kıza yardım etmeye çalışırken görüyoruz. Arabalarının tekrar çalışmalarını sağlıyor ve onlardan uzaklaştıktan sonra yol üzerinde olumsuz hava koşullarından dolayı kendisini arabasına alan başka bir adamla birlikte yola devam ediyor. Ancak adamın muhtemelen karıştığı bir cinayet ve bu cinayetini arabasına yeni aldığı adamın üzerine yıkmasıyla Jack’in hayatı tamamen değişir. Bir polisi öldürmekle suçlanan Jack, mahkemede tutarlı yanıtlar vermeyince geçmişi de göz önünde bulundurularak bir akıl hastanesine sevk edilir. Buraya kadar oldukça enteresan ve iyi giden film, bu noktadan sonra çeşitli klişelerin etrafında dönmeye başlar. Jack, Doktor Thomas Becker’ın bazı hastaları üzerinde yaptığı bir deneyin parçası haline gelir. Jack’e yüksek dozda ilaç verildikten sonra deli gömleğine benzer bir ceket (straitjacket) ile bağlanıp hastanenin morgundaki çekmecelerden birine hapsedilir. Jack burada çeşitli anıları hatırlayarak yaşadığı yıldan 15 yıl sonrasına gider, orada bir restoranda bir kızla tanışır. Bu kızın evinde kendi kasaturasını bulunca bunun 15 yıl önce o cinayet işlenmeden önce kendisine yardım ettiği küçük kız olduğunu anlar. Ancak yaşadığı zaman 2007, yani onun geldiği zamanın 15 yıl sonrasıdır. Kıza kendisinin Jack Starks olduğuna inandırmaya çalışır. Bu çok zordur. Çünkü Jack Starks 1993 yılında bir hastanede ölü bulunmuştur. Jack aynı zamanda kızın son on beş yılda yaşadıkları hakkında da fikir sahibi olur. Jack için şimdi yapılması gereken bu deneyin “ceket”le bağlanıp, morga hapsedildiği her kısmında kendi ölümünün nasıl olduğunu araştırmak ve hoşlanmaya başladığı Jackie’nin geleceğini değiştirmektir.

Filmde eğer Jack’in geleceğe astral bir seyehat yapabildiği kabul edilirse hikaye çok fazla çıkmaz içerisine girmektedir. Bunun bir sanrı olduğu kabul edildiğindeyse hikaye geleceğe yolculuk, akıl hastanesindeki kötü amaçlı bilimsel deney, hapis edilme, sendrom ve tüm bunların arkasında hapsedilen baş karakterin yaşadığı çelişkiyle zaten yeteri kadar klişeye boğulan film için daha da beter bir çözüm yoluna kavuşmuş olur. Bu kısım seyirciye bırakıldığı için sadece filmin her iki anlamda da kendini kurtaramayacağını açıklamaya çalışmak daha faydalı.

Geleceğe gidebildiğini anlayan Jack, artık doktorun kendiyle oynadığı bu kedi fare oyununda yeni bir koz elde etmiştir. Ancak bunu nasıl kullanacağı konusunda hiçbir fikri yoktur. Hastanedeki diğer doktorlara ne olduğunu araştırmaya başlar. Doktor Beth Lorenson hastanede çalışan ancak deneyle ilgisi bulunmayan bir doktordur. Gelecekte onun yanına gidip kendini Jack Starks’ın yeğeni olarak tanıtır ve amcasına neler olduğunu sorar. Kadın Jack’e ölümüyle ilgili ipucu verirken amcasının aynı zamanda bir hastası için verdiği fikirle kendisine yardımcı olduğunu söyler. Jack daha sonra bunları geçmişteki Lorenson’a astral seyahatinin gerçek olduğunu kanıtlamak için kullanacaktır. Bir sonraki “ceket randevusu”nda Doktor Becker’ı bulan Jack ona geçmişten geldiğini söyler ve ölümünün nasıl olduğunu sorar. Bu konuşmadan sonraki uyanış, 15 yıl önceki Becker’ın durumdan haberdar olmasının sağlanmasıdır aynı zamanda. Ancak Becker bu duruma tepki bile vermez.

Jack geleceğe gitmesine rağmen geçmişte kızın hayatı dışında hiçbir şeyi değiştirmez. Her şey aynı kalır, eskisi gibidir. Bu gelecekten gelen Jack’in orada öğrendiği şeyleri geçmişteki insanlara anlatması ve zaten bu şekilde bir kısır döngü yaratması şeklinde açıklanır filmde ama bu aynı zamanda bir tür kaostur. Çünkü başlangıcı olmayan bir şeyin tekrarlanarak gerçek hale getirilmesi anlamına da gelir bu aynı zamanda. Jack hastaneden kaçma şansı varken bunu kullanmaz sadece Jackie’nin gelecekteki sefil hayatını değiştirmek için annesine bir mektup yazar. Bunun sonucunu Jack’in yaptığı son seyahatte görürüz ki, gerçekten kızın hayatı değişmiştir.

Filmin bununla vermeye çalıştığı alt metin de havada kalır. Tüm bunların Jack’in uydurduğu bir sanrı olduğu fikri daha ağır basıyor aslında diğerine göre. Zaten yönetmen John Maybury de Jack karakterinin gelecekte seyahat ettiğini reddediyor. Eğer bu yaşananların hepsinin bir sanrı olduğu düşünülürse, bu sanrıya sadece Jack’in savaştığı zamanlarda yaşadığı şoklar ve yaralanmasının etkili olabileceği düşüncesi de bu durumu açıklamak için yeterli değil. Filmde iki farklı olay örgüsü yaratayım derken ne yazık ki sanrıyla ilgili kısım biraz es geçilmiş. Mesela Jack’in tedavisinden sonra başına gelenler hakkında en ufak bir fikrimiz yok sadece mahkeme sahnesindeki küçük flashback’imsilerle bunu anlamaya çalışıyoruz ama bu da böyle uzun bir olay örgüsüne sahip bir film için yetersiz bir çözüm. Ayrıca Jack’in karıştığı cinayet tamamen muallakta kalıyor. Sadece Jack’in hatırladığı küçük birkaç anıyla bu konu hakkında fikir sahibiyiz. Ve arabasına bindiği o adamın neden polisi öldürdüğünü bilmiyoruz, adam son derece normal biri gibi gözükürken bir anda değişiyor ve karikatürize edilmiş bir karakter haline geliyor. Olayları daha inandırıcı kılmak adına bir adım daha atıp, aslında Jackie ve annesinin de Jack’in hayal dünyasında yarattığı karakterler olduğunu düşünelim, Jack filmin başında vurulduktan sonra tedavi altına alınmış ve Körfez Savaşı’nı yaşamış birçok asker gibi çeşitli psikolojik sorunlar yaşadığı için bir akıl hastanesine kaldırılmış olsun. O hastanede yaşadığını düşündüğü diğer olaylar da onun sanrı ve şüphelerinden ibaret. Ancak bu konuda seyirciyi kuşkulandırmak için neredeyse hiçbir şey yapılmamış. Bu çözüm yolunda da kendi kazdığı kuyuya düşüyor filmin olay örgüsü ne yazık ki.

The Jacket, psikolojik gerilim filmlerini seven ve bu tür filmlerden çok da bir şey beklemeyen izleyici kitlesi için eğlenceli bir seyirlikten öte geçemeyecek bir film. Senaryosundaki eksiklikler ve klişelerle kendinden önce çekilen aynı türün yolcusu birçok ünlü filmi hatırlatmaktan öteye gidemiyor.

Alican Yıldırım

yildirim1895@gmail.com

twitter.com/yildirim1895

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5