Steve Jobs (2015): Tek Dahilik Vals

80’lerden beri teknolojik alemi şekillendiren en önemli isimlerden Steve Jobs, şüphesiz ki ‘dahi mi, şişirme bir balon mu?’ tartışmalarını hep körükleyecek. İnsanlar üzerinde yarattığı zıt kutuplu fikirlerin ise kendi ismini taşıyan son biyografik öyküsü için de geçerli olacağını söylemek gerek. Aaron Sorkin’in Walter Isaacson’ın kitabını baz alarak uyarladığı ve Danny Boyle’un peliküle ettiği ‘Steve Jobs’ hiç şüphesiz yılın en ‘butik’ filmlerinden. Öyle ki, filmden zevk almak için pek çok koşulu karşılıyor olmanız gerekiyor. Apple tarihçesine az da olsa hakim olma, Jobs’un egzantrik kişiliğine dair öykülere kulak aşinalığı ve bunları önemseme gibi bazı ön koşullar gerekli şüphesiz. Ancak bunun yanında Aaron Sorkin’in insanı afallatan yoğunluktaki diyalogları ve Boyle’un basitmiş gibi gözüken ancak özelliği ayrıntılarda saklı rejisini de sevmek gerekiyor.

‘Steve Jobs’ kronolojik ve bildik yapıdaki biyografilerin aksine üç farklı zamanda – neredeyse gerçek zamanlı – olaylara odaklanan adeta üç perdelik bir oyun gibi tasarlanmış. Tiyatro kökenli Sorkin’in bu biçimsel denemesi de şüphesiz şaşırtıcı değil. Özellikle de ününü ‘perde arkası’ öyküleriyle kazanan biri olduğunu düşündüğümüzde. Nitekim Sorkin, Isaacson’ın topladığı malzemeleri gerçeklikten öte bir temsil haline sunuyor. Elbette bunun çeşitli handikapları mevcut. Zira Jobs’un üç ‘hayat değiştiren’ lansmanı öncesi yaşananların neredeyse eş dramatik yapılarda ilerliyor olması; filmin ‘temsili’ olma durumunu güçlendirdiği gibi, biyografik bir film izleyeceğini sanan seyircinin filmin içine girmesini de engelleyecek bir nitelik taşıyor. Bu bağlamda ‘Steve Jobs’a belki de biyografiden öte bir karakter incelemesi olarak bakmak daha doğru olabilir.

steve-jobs-movie-review-156690.jpg

Zira, Sorkin’in kurduğu üç ana kurulumun, hikayesel anlamda neredeyse hiçbir merak örgüsü ya da çatışma içermediğini söylemek mümkün. Sorkin, üç lansman öncesi kulis koşturmalarını sadece Jobs’un hayatındaki en tartışılası unsurlara dair (ilk başta reddettiği kızı Lisa ve kariyerinde önemli dönüm noktalarında duran Steve Wozniak, John Scully ve Andy Hertzfeld gibi isimler) bilgileri senaryoya yedirmek için kullanıyor. Bu esnada da Jobs’un hep tartışılan, kompleks kişiliğine dair ipuçlarını yakalamaya çalışıyor. Hatta bir noktadan sonra film, gerçek bir kişiyi aktarmanın dışına çıkıp yarattığı nev-i şahsına münhasır bir karakteri anlama çabasına dönüyor. Bu bağlamda Sorkin’in gerçeklere dayanmayıp rahat bir biçimde at koşturabileceği bir alan yaratıyormuş gibi hissettirdiğini ve belli noktalarda ana karakterinin bilindik özellikleri konusunda çeşitli yargıları da – gelecek tepkileri umursamadan – metne yerleştirdiğini söylemek lazım.

