The Innkeepers (2011): Bekledim de Gelmedin

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
30 Haziran 2012

“Korku filmlerindeki kahramanlar, başlarına geleceklere rağmen, ‘kapıların’ ardında olanı bilip öğrenme tutkusuyla yanıp tutuşurlar.” *

Korku sinemasında bol miktarda kullanılan ev, bilinçaltında insanın en rahat ettiği ve doğal hallerini yaşadığı bir yer olarak imlendiği için sadece bu olgu ile oynanıp tersine çevrilmesi bile rahatlıkla perdeden seyirciye geçen bir tekinsizlik hali yaratır.

Dahası evin – ya da kimi zaman otel ya oda motele dönüşmüş hali ile yaşanan mekanın- perili olduğu taktirde bu tekinsizlik hali artacak ve standart korku filmi sahneleriyle (açılıp kapanan kapılar, gerçeğin gizli olduğu tavan arası ya da bodrumlar, siyah akan sularıyla musluklar, nereden geldiği belli olmayan sesler, oyuncaklar gibi) amaçlanan etki daha da geçerli kılınacaktır.

Bu tarz filmler, özellikle evin tarihinde hunharca işlenen bir cinayet sonrası mekanda hapis kalmış ruhların, şuursuz intikam çabalarına girişmesi ve izleyicinin özdeşleştiği, her şeyin başından beri farkında olan, fakat kimseleri inandıramayan karakterin peşine takılarak, türün tutkunlarını yanıltmayacak bir doyum sağlar.

Ti West’ in The Innkeepers adlı çalışması kısa bir süre sonra kapanacak olan otel, otelin çalışanları; sevimli, delimsirek mimikleriyle Claire (Sara Paxton-The Last House on The Left-2009) , açıklanamayan olaylarla ilgili bir web sitesi kuran depresif Luke (Pat Healy-Magnolia, 1999), medyum Leanne Rease-Jones (Top Gun’ ın güzeller güzeli Kelly McGillis) ve hayaletiyle türün gerektirdiği tüm koşullara sahipken, ortaya sadece beklemekle geçen bir 101 dakika çıkartabilmiş ancak.

Sadece bilindik sahneleri kullanarak bile mekanın uygunluğu ve konunun üzerine gitmeye kararlı Claire karakteriyle bile yakalanabilecek başarılı anlatım, maalesef bahsi geçen hayaletin bir türlü ortama teşrif etmemesiyle, seyircinin hem huzursuzluk duyup, hem de kaptırıp gidebileceği bir anlatı yakalamasının önüne geçmiş.

Dolayısıyla filmde ne klasik bir hayalet avcılığından ne de psişik bir olgunun insanı içine çeken havasından bahsedilebilir.

Ortada bir hayalet var, derinleştirilebilecek karakterler de var doğru. Ama senaryonun zayıflığı gibi bir de aşılmaz engel var.

Kimdir bu talihsiz ruh, nasıl kısılıp kalmıştır burada, neden varlığı ile yokluğu birdir sorularının yanıtlanmadığı filmde, Claire’ in “buradan hemen çıkmalıyız” nidası da karşılığını bulmaz.

Oysa otel bir süre sonra kapanacaktır zaten. Hayalet de pek halim selim, kendi halinde bir tiptir. Yani esasında kapıların ardında çözülecek bir gizem yoktur maalesef.

Ama yine de kendi normal hali, otelin hayaletinden daha merak uyandırıcı olarak yorumlanabilecek olan Claire ( filmin en gerilimli sahnesinin kahve satan kızla girdiği tuhaf erkek arkadaş diyaloğu olduğunu belirtmek gerekir) nedense kapıyı açıp içeri bakmakta ısrar eder.

Top Gun filmiyle döneminde bir arzu nesnesine dönüşen Kelly McGillis’in yaşlılığını  görmek filmin tamamından daha korkutucu sayılabilir. Bu anlamda insanda tüm parayı anti-aging ürünlerine yatırma yönünde bir panik havası yaratan  McGillis, ölüm fikrini zihne kazıyarak utangaç hayaletin yaptığından daha fazla bir etki yaratıyor.

Ve belki de filmi böyle algılamak gerekir. Luke’ un dediği gibi; “Pesimizm sadece optimizmin bir üst türüdür”

*Korku Sinemasının Psikanalizi, Tan Tolga Demirci, ES Yayınları, 2006

Neslihan Güngör

gungorness@hotmail.com

Twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 5