The Bling Ring (2013): Bir Post-Ergenlik Ağıtı

Eray Yıldız
Eray Yıldız
14 Eylül 2013

Sofia Coppola, yönetmenlik kariyerinin başından beri bir “pırıltılı hayat” tutturmuş gidiyor. Şan, şöhret ve parayla parıldayan hayatlardan kendisine dert edindiği bu “süslü yalnızlıklar”ı kimlikleştirip apaçık bir tüketmiş insan portresiyle uzun zamandır içli dışlı. Belli ki derdi, kendisinin de çocukluğundan bu yana bizzat deneyimlediği ve gözlemlediği bu göz boyayıcı hayatları renklerinden soyarak “aslında ne olabilecekleri”yle ilgilenmek, şeceresini dökmek. The Bling Ring ise ilk kez bu şaşaya dışarıdan bakmanın “haklı savrukluğunda” denebilir. Nitekim Coppola bu kez, hali hazırda kimliğiyle parıldayanın hayatına bir anda kamerayla girmiyor; kendileri de henüz kimliklenmemiş ve kayıp bir neslin arayışı esnasında filme dahil olup geri çıkıyor. İşte tam da bu “uğrama” hali, Coppola’nın anlatımından kurgusuna kadar sekteye uğratıp önceki sinemasından (kopmuyorsa da) uzak bir yere düşürüyor.

İlk kez belirli bir zümrenin içinde onları anlamaya çalışan gözler olarak değil de, onların yüksek duvarlarından, çitlerinden, geniş camlı salon pencerelerinden bakmamız, bir anlamda Coppola sinemasının sağlamasına denk düşüyor. Kimi zaman Versailles prensesi, kimi zaman(lar) Hollywood oyuncusu olarak “gözler önünde olma” durumuna “yanında olma” avantajıyla seyirci kalmamızın tersine, Bling Ring, tüm bu afişeliği tersyüz ederek Coppola’nın set çektiği gören ve görülen arasının sınırlarını işgal etmesi bakımından da ilginç. Gören-görülen ilişkisindeki görülen’i var eden medyayı ise bu setin belirleyicisi, hatta bekçisi olarak tayin ediyor. Yani öteki tarafı gösteren ama ona dahil etmeyen. Magazin sitesi TMZ’den, kendini ifşa etmenin en keyifli yolu olan Facebook’a kadar, medya bu filmde Coppola’nın derdini motive eden, anlatılabilir kılan bir araç.

the-bling-ring_rgb_wide-afd500bc70d5ef1139bb5402c55cfc275334f4e9-s6-c30 (1)

Aslen medyanın müjdelediği pırıltılı hayatları över gibi bir tavırdan çok altlarını boşaltan üstü kapalı bir yergiye meylediyor Coppola. Film boyunca evlerine girilen ünlüler, “saçmalık” derecesinde fantezileştirilerek ortadan yok ediliyor. Şehir dışındaki defilelere, galalara gittikleri için evleri boş kalan bu ünlülerin adresleri de google’da tek aramayla ulaşılabilir cinsten (Paris Hilton’un ev anahtarının paspasın altında olması vb.). Bu açıdan Coppola, kurmaca düzeyini masalsılığa, fantastiğe kaydıran bir izleği de temel alır gibi. Konu ve dert edindiği grotesk dünyanın fantezisini, ulaşılabilir ve vakfolunabilir (‘accessible‘) düzeyiyle, yani demin adı geçen “saçmalığıyla” hemzemin ediyor. Öte yandan, ünlülerin sadece flaşlar patladığındaki varlığı üzerinden gerçekte yaşadıkları evin “tesadüfen ve gelişigüzel” boşluğu vurgusuyla yaşamlarının çok odalı lüks birer dekordan ibaret oluşlarının altını çiziyor. Bir anlamda, ‘bling ring’ çetesiyle benzeşen bir “hiç ait olmama” durumu var ve bu da onları Amerika’nın döngüsel, içi boş ikon zincirinin halkaları haline getiriyor. Sanki senaryonun asıl acıdığı, emanet duran bu boş evlerin tanınmış sahipleri.