‘Steve Jobs’da belki de en ağır yükün altına ise Danny Boyle’un girdiğini belirtmek gerek. Boyle, teatral bir yapıda kurulan ve yine teatral diyaloglarla süslenen senaryoyu sinemanın olanaklarını sadece olması gerektiği gibi kullanarak perdeye aktarıyor. Baş döndürücü ve durdurak bilmeyen kamera takiplerine prim vermeden son derece sakin bir üslupla mizansenlerini kuruyor. En kilit anlarda ise karakterlere odaklanıyor ve aralarda girdiği insertlerle kaçınılmaz durağanlığı kırmayı başarıyor. Bunun yanında oyuncularından da çok sağlam performanslar çıkardığını söylemek mümkün. Ana yapıya baktığımızda film tek bir karakteri takip etmesine karşın Jobs’un karşısına çıkan herkese – belki de gerçekte tanınmayan – kendisini gösterme fırsatını veriyor.

Screen-Shot-2015-05-18-at-07.31.11

Bu bağlamda yazının başlığına dair de şu açıklamayı yapmak gerekiyor. ‘Steve Jobs’ tek bir adamın dansına dönüşmekten ziyade sürekli değişen partnerlerinin de aynı spotun altında parladığı bir valse dönüşüyor. Michael Fassbender – fiziksel benzerlik durumuna takılmadan ve bir makyaj pastasına dönüşmeden – Jobs’u taklit etmek yerine kendi karakterine can veriyor ve filmin en can alıcı noktasını, cazibe merkezini, oluşturuyor. Fassbender dışında Michael Stuhlbarg, Seth Rogen, Jeff Daniels ve Katherine Waterston başta olmak üzere diyalog sahibi tüm kadro kendi anlarını yakalamayı başarıyor. Jobs’un hiç yanından ayrılmayan Joanna Hoffman’ı canlandıran Kate Winslet ise diğer yan kadroya nazaran çok daha albenili bir malzemeye sahip. Hoffman, adeta Jobs’un sağduyusu – belki de bilinçaltı – işlevini gerçekleştirmesi için yazılmış gibi adeta. Bu bağlamda baktığımızda da Winslet, oyuncu departmanında Fassbender’le birlikte filmin ağır yükünü bu koşturmaca boyunca hayran bırakırcasına sırtlıyor.

En başta da bahsi geçtiği gibi ‘Steve Jobs’ oldukça butik bir film. Her yönüyle çok iyi kurulmuş, oyunculara bol malzeme veren iniş çıkışları ve diyalogları, işinin ehli bir yönetmenin kendinden emin bir şekilde ve harika tasarımıyla neredeyse kusur bulması zor bir iş. Ancak filmin kişiliğini belirleyen Aaron Sorkin ve öykünün merkezine yerleştirdiği Steve Jobs’a olan hisleriniz, bu biyografiden alınacak zevkin seviyesini de belirler nitelikte. Zira Jobs’a dair hiçbir şey bilmeyen – ve bilmek için de meraklanmayan – iyi veya kötü önemsemeyen birisi için bu filmin hiçbir anlam ifade etmeyeceğini söylemek mümkün. Bunun yanında Sorkin’in çok eleştirilen ‘zeka seviyesini göstermek için çırpınan diyalogları’ ‘kadın karakter yazabilme yoksunluğu’ ‘metnin kendisini fazla önemsemesi ve önemsetmeye çalışması’ ve hiç şüphesiz en kişisel anlardan bile ‘görkemli bir epic’ edasıyla faydalanmaya çalışması gibi özellikleri ‘Steve Jobs’da da kendisini gösteriyor. Bu açıdan filmin bir Apple meraklısı veya Sorkin hayranı değilseniz size seslenmesi de çok zor. Ancak bunları bir kenara bırakırsak Danny Boyle ve yönetimindeki oyuncuları takdir etmemek imkansız.

Kemal D. Yılmaz
twitter

***

Yönetmen: Danny Boyle

Senaryo:  Aaron Sorkin

Yapım: ABD, 2015

Oyuncular: Michael Fassbender, Kate Winslet, Seth Rogen, Jeff Daniels

Süre: 122′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5