The Flowers of War (2011): Yimou Zhang Ödül Avında…

Kaan Karsan
Kaan Karsan
24 Ağustos 2012

Soykırım melodramlarını ne kadar özlediğimizden bahsetseydik şaka yaptığımızı düşünürdünüz her halde… Zaten biz de özlemedik. Konuyla ilgili çok fazla yürek dağlayan, acı veren ve iç bunaltan öykü olduğunun farkındayız. Yönetmenlerin neden bu tip öyküleri bu kadar sık ve bazen de sırf ‘dramatik tarafı güçlü’ diye perdeye aktardıklarını biliyoruz. Mevzubahis filmimiz The Flowers of War da her zamanki formülü daha da pembeleştirerek karşımıza çıkaran, ‘gösteriş’ olsun, ‘milliyetçilik’ olsun akabinde de ‘ödül’ olsun diye yapılmış bir film.

2002 yapımı Hero ile Çin sinemasından otantik tatlar ve enfes bir görsellik sunarak ismini akıllarımıza kazıyan Yimou Zhang’ın İkinci Dünya Savaşı öncesi yaşanmış Nanking olaylarını odağına alarak Japon toplumuna yüklü miktarda bir serzenişte bulunduğu filmi, odağına yolunu ve ruhunu kaybetmiş bir Amerikalı’yı, Çin’li masum öğrencileri ve fahişeleri alıyor. Bu aralarında sosyal olarak büyük farklar bulunan insanlar, savaşın gölgesinde bir kilisede hayatta kalmaya ve birbirleriyle bir şekilde geçinmeye çabalıyorlar.

Filmin ilk dakikalarından itibaren kendinizi Çince’nin baskın olduğu bir Hollywood filminde zannedebilirsiniz; ancak değilsiniz. Yimou Zhang’ın ‘katliam’ı ele alırken takındığı ‘ödül avcısı’ misyonuna bürünmüş samimiyetsiz tavır Christian Bale’in canlandırdığı karakterin dönüşümü başlar başlamaz ortaya çıkıyor. Romandan uyarlanan filmin günahı romanın boynuna mıdır bilinmez; ancak Christian Bale’in oynadığı karakterin filmin ana çatısına gerçekten hiçbir katkısı yok. İşin ilginci, filmin başrolündeki kahramandan söz ediyoruz.

Sanki bir Spielberg epiği izliyormuşuz havasında, gerilimli çatışma sahneleriyle başlayan filmin bir anda toplumsal ve yerel acılara karşı tamamen duyarlı, çekinik ve şiddeti ‘sözde’ öteleyen bir kıyafet giymesi de fazlasıyla eğreti duruyor. Yimou Zhang, sanki film içinde film çekmiş ve çektiği bu iki film, birbirleriyle çelişiyorlar. Yönetmenin görsel duyguyu körüklemek adına yaptığı türlü kamera oyunlarından çoğu sadece ‘gösterişçi’ ve ‘uygunsuz’ olarak bizlere yansırken oldukça geniş bir sinemasal vizyonla kotarılmış olan tek plan sekans ise filmin övgüyü hak eden nadir yanlarından bir tanesi.

Filmin ana sorununa daha da detaylı bir şekilde eğilmek gerek. Filmin bütünüyle iyiyle kötüler arasındaki ayrıma kesinkes varan tavrının en yanar dönerli karakteri Amerikalı John Miller. John Miller’ın fırsatçı, güvenilmez, aç gözlü tavrının altında yatanları ‘kızının ölümü’ ya da ‘iman’ ile yorumlamak ya da yorumlamamak size kalmış. Ancak ortada büyük bir sorunun olduğu aşikar. Kilisede bulduğu rahip kostümünü üzerine geçirdiği anda anlayışlı, sevgi dolu ve duyarlı bir zat-ı muhtereme dönüşen John Miller, Yimou Zhang’ın hedefe yönelik film yapma anlayışının tek başına kanıtı niteliğinde.

Filmin aşırı milliyetçi, kimi zaman hayalperest yönünü de Yimou Zhang’ın ‘ayarlı’ şovenizmine yoralım. Kötü bir yemeği altın tabakta takdim eden bir yönetmenin politik olarak da çok objektif olmasını bekleyemezdik zaten. Ortada ‘ortak tarih’ algısının dışında kalan ve gerçekten ‘can alıcı’ bir katliam var; ancak Yimou Zhang’ın bunu pembe dizi tadı veren basit bir melodram şeklinde sunması tarihsel gerçekliğin değerini fazlasıyla azaltıyor.

Yimou Zhang belli ki Çin sineması tarihinin en büyük bütçeli filmini yapıyor olmanın keyfiyle, gösterişçi görselliğiyle ve kendini acındıran karakterleriyle batı medeniyetlerinde bir ödül avına çıkmış. Fakat amacını sağlıklı bir şekilde gizleyemediğinden ötürü, filmi kendi sırlarını açık eden bir tabanda, yapayalnız kalmış.

***

Kaan Karsan

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5