Super 8 (2011): Abrams ve Spielberg

Kaan Karsan
Kaan Karsan
05 Ağustos 2011

J.J Abrams, sinemanın eğlendirici yönünden yararlanmayı çok iyi bilen günümüzün en iyi yapımcılarından biri. Bunu Lost, Cloverfield ve Alias gibi önemli kabul edilebilecek işlerle kanıtladı. Bunun yanısıra Mission Impossible 3 ve Star Trek gibi iki riskli proje, kalburüstü bir filme dönüşürken J.J Abrams yönetmen koltuğunda oturuyordu ve sinemayı çok ama çok sevdiğini seyirciye hissettiriyordu.

J.J Abrams, Star Trek’ten sonra yine bir bilimkurguyla geri dönüyor. Filmin yapımcıları arasında Steven Spielberg’in bulunması ve Abrams isminin yazdığı her yerde projenin beklenti kat sayısını arttırması, Super 8 sanki bilimkurgu sinemasında çığır açacak bir film olacakmış minvalinde bir algı oluştursa da, Super 8 aslında iddiasız, sinemaya hayran ve küçük bir film. Elbette ki Super 8’den bahsederken milyon dolarlık görsel efektlerine küçük denemez belki; ancak meselesi, o meseleyi anlatış stili ve bütünlüğü “küçük”.

8 mm’lik bir kamera ve film çekme hevesiyle küçük bir Amerikan kasabasının kırlarında film çekme uğraşında olan birkaç genç, bir gece korkunç bir tren kazasına şahit oluyorlar. Bu esrarengiz ve kelimenin tam anlamıyla “tüyler ürpertici” kazaya müteakip şehre gelip olayı örtbas etmeye çalışan Amerikan Hava Kuvvetleri, gençlerimizin neler olup bittiğine dair duydukları merakı arttırıyor.

Film temel olarak yabancıyla yüzleşen küçük bir kasaba klişesinden yola çıkıyor. Bunu bilimkurgu sinemasında onlarca kez gördük ve muhtemelen onlarca kez daha göreceğiz. Bu noktada anlaşılması gereken, zaten J.J Abrams’ın amacının orijinal bir film çekme hevesinden çok, pazar gecesi sineması kuşağına yepyeni bir film eklemek olduğunu görüyoruz. J.J Abrams hiç çekinmeden onlarca filme gönderme yapıyor ve Spielberg’e ne kadar hayran olduğunu her mizansende seyirciye onu anımasatarak gösteriyor.

Film gençlerin birbirleriyle olan ilişkisinden, kasabada gerçekleşen esrarengiz kaybolmaların gizeminden ve eğlenceli diyalogları ile sahnelerinden güç alıyor. Abrams zaman zaman başarılı ses efektleriyle çok tahmin edilebilir korku sahneleri yaratarak yaptığı filmin bir “eğlen-unut” filmi olduğunu defalarca vurguluyor ve  filmdeki komik sahnelerle bu vurgusunun altını biraz daha çiziyor.

Filmin geneline sinmiş olan ve kesinlikle planlanmış yavanlık, sizin filme nasıl bir anlam yüklediğinizle bağıntılı olarak sizi rahatsız ediyor ya da etmiyor. Zira klişe ve sıkıcılaşmış bir baba-oğul ilişkisi, defalarca işlenmiş iyi-kötü çelişkisi, aynı sırlar, aynı gizemler izlediği her filmde yeni bir şeyler arayanlar için iç karartıcı gelse de, bilimkurgu sinemasının geçmişine şöyle sinema sevdalısı kısa bir bakış atma fikri aslında çok da itici değil.

J.J Abrams, bu filmiyle karanlığın dozajı biraz artırılmış bir Spielberg filmi çekiyor ve ustaya bir saygı duruşunda bulunuyor. Lakin filmin reklam sürecinde filmle ilgili neredeyse her şeyin gizlenmesi ve filmin çağımızın en önemli bilimkurgu filmlerinden biri olacakmış gibi gösterilmesi bu küçük şeyler söyleyen filme karşı beslenilen beklentileri arttırarak filmin çeşitli çevrelerce yergi yağmuruna tutulmasına neden oluyor. Fakat filmi “küçük” algılamayı başarıp salondan çıkınca da yavaş yavaş unutmaya programlayabilirseniz kendinizi, Super 8 size kötü bir film değil, sempatik bir film sunuyor. Kapanış jeneriklerindeki kısa film için bile izlenmeye değer.

 

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5