The Avengers (2012): Fahri Kahraman Joss Whedon

Eray Yıldız
Eray Yıldız
05 Mayıs 2012

İlk duyurulduğunda ‘imkansız proje’ olarak görülen The Avengers, Marvel dünyasının özünü dünya çapında yakalamış gözüküyor. Her biri filme yakın zamanda adapte edilmiş ve çizgi roman külliyatında çoğu görevde birlikte çarpışmış süperkahramanlarını bir arada iftiharla sunuyor. S.H.I.E.L.D ajanı Nick Fury, kendi dünyalarının ayrı kahramanları olan Yenilmezler ekibini, acil düşman tehdidi karşısında toplayarak bir direnç oluşturmak niyetindedir ve geri kalanı takdir-i ilahiyatın klasik iyi-kötü determinasyonu.

Genel yanılgının aksine, Avengers ekibi ilk çıkışını 1963’te yapan, bundan çok daha fazla kahramanı barındıran bir serinin malzemesi. Bahsedilebilir değerde filme geçiş süreci ise 2005 yılında tam anlamıyla resmileşip duyurulması üzerine gerçekleşti. Bu süreçte de Avengers ekip üyelerinin kendi filmleriyle hikayelerinin anlatılması, en azından asıl filme kadar karakter motivasyonlarına birer giriş yapılması gerekecekti. Bilindiği üzere Hulk, 2003 yılında Ang Lee’nin kendine has melankolik anlatısıyla perdede yerini çoktan almıştı. Ekibin bundan sonraki sinema çıkartması 2007’de The Incredible Hulk ve 2008’de Iron Man ile oldu. Dünya genelinde epey olumlu eleştiri alan Iron Man’in devamı yine Jon Favreau tarafından 2010’da bu sefer biraz dozu şaşırmış şekilde görücüye çıktı. 2011’de üst üste gelen Thor ve Captain America ile de yoklama tamamlanmış oldu. Kenneth Branagh’ın şekspiryen tavrı ve tiyatro terbiyesi Thor’da hatrı sayılır bir karakter ağırlığı ile seyir kalitesi yaratırken Kaptan Amerika uyarlaması nispeten sönük ve ismi haricinde yeni hiçbir şey getirmeyen, gittikçe sürekli aynı şeyin izlendiği izlenimini veren, çağ itibariyle de pejmürde bir öncülden ibaret olarak kaldı. Lakin amaçlanan olmuştu ve seyirci artık Hawkeye ve Black Widow’un da teşrifiyle sinemada Avengers ile tanışabilirdi nihayet.

 

 

Türlü ertelemeyle nihayet vizyon gören Joss Whedon yönetmenliğindeki film, güldürme ve eğlendirmenin yanı sıra izlediğimizin tam bir Whedon-marifeti olduğunu sürekli hatırlatırcasına da sadık. Sadakatten kasıtla, Serenity, Firefly, Angel, Buffy the Vampire Slayer gibi kendi içinde devasa diyarları olan TV fenomenlerinin yanı sıra son derece absürd The Office gibi bir beynin de yönetmenliğinden ve henüz çok taze olan, tüketilmiş korku janrının ipini pazara seren modern-kült The Cabin in the Woods’dan ötürü “nerd” şeklinde tanımlayabileceğimiz düzeyde bir entelektüelliğe atıf yapılmaktadır elbette. Böylesi köklü ve zengin motifli, mizahi yönü güçlü bir süperkahraman öyküsü de olsa olsa fan-boyların çarmıha germeyeceği birisi olarak Whedon’a teslim edilebilirdi. Zira film, popüler film seyircisinden azılı çizgi roman takipçisine herkesi belirli miktarda tatmin edecek kalibrede seyrediyor. Zeki, komik, ukala, referans-perver…

Aslen Thor’un 2011’deki sinema macerasında bıraktığı yerden, daha doğrusu dünya düzeninden devam eder gibi gözüken film, “o sırada, bir yerlerde”ymiş gibi yapıp tüm element karakterlerini mantıksal olarak birleştirerek böylelikle öncül filmlerin misyonunu da yerine getirmiş oluyor. Nick Fury’nin her film sonunda “bonus material” olarak bir iz bırakması ve gittikçe görünür hale gelmesi de prodüksiyon olarak planlı bir dizinin sorumluluğuna işaret ediyor. Bu anlamda karakter ve yan hikayeler, sinemadan takip edenleri de doyurur nitelikte, falsosuz evrilip gelişiyor bu filmde. Thor’un kötücül kardeşi Loki’nin, dünya üzerindeki hakimiyet obsesifliğini temelde “baba ve oğulları” kompleksi etrafında devam ettirirken diğer kahramanların kostümlerinin altında yatan zaaf, prensip ve karakteristikleriyle de uygun adım işliyor her sahnede. Dolayısıyla bilhassa ilgilisine yeterli hazzı yaşatarak bir anlamda ‘çok iyi bir film’ değilse de türüne has bir iyi’liğin temsili haline geliyor. Iron Man’in süperstar bunalımı, Hulk’ın empatik çaresizliği mükemmel zamanlamalarla sahneyi büsbütün dolduruyor. Yanlarında Kaptan Amerika’nın demode idealizmi ile Thor’un kısmi akvitasyonu ise ancak bir saman yaprakta konuşma balonlarında etkili olabilecekken sinemada sadece eğlendiren bir portre çiziyor. Black Widow ile Hawkeye ise kritik anlarda günümüz realitesini temsilen, onca tanrı ve yaratığa rağmen filmin keyif unsurlarından biri olarak tatminkar işlevsellikte.

Film teknik olarak da kusursuz denilebilecek düzeyde, son derece titiz ve ölçülü. Belki, ta ki Transformers 3’de geçici işitme kaybı ile kalıcı baş ağrısı yapan son 1 saatlik savaşa eşdeğer gelişen, boş gözlerle baktığımız Manhattan kaosuna kadar denmeli o da. Lakin aralarda özel 3D nüanslar ile görsel efekt ve ses kurgusu başlı başına sinemada şöyle bir sarsıp da yollayan raddede.

Uzun süresine rağmen sinemada Marvel’dan uzun zamandır gördüğümüz en tutarlı sürümlerden biri olarak, seyircinin cüzdanıyla birlikte kafasını da kaale alan, imkansız olarak bakılırken onca süperkahramanı sırıtmadan bir arada eritebilen, baştan sona belirli bir tempo ahengi tutturan, yıl sonunda bahsetmeye değecek bir seyirlik olarak not edilebilir The Avengers. Türüne has iyi’liğin genel iyi’yle yakın akraba olduğunu hesaba katarsak, Joss Whedon, Marvel kahramanları etrafında aksiyon mizanseninin başına Raimi ve Nolan’dan sonra gelen en talihli şeylerden biri olarak sayılabilir kuşkusuz.

Filmin notu: 7 / 10

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5