Neredeyse tamamı giyim-kuşam müessesi çevresinde ilerleyen ve anlamını biraz da “kimlikleri giymek” temelinde bulan Bling Ring, aslında basitçe etiketlenebilecek cinsten bir “coming of an age“den çok karamsar bir “başkalarının hayatları” öyküsü. Daha geniş bir tabirle, kendi kimlik(sizlik)lerini kendi yaşamlarında eritememiş genç neslin, kayıp ve kayıtsızlıklarla dolu dünyalarında yer edinme, aidiyet kazanma açlığını göz önündekilerin kıyafetleri, günlük aksesuarları ile doyurması üzerine bir post-ergenlik ağıtı. Görünürde orta-üst sınıf semt ve evlerde yaşayan bu çocukların girdikleri evlerde bulduğu tomarla para bu minvalde önemsiz. Soygunla başlayıp gittikçe arzuya dönüşen “yabancı ev”e girmeler, kendi ev ve okullarındaki yabancılaşmanın ötesinde, çete için kendilerini bir hayatları varmış gibi duranların kıyafetleri içinde bulmak, sergilemek, yaymak. Duyulursa diye saklamak gibi bir kısıtlamaları olmaması, suçlarının bilinir hale gelmesindeki kasti payları, yakalandıklarındaki sorguda bile evlerine girilen ünlülerin onlar hakkında ne düşündüğünün bilgisi, kutsadıkları hayata biraz daha yaklaşmak ve alacakları tepkiyle kemikleşmek adına hayati bir mesele. Salt ‘olmaktan’ çok, “olmanın görünümü”ne dair bir film bu yüzden Bling Ring. Bütünsel olarak filmin de handikabı, tam olarak bu sürekli sadece ‘gösteriyor’ olma biçimi denilebilir.

0624-lrainer-The-Bling-Ring_full_600

Filmde sürekli bir başrol değişme hali de göze çarpıyor. Kurgunun olağanca özensizliğine de yansıyan bu paslaşma bir yerden sonra filmin genel sunumunu da odaksızlaştırıyor. Erkek üyenin anlatımı ve röportajıyla girdiğimiz film, bir anda Emma Watson’ın hayatına, odasına kayarak yaşananları çok merkezli bir anlatıma kaydırmak istese de film belgesel yazılıp kurmaca çekilmiş gibi tutarsız ve bağlamsız bir sahne-üstüne-sahne seyrine dönüşüyor. Bu yolda, sıkça video-clip kıvamına bürünmekten de çekinmeyen film, “görünmek, onaylanmak” temasının dozunu fena halde kaçırarak tatsızlaşıyor.

Coppola sinemasının hem dilini hem ruhunu belirleyen tüketmişlik, aidiyet ve kaybolma hallerinin antitezi olarak karşımıza çıkan Bling Ring, karakterlerin suçlu hazlarını ve aksiyonlarının sebep-sonuçlarını seyirciye geçirmesini becerse de sunuşta savsaklayan bir “gençlik komedisi” yüzeyselliğiyle yetiniyor. Sonuç olarak, finalde mahkeme salonuna seyirci olarak alınmamamız aslında Coppola’nın bu gençleri yerlerinde anlamlandırmak, yargılamaya pek yanaşmamak ve hatta onları suçlu bile bulmaması olarak tezahür buluyor. Ancak bu yüzeysellik hissi, filmi kısa süreli hafızadan silerken Sofia Coppola adına artık “önümüzdeki hayatlara” bakmayı yeğletiyor.

 

Türkçe Adı: Pırıltılı Hayatlar

Yönetmen: Sofia Coppola

Senaryo: Sofia Coppola, Nancy Jo Sales

Yapım: ABD, 2013

Oyuncular: Emma Watson, Katie Chang, Israel Broussard, Claire Julien, Taissa Farmiga

Süre: 90’

 

twitter.com/pyschedelia

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5