The Adventures of Tintin (2011): Spielberg Farkı

Kaan Karsan
Kaan Karsan
05 Kasım 2011

Amerikan mainstream sinemasının her daim en heyecan verici yönetmeni olarak addedilen Steven Spielberg’in yeni bir film ile geri dönmesi hiç şüphe yok ki kendisini seven ya da sevmeyen bütün sinemaseverler açısından ayrı bir önem ifade etmektedir. Zira yönetmenlik kariyerinin ilk yıllarından bu yana çektiği filmlerle, sunduğu hayal gücüyle yepyeni alt kültürler yaratan ve birkaç jenerasyonun hayatına, çocukluğuna direkt olarak etki eden bir dehadır Steven Spielberg. Hele bir de tıpkı kendisi gibi yine bir dönemin çocuklarının hayal gücüne açık bir şekilde etki eden başka bir kültürle, “Tenten” ile beraber geri dönüyorsa duyduğumuz heyecanın ikiye katlanmaması ihtimal dahilinde değil.

Spielberg uzun bir süredir almaya çalıştığı Tenten’in film haklarını Peter Jackson ile beraber aldıktan sonra Tenten’in en bilinen hikayelerinden birini sinemaya aktarmak için kolları sıvadığında motion capture teknolojisi ile çekilecek film hakkında birçok soru işareti vardı kafada. Zira her çizgiroman uyarlamasının yaşadığı problemleri yaşama ihtimali dışında, Spielberg’in ilk animasyon filmi olması ve yönetmenin uyarlamaya kendinden ne kadar katabileceğinin bilinmiyor olması bu sorulardan birkaçıydı.

Tenten’i okuyan bilir, ortada bir gizem, komik karakterler, hem karmaşık hem sade bir olay örgüsü ve işin her anına sinmiş bir heyecan vardır. Tenten’in sinema macerasında esrarengiz bir maket geminin sırrını çözmeye çalışırken buluyoruz kahramanımızı. Elbette ki bu yolda onu harika köpeği Milu ve çizgiromanın olmazsa olmaz karakteri Kaptan Haddock da yalnız bırakmıyorlar. Kısacası bir Tenten öyküsünden beklenebilecek her şey, filmi izlerken kısa sürede karşımıza çıkıyorlar. Bu noktadan sonra ise yapmamız gereken tek şey, kendimizi Spielberg’in ellerine bırakmak oluyor.

Öncelikle şunu söylemek lazım: Spielberg çizgiromanın atmosferini bütünüyle kendi uyarlamasına yansıtmayı başarmış. Usta yönetmen, ilk andan itibaren hiç vakit kaybetmeden kendimizi Tenten’in dünyasında bulmamızı ve filmin karakterlerine ayak uydurmamızı sağlıyor. Spielberg’in neredeyse tüm filmlerinden aşina olduğumuz mizansen başarısı da, animasyon teknolojisinin uçsuz bucaksızlığıyla bambaşka bir boyut kazanmış. Yönetmen kamerasını o kadar iyi kullanıyor ki, film henüz ilk dakikalarından müthiş bir tempo kazanıyor. Bu tempo da göz açıp kapayıncaya kadar filmin bitmesini ve tadının da damakta kalmasını sağlıyor. Spielberg, her zaman olduğu gibi, sinemanın “eğlence” yönünü kolay kolay rastlayamayacağımız cinsten eserine geçirmeyi başarıyor.

Hiç çekinmeden söyleyebilirim ki Tenten’in Maceraları, uzun zamandır karanlık bir sinema salonunda izlediğim en eğlenceli ve seyir zevki en yüksek film. Eserin safkan bir komedi filmi olmamasına rağmen, karakterlerin sinemaya müthiş bir şekilde aktarılması sayesinde oluşan çok yüksek bir komedi potansiyeli var. Uyarlamadaki bu üst düzey başarının seyirciye de kolayca geçiyor olması, filmin bu komedi potansiyelini harika bir biçimde kullanılmasını sağlıyor. Öyle ki, film senenin bütün kallavi komedi filmlerinin yanında bile ayrı bir şekilde parlıyor. “Sinemada eğlenmek” konseptinin tüm imkanlarını seferber eden Spielberg, izleyenlerine bir yarım başyapıt sunuyor.

Filmin nefes kesen temposu, irili ufaklı problemlerinin de gözardı edilmesini sağlayabilir. Zira filmin yüz dakikalık süresi boyunca öne çıkan tek bir kadın karakterinin dahi olmaması bile filmin erkeklere yönelik bir film olduğu mesajını verir nitelikte. Ancak ilk dakikadan itibaren nefesiniz kesildiği için filmin içerisindeki bu ihmalkar havayı sezmemek bile olasılık dahilinde. Zaten Spielberg ve ekibinin üstün teknik başarısı da size başka şeyler düşünmeniz için boş bir alan vermemeye çabalıyor.

Uzun lafın kısası, Tenten’in Maceraları, bu sene izlediğiniz en eğlenceli film olma hevesinde. Bu konuda oldukça iddialı olduğunu da söyleyebilirim. Tenten’in, beyaz perdede, motion capture teknolojisyle hiç de eğreti durmadığını görmek ise ayrı bir keyif. Sinemanın ne kadar eğlenceli bir şey olduğunu bir kez daha hatırlattığı için, büyük usta Steven Spielberg’e ise kucak dolusu teşekkürler sunmak, bir sinemaseverin boynunun borcudur.

 

***

kaankarsan@gmail.com
twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5