The Century of the Self (2002): Kişilik Tarihi

Kaan Karsan
Kaan Karsan
02 Mayıs 2014

Adam Curtis’in 2002 yapımı BBC belgeseli “Ben Asrı”, içinde yaşadığımız tüketim toplumunun nasıl virajlar aşılarak ya da nasıl engeller konularak yaratıldığını anlatan ufuk açıcı bir belgesel. Dört saatlik süresi boyunca izleyicisini ‘defalarca’ baştan yaratıyor.

Her şey Sigmund Freud’la başlıyor: “İnsan rasyonel değildir. Bu sebeple rasyonel kararlar veremez ve yardıma muhtaçtır. İçgüdülerinin kölesi yaşayan insanoğlunun kontrol edilmesi gerekir”.  Psikanalizin dünyanın en mühim çalışma alanlarından biri haline geldiği erken 1900’lerin Freud çağında artık ‘özgürleşmeye’ yönelmiş dünya, zıtlıkların doğurduğu bir kaos tarafından yönetiliyor. Ringin bir köşesinde Freud gibi düşünenler, yani, insanın sadece içgüdülerine bağımlı bir şekilde karar veren, büyük bir felakete sürüklenen ve mutlak suretle gizli bir denetim ağına bağlı olarak ‘kontrol’ altına alınması gereken bir tür olduğu düşüncesi var. Diğer köşede ise ‘liberal’ ütopyaya sınırsızca biat edilmesi gerektiğini şart koşan psikanalist paradigma… Adam Curtis’in dört saat süresince kafa karıştırdığı kadar zihin billurlaştıran belgeseli “Ben Asrı” mevzubahis fikirler karşıtlığından yola çıkarak ‘ben olmak’ın tarihini anlatıyor. Elbette ki bu ‘benleşme’ mevzusunun tüm izleği temelde ‘kimlik’ kavramının en yüce belirleyicisi olan kapitalist kitle yönetim metodolojisine dayanıyor. “Ben Asrı”, insanın hikayesini anlattığı kadar insanı kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendiren, ‘çok bilinmeyenli’ düzenin tarihini de anlatmaya soyunuyor.

century of the self

Spot ışıklarının altında değil, kontrol odasında bir adam var. Bu adamın adı Edward Bernays. Bernays bir ‘Freud’cu. Olmaması için hiçbir sebep yok zira kendisi aynı zamanda Sigmund Freud’un yeğeni… Freud’un çalışmalarının İngilizce’ye çevrilip alanını genişletmesinde de büyük bir payı var. Lakin Bernays’ın ismi psikanaliz alanına yaptığı bu yazınsal katkılardan ziyade başka bir atılımıyla anılıyor. Artık her şirkette bir departman olarak rastladığımız “Halkla İlişkiler” biliminin mucidi Bernays. Başka bir deyişle ‘arzu yaratma’ mesleğinin, yani, kapitalizmin direğinin…

Bernays’in böyle bir fikirle çıkagelmesinin ardında Freud’un ideaları var. Sadece ihtiyaçları peşinde koşan insanların o güne kadar asla düşünmedikleri şeyleri arzulamaları gerekiyor. Bu, hayatın dizginini katiyen elinde bulundurmaması gereken insanın dikkatini dağıtmak için geliştirilen, bir nevi bir kontrol mekanizması… Hatta bir açıdan da yeni bir demokrasi anlayışı… Kendi bilinçaltıyla rasyonel kararlar veremeyecek olan, gizli kimliği denetim altında tutulması elzem insan türünün ve aşina hale geldiği demokrasi kavramının “rıza mühendisliği” refakatinde dönüştürülmesi süreci… Böylece yaklaşık yüz yıldır ‘tüketici’ adını verdiğimiz yeni, tahmin edilebilir ve hesaplanmış insan türü üretilecekti.

Edward Bernays, tıpkı şu an tanıdığımız birçok lider gibi demokrasinin muhteşem bir kavram olduğunu lakin insanların demokrasiye güdümlü olarak kesinlikle ‘mantıklı’ kararlar veremeyeceğini düşünüyor. Mimarı olduğu yeni meslek alanı olan ‘Halkla İlişkiler’ de bu muhtemel irrasyonel kararların dikkatini dağıtacak bir politika üretmeye yöneliyor: Kitleleri yönetenler, insanların doğal ahlaksızlıklarını türlü yöntemlerle ‘uzaklaştırmalılar’. Bu noktada belgeselde çok sembolik bir yer ve önem tutan ‘sigara’ örneğinden bahsetmemiz şart. Tütün şirketleri, kadınların sigara kullanmamasından kaynaklanan bir zarar etme dönemine giriyorlar ve bu gidişatı değiştirmesi için Bernays’in yöntem dağarcığına başvuruyorlar. Dönem toplumunda kadınların sigara içmesini ‘uygun’ görmeyen bir inanış var. Mesleki hayatını Freud’un tespitleri üzerine kuran Bernays, acilen Freud’cu psikanalistlere başvuruyor. Psikanalistler de sigaranın çok derinlerde cinsel bir sembol olduğunu ve eğer ki kadınlar doğru şekilde manipüle edilirse sigara kullanmaya başlayabileceklerini söylüyorlar. Böylece Bernays, sigara ve özgürlük arasında bir bağ kurarak gazetelere tam sayfa ilanlar veriyor; kadınların sigara içerek özgürleşebileceklerini telkin eden metinler yayımlatıyor. Bu sayede erkeklerin dünyasında ‘ayrıcalıklı’ bir yeri olan sigara, kadınların dünyasına bir özgürlük belirteci olarak giriveriyor. Adam Curtis’in belgeseli benzer örneklerle, eşsiz arşiv görüntüleriyle ve tanık göstermelerle özellikle ilk iki bölümü boyunca kitle yönetim formüllerini gözler önüne seriyor.

the century 2

Belgeselin son iki saati ise Freud’cu paradigma ‘Marilyn Monroe’nun ölümü gibi sembolik olaylarla alaşağı edildikten sonra türeyen ‘ikinci yeni’ tüketici modelinin peşinden gidiyor. Artık dünya insanın baskılanamayacağına ve özellikle cinsel açıdan özgür bırakılması gerektiğine ikna olmuş durumda. Böylece cinsel devrim başlıyor; yeni insan kendi katmanlarını birer birer yok ederek kendi özüne ulaşıyor. Artık tüketicisinin nasıl davranacağını öngöremeyen sermaye de yeni bir oyun planı geliştirmeye başlıyor. Kabuğunu kıran insan, sonradan ‘tek kişilik sosyalizm’ olarak adlandırılacak bir psikolojinin içine giriyor. Bir şekilde bu ‘öz’ ve ‘kendini gerçekleştirmiş’ insanı kazanmak zorunda olan politik dünya da sıradaki adımlarını bu insanların ışığında atmaya koyuluyor. Adam Curtis bu yeni vaziyeti iki çok net örnekle, Reagan ve Thatcher iktidarlarıyla örnekliyor.

Adam Curtis iki başyapıtından biri olan ‘Ben Asrı’, hem insan kimliğine hem de bilincine anlam kazandırıyor. Ziyadesiyle enformatif, ziyadesiyle çarpıcı… İzledikten sonra hiçbir şeyin ‘eskisi gibi’ olmayacağı belgesellerden…

Kaan Karsan
kaankarsan@gmail.com
twitter

***

Türkçe Adı: Ben Asrı

Yönetmen: Adam Curtis

Oyuncular: Martin Bergmann, Ann Bernays, Edward Bernays, Enrico Caruso

Yapım: İngiltere, 2002

Süre: 240′

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